Cumhurbaşkanımızın Fetöden mübbet hapis cezasına çarptırılan, İstinaf mahkemesi tarafından beraatine karar verilerek tahliye edilen  Metin İyidil’le ilgili karar veren istinaf hakimleri hakkında fetöcü ithamı ve talimat verdim demesi  sonrası Türkiye’deki yaklaşık 50 baro başkanının bu sözlere tepkisini gösteren bildirileri son günlerin tartışılan konuları arasında ilk sıraya çıktı. Bundan önce de sayın Cumhurbaşkanı yüzüne kezzap dökülen bir bayan için 13,5 sene ceza veren hakimle ilgili “Kanunlara mı bakacaksın? Yoksa hak olur mu adalet olur mu ona bakacaksın? Yargı dünyasına da sesleniyorum. Kanun sayfaları arasındaki maddelere değil, vicdanınızın sesine lütfen kulak verin. Adaletin tecellisini hakta, hukukta arayın. Benim yolum kanun yolu değil hukuk yoludur. Hukuk eşittir kanun değildir.”demişti.
Hukukta bazı uluslararası ilkeler vardır. Bunlardan birisi de kanuniliktir. Kanunlarda suç olarak yazılı olmayan bir hususta suç oluşturulamaz, ceza verilemez, kanunda yazılı olan cezadan fazlaya hükmedilemez. Kanunda yazılı olanın dışına çıkılarak hukukilik olmaz.
            Cumhurbaşkanımızın belki kast etmek istediği şey farklı ancak yargıyı “talimat” gibi farklı anlama gelecek kelimelerle eleştirmek doğru değil. Çünkü Anayasamızda ;
“Madde 132- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, Kanuna, Hukuka ve vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiç bir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz….” amir hükmü vardır. Cumhurbaşkanımızın konuştuklarına dikkat etmesi ve yanlış anlamaları düzeltmesi gereklidir.  Söyledikleri siyaseten doğru olsa da hukuk devleti açısından sorunludur.  
            Buradan hareketle son günlerde yargı açısından hiç de doğru olmayan, bugün birilerini itham edebilmek için kullanılan pek çok hususun yarın başkaları için de aynı yöntem kullanıldığında adalet duygusunu zedeleyecek usuller uygulandığını görüyoruz.
            Bunu bir örnekle açıklayayım. Hakkında şikayet bulunan bir şahıs hakkında somut suçlamaya yeterli delil bulunamayınca şahsın telefon kayıtları incelenmiş. Sonuçta sahada birlikte top oynadığı kişilerin, aynı otelde konakladıkları diğer kişilerin, yurt dışına geziye giderken o gezi gurubundaki bazı kişilerin, aynı işyerindeki beraber çalıştığı kişilerin, sık sık  yemek yediği lokanta sahip ve çalışanlarının, kanarya kuşu alıp sattığı kişinin haklarında soruşturmalar olduğu tespit edilip bunlarla ne ilişkin vardı türünden bir soruşturma usulü yaratılmış. Geriye doğru telefon numaraları incelenip sizin telefonunuzla bir kez de olsa konuşmanız tespit edilen kişi ile ilişki kurulmaya çalışılıyor.  
            Ben bu olayı duyunca irkildim. Eşim Kozaklı’da bir kaplıcaya gitmişti. Onu almak için kaplıcadaki otele vardım. Önceden oda numarasını öğrendiğim için direk odaya çıkmak istedim. Güvenlikçiler tabii olarak direk çıkamayacağımı ya haber vereceklerini ya da misafir olarak kayıt olmam gerektiğini söylediler. Bunun üzerine yukarıdaki soruşturma usulleri aklıma geldi ve anında buraya kayıt olmadan eşimi alamayacak mıyım diye tepki gösterdim.
            Gürcistan’a bir tur şirketi ile geziye gittim. Gurupta benim arkadaşım olan 2-3 kişi harici kimseyi tanımıyordum. Şimdi o şahıslar hakkında bir soruşturma olsa ben onlarla  ilişkim olmadığını nasıl anlatacağım.
            Mahallede bir gurup halı saha maç yapıyor. Hasbel kadar beni de içlerinden biri davet etti. O halı saha maç yapanları içerisinde soruşturma geçirenler olsa ben bunun hesabını vermek zorunda mıyım?
            Bir öğretmenin velilerinden, meslektaşlarından, müdürlerinden bazılarının hakkında soruşturma olsa onlarla niye görüştün konuştun denilebilir mi?  Denilirse bu soruşturmalar sonunda kişiye ceza verilebilir mi? Ceza verilirse Türkiye’de Cumhurbaşkanı dahil hiç kimse bu işten kendini kurtaramaz. Ceza verilemezse niye bu usul uygulanır ve yargı yaralanır.
            Hukuk herkese lazımdır. Hukuku eğer bükersek sonuçta oluşan yamukluktan hepimiz zarar göreceğiz.  Yargıtay başkanı da bu nedenle HSK nın hâkimleri anında görevden almasına tepki gösterdi. Yargı bağımsızlığını hepimizin birlikte koruması lazımdır. 12 Eylülde, 28 Şubatta hatalar olsa da insanımız en çok yargıya güvenmişti.  Yoksa hukuksuzluğundan şikâyet ettiğimiz bazı ülkelerden mesela Mısır’dan farkımız kalmaz.  Dün solculara, ülkücülere, mütedeyyin insanlara yapılanların yarın sana yapılmasını istemiyorsan bu sese kulak vermelisiniz. 
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.