İnsan açısından, evrenin en önemli gezegeni hiç şüphesiz dünyadır. Allah evreni yarattıktan sonra, dünyayı insanın yaşamasına müsait hale getirdi.  “Ahsen-i Takvim” olan insanı ise orada misafir etti. Her ne kadar dünya, Yüce Yaratıcı tarafından bizler için yaratılmış ise de, nihayetinde burada bâki değiliz. Misafirliği bitenin terk edip, asli mekânına dönmesi için “ölüm” etkisi oluşturacak sebepler hâlk edildi. Hastalıklar ve çeşitli kazalar, bulaşıcı hastalıklar,  deprem, tusunami,  yangın, kuraklık, sel, fırtına, yıldırım vb. doğal afetler gibi sebepler, ölüm sebebi olarak tezahür etmektedir.
Ama son zamanlarda afetler doğallığın bir aşama üstüne çıkmış,  doğallıkla izah edilemez bir hal almaya başlamıştır. Bunda dünyamızın yaşlanmaya başlamasının önemli etkisi kaçınılmaz. Bilim İnsanlarının bununla ilgili binlerce bulgusundan söz etmek mümkün…  Benim çok etkilendiğim tespitlerden bir tanesi, “Dünyanın manyetik alanının değişmesi” ile ilgili bilimsel paylaşımdır. Son on yılda manyetik alan değişiminin daha önce hiç görülmediği kadar hızlı olması, yaşlanan dünyamızdaki olumsuzlukların domino etkisi ile bir birini tetiklemesine neden olmaktadır.
Allah’ın yaşamamız için özel olarak yarattığı ve bize emanet ettiği dünyanın, emanetçiler tarafından yaratılış şartlarını bozacak hoyratlıktaki, yıkıcı, bozucu, yok edici saldırganlığı kıyameti andıran felaketler silsilesine açık davet çıkarmaktadır. Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, "Neler  oluyor?" dediği zaman…  İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahy etmiştir.” (Zilzal S./1-5)
 
Bir haftada dünyanın çeşitli bölgelerinde büyüklü küçüklü 75 bin orman yangınından söz ediliyorsa… Bir kısmı birkaç kıtayı sarsacak büyüklükte binlerle ifade edilen sayıda depremden söz ediliyorsa… tüm insanlığı başı derdine düşürecek virüs, mikrop, bakteri vb. etkisiyle oluşan salgın hastalıklardan söz ediliyorsa… “ Su kaynakları bize kalsın, suyumuza ortak olan canlıları yok edelim” vahşiliğine neden olacak kadar kuraklıktan söz ediliyorsa… ölenlerin sayısının bile haftalar sonra ancak tespit edilebildiği şiddette sel felaketleri sık sık yaşanılır hale geldiyse… 
Eğer durum bu kadar vahim ise!..  Adına doğal afet dediğimiz bu olayların pek çoğunun temel sorumlusu  “emanetçi” olmayı bile hak etmeyen sorumsuz ve umursamaz insanlardır. İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye(düzeni bozmaktan vazgeçsinler diye)- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.” (Rûm Süresi /41).
Artık İlahi mesajın sesine kulak verip, aklımızı başımıza alma konusunda daha fazla gecikmeyelim. Geçici menfaatler için “karada ve denizde”  düzeni bozmaktan dönüş yapmaz isek, “işlediklerimizin bir kısmını tatmaya” devam edeceğiz.  Bu bozgunculuğumuzun zararını sadece dünyada çekmeyeceğiz. Daha büyük zararı misafirlik bittikten sonra, Mülkün Sahibi’ne verirken göreceğiz. İster içtiğimiz suyun pet şişesi ile çevreye zarar verelim, ister salgılanan zararlı gazlar ile ozon tabakasına zarar verelim;  verdiğimiz zarara orantılı olarak Ayeti Kerimenin hükmüne aykırı hareket etmenin bir cezası olduğunu unutmayalım. Ayrıca beraber yaşadığımız ve bizden sonra yaşayacak masum canlılar için oluşturduğumuz tehlikenin de vebalinin büyük olduğunu unutmamak gerekiyor. “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”(Zilzal S./7-8)
Eğer gezegenimiz bir şekilde yaşlandı ve felaketlerin ardı arkası kesilmiyor ise, umursamazlığı terk etmek yetmez hassasiyetimizin en üst düzeyde olması şart. Bir bina düşünelim;  umursamazlıktan, bakımsızlıktan hor kullanımdan ve eskimişlikten yıkılmaya yüz tutmuş. Eğer orada yaşayanlar, zarar verici tutumlarından vaz geçip, binanın ayakta kalması için gerekli hassasiyeti göstermezlerse binanın kendilerine vereceği zarara katlanmak zorundalar. Dahası hane halkının ve yakınlarının evsiz barkız, aç açık kalması da onların vebâli  olacak.
Kabul edelim ki yaşadığımız gezegen artık böyle bir durumda. İyileştirmek için gayret etmek, emanet anlayışımızın gereğidir. Zarar vermeye devam edeceksek karşılığı çok ağır olur. Kuraklıklar, hastalıklar, depremler vb. bin bir  türlü âfet peşimizi bırakmaz. Bizden sonraki nesillere daha güzel bir dünya bırakmaz isek, emanete hıyanet etmiş oluruz.
“Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu.  Sakın dengeyi bozmayasınız.” (Rahman S. 7-8)
Selam ve dua ile…

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yalçın 2 ay önce

Ocak ve şubat aylarında yağmur yağıyor.hemde kayseride.ülkemizin her yeri sallanıyor.dünyanın manyetik alanı kanadadan sibiryaya kayıyor.afrikada çekirgeler istilaları başladı.akıbet inşaAllah hayır olur.gelişmeler hayra alamet değil sanki