Hayat her zaman geçmişten daha iyi ve daha kötü günler getiriyor. "Bu acıya da dayanamam artık." dediğinden fazlasını yaşıyorsun. Her seferinde unutup yoluna bakıyorsun. "Çok mutluyum" dediğin her hatırayı da nankörce kenara itiyorsun.
 
Hayattır durduramıyorsun. Yaşadığını silemiyorsun. Bir adım geriden gelemiyorsun, ileriye gidemiyorsun. Hep bir yerde, farklı kelimelerle zamanı irdeliyorsun. Olmuyor. Hangi dilde var bunun açıklaması? Bulamıyorsun. Zamanın göreceli olduğunu kabul ettiğin an bir pencere açılmış gibi hissediyorsun. En mutlu olduğun anı ve en acı çektiğin anı düşün. Zaman gerçekten aynı hızıyla mı aktı? Yönünü değiştirmesen de hızına verdiğin ayarı seviyorsun. Yavaşlatana düşman oluyorsun. Bakıyorsun duyguların esiri ve aşığı olmuşsun. Esiri olduğun için kabul etmediğin her şeyde acı çekiyorsun. Aşığı olduğun her şey için de deli gibi savaş veriyorsun. Sebepsizce çöken rehavetle boğuluyorsun. Bundan kötü duygu da olmaz diyorsun. Yediğin her darbede esiri olduğun duygularla da kavga ediyorsun. Bir gün kapını ölüm çalıyor. "Bu kavgam ne içindi?" diyorsun. Bir başarı elde ediyorsun "Oh be!" diyorsun. Bir bebeğin oluyor "Her şeyden güzelsin!" diyorsun. Bazen ne istediğini bilmeden zamanda savruluyorsun. Savrulmayı seviyorsun. Hayatın içinde kendine bir oyun yaratıyorsun. "Savrulup geçen zamana, savrulurken kuruduğuma değdi mi?" diyorsun. Benliğin oturdu sanıyorsun. Artık nerede yıkılacağını tahmin edebilecek seviyedesin. (?) Ah be! Tabii yine öyle olmuyor. Sular bazen o kadar hızlı akıyor, bazen o su hiç tahmin etmediğin bir kayaya başını öyle vuruyor ki benlik dediğin şeyi unutuyorsun. Sadece bakıyorsun. Etrafına bakıyorsun. Kuşlara, çiçeklere, insanlara, diğer hayatlara bakıyorsun. Bazen eksiğin veya hatan var sanıyorsun. Bazen kader diyip kestirip atıyorsun. "Hayat bu kadar işte" dediğin noktada belki huzuru buluyorsun. Ama hiçbir zaman duygularına ve zamana saygı duymuyorsun. Hep en uçlarda yaşamaya çalışıyorsun. -Hoş kim öyle değil.-
 
İşte tam bu hislerle bir zamanlar uçların en güzeli olduğuna inanırdım. Siyahla beyaz arasında mekik dokurdum. Artık çözümleri hayatın bin bir renginde dinlenerek arıyorum. Siyaha ya da beyaza götürecek çıkışları yırtık cebimde taşıyorum. Geri de kalmadan, ileri geçmeden acıma ve tatlıma "Evet yaşadım." diyerek zamanla akıyorum. Ne kontrol kaybediyorum ne kontrolle acı çekmeye izin veriyorum. Evet su yine bir taşa başını vuracak. Evet o su çiçekli bahçelere çıkacak. Bir farkla! Daha büyük bir kaya da olabilir, daha renkli bir bahçe de çıkabilir. Zamanı dikey algılayarak, iyiyi ve kötüyü kabul ederek. Geçmişe nankörlük etmeden, geleceğe rahatsızlık vermeden. Sabrı ve saygıyı şükürle taşıyarak.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.