Hastanenin acil servisinde hızla, etrafa çarpa çarpa gelen sedyeden yatağa biraz yaşlıca bir kadın hasta taşındı. Acil müdahaleleri yapılırken, “refakatçisi var mı?” diye soruldu.  Kimse yoktu ortada. Müdahaleyi yapan doktor: “ Teyze, kimin kimsen yok mu senin?“ deyince,  belli belirsiz ölgün bir ses:  “Yooook yavrum , yalnızım ben, tekim...” dedi.  Öyle uzun ve derin bir “yok” kelimesiydi ki,  iç sızlatan cinsinden...                 
“ Yalnızlık“ duygusu psikolojik araştırmalara sıkça konu olan bir duygu.  İnsanlar giderek yalnızlaşıyor. Bu konuda yapılan psikolojik araştırmalarda yüzde 25-48 arasında yalnız birey yaşamakta. Tabii ki bu daha çok Amerika ve Avrupa topluluklarındaki istatistik sonuçları. Peki bizim ülkemizde durum nedir? Sağlık ve emeklilik konusunda yapılan bir araştırmaya göre kendini yalnız hisseden bireylerin oranı yüzde 27’lere ulaşmış durumda.                      
Tabii burada en çarpıcı soru şu: “Yalnız olmak, yalnız hissetmek”  aynı şey mi acaba? Psikolojik olarak baktığımızda “yalnız hissetmek” daha ağır bir durum. Değilse ilkine göre diğeri fiziksel ve “görünür bir yalnızlık”…Mesela hastanede yatan hastalara baktığımızda hemen hepsinin yanında refakatçileri var. Ama, hastalığın penceresinden seyri, çevreden soyutlanmış derin bir yalnızlık hissetmeleri muhtemeldir. Kötü haber şu “yalnızlık duygusu” peşinden diğer kötü arkadaşları olan; boşluk, anlamsızlık, hiçlik duygusu gibi karamsar duyguları da çağırır. Ve majör depresyon da denilen daha ciddi depresyonlara, psikozlara ve psikiyatrik hastalıklara kapı aralar.  Onları davet eder.                     
Aslında bu ve benzeri konular ( varoluş, hayatın anlamı)  felsefenin sorunu gibi görünürdü. Sanki psikoloji ile ilgisi yokmuş gibi algılanırdı. Fakat günümüzde “pozitif psikoloji, optimal psikoloji ve esenlik terapisi” de denilen “mutluluk psikolojisinin” konusu olmaya başladı.                    
Biz olaya nereden bakarsak bakalım; yalnızlık duygusu toplumu çok etkileyen ve dokusunu bozan bir durum olarak görülüyor. Çeşit çeşit yalnızlıklar yaşayan insanlardan adeta bir “Yalnızlar Kervanı” oluşuyor. Bu kervanın yokluğunun nerede biteceği de çok vahim bir dert.
Günümüzde insanları yalnızlaştıran en büyük tehlike bireyselleşme, değerlerden uzaklaşma gibi görünüyor. Eskiden Avrupa toplumları için söz konusu olan tehlike, global ortak kimlikler yüzünden, Anadolu'nun göbeğindeki Güzelpınar Köyü'nün Ahmet amcasının da en büyük sorunu haline geldi.                        
Psikoterapi ilminin de ilerlemesiyle birlikte ELİZA gibi yapay sohbet programları (Terapist ile danışan arasında)  geliştirildi. Yalnız yaşayan insanlar için “yaren robotlar” icat edildi bu gibi haber ve gelişmeleri ileri de daha çok duyacağız galiba. Küçük finocuklardan, kedi, kuş, balık, bilumum evcil hayvanlardan, arkadaşlıklarından medet umuluyor. Hiç dikkat ettiniz mi bilmem, benim mesleğim gereği çok tanık olduğum gözlemlediğim bir durum var. Artık caddede, sokakta , duraklarda kendi kendine konuşan insanların sayısında müthiş bir artış var.                      
Amerika'da yalnız yaşayan; 87 yaşındaki bir yaşlı bey; evinin arka bahçesine yüzme havuzu yaptırmış ve bu havuzu “mahallenin çocuklarının kullanımına” açmış. Çocuklar özgürce geliyor gün boyu istedikleri gibi (ailelerinin gözetiminde) havuzda yüzüp, eğlenip, oyun oynuyorlar. Amerikalı amcamız da kendine mahalleden “bir alay torun” edinmiş olmanın mutluluğunu yaşıyor. Şezlonga uzanmış,  keyifle onları izliyor. Kendisi ile yapılan röportajda: “eşi öldükten sonra “derin bir yalnızlığın içine düştüğünü” ve bu duygusu dayanılmaz bir noktaya ulaştığında aklına bu fikrin geldiğini” belirtmiş. Bu kişisel projesi sayesinde hem yalnızlıktan kurtulmuş, hem de “manevi torunları” olduğu için hayatından çok memnun. Adeta hayatı yeniden anlam kazanmış.  (Yaşlılar veya yalnızlıkla ilgili konulara ileriki yazılarımda değineceğim. Bu konuda çok orijinal ve çözüm odaklı projeler yapılabilir) Eğer şimdi bu haberi medyada izlemiş  ya da yazıyı okuyan okuyucularımız varsa belki bu durum onlara çok uç bir örnek gibi gelmiştir. “ Yok ya ! Bizde olmaz” diyenleri de duyar gibiyim. Yorum yok...                      
                Ülkemizde TV programları 45-50 yaşına geldiği halde kaybettiği ailesini, yakınlarını arayan insanlarla dolu. Bebeklikten itibaren bağlanma duygusu, güven duygusu, mülkiyet duygusu gibi duygular anne ile başlar aile ile devam eder. Görüyorsunuz ki konuyu yine dönüp dolaşıp aileye geliyor.
Ailesi olan insanlar ne durumda ? “Yalnızlık Bunun Neresinde ?“diyebilirsiniz.
Hastaneler , huzurevleri , yetiştirme yurtları, mor çatılar yalnız ve kimsesizlerin mekanı olarak görülür. Acımayı ve acınmayı en çok hakeden insanlar gibi görünür buraların sakinleri. Peki bütün ihtiyaçlarımızın karşıladığını düşündüğümüz evler,  evlerimiz... Ailelerimiz...  Dolu dolu kafeler kafeteryalar ? Sohbet ediyormuş gibi gözüken gençler , insanlar yalnız değil mi acaba ?
 Gariplerin , kimsesizlerin , evsizlerin , sevgiye açların yalnız olduğu doğrudur !.. Yalnızlar kervanının taa uzaktan bile görülebilen kimsesizleri onlar.
Peki ya yukarıda belirttiğim “yalnızlık duygusu “.. Çocuk evde kendi odasında televizyon , bilgisayar karşısında yalnız , kadın evde yalnız , adam işyerinde yalnız. Çocuk , yalnızlıktan , ilgisizlikten kendine hayali arkadaş üretmiş !.. Annesi çocuğuyla parkta oturuyor telefon konuşmasına mahkum olmuş. Bu örnekleri sizde çevrenizden gördüklerinizden çoğaltabilirsiniz. Ne olur siz bu Yalnızlar kervanına katılmayın ! Yoksa kendinizi Kara bir bulut gibi yalnızlık bulutun içinde bulursunuz. İşte bu bulut içimizi kapladığında kendimizi depresyon , kaygı bozukluğu , anksiyete , panik atak  , somatizasyon , kişilik ve kimlik hezeyanları , agresyon , iletişimsizlik gibi psikolojik rahatsızlıkların ortasında kaybedebilirsiniz.                     
Kapımızı bu gibi hastalıkların çalmasını istemiyorsak; kapımızı çalan ailemiz , eşimiz , dostumuz , komşularımız olmalı. 
Yalnızlığın çaresi ve en büyük ilacı “gönül evi”ni doldurmak; aile olmak , aile olmak , aile olmak...
N’olur şu yaklaşan Mübarek Kurban Bayramı vesilesiyle ne kendimizi ne de yakınlarınızı yalnız bırakmayın... Kendinizi ve akrabalarınızı; en büyük mutluluk kaynağı olan “aile sofralarından” , “aile sohbetlerinden” mahrum etmeyin. En önemlisi de “yalnızlar kervanı”na katılmadan; yalnız  kalmış , ıssız kalmış evleri , insanları canlandıracak ziyaretleri bol bol yapın.
Hepinize şimdiden hayırlı, huzurlu , bereketli bayramlar dileğiyle…
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Umut Yıldız 2 hafta önce

Etrafımızdaki kalabalıklar, akrabalar, arkadaşlar...
Ya dostlar, gerçek dostlar ?
İşte hepimize lazım olan gerçek dostlar değil mi ?