Tarih boyunca at, insanların yanında fedakâr bir yardımcı olmuş.
 Binek olmuş, yük taşımış, bazen etinden bazen sütünden faydalanılmış. At sevgi olmuş, can yoldaşı kardeş olmuş, at murat olmuş.
            Kuzey Kafkasya’dan göç eden atalarımız yanlarında getirdikleri Kabardey ırkı atlarını geniş Uzunyayla otlaklarına salmışlar, sürüler halinde (yılkı) otlatmışlar. Askeriyenin at ihtiyacını karşılamak için yapılan festivale hazırlamak için yılkıdan birkaç at yakalayıp terbiye ettikten sonra satıp diğer ihtiyaçlarını karşılamışlar veya binek hayvanı olarak kullanmışlar.
            1959 yılının ilkbaharı güneşli bir gün, duyduk ki; yılkıyı köye getiriyorlar; at yakalayacaklar. Köy halkında bir telaş, sağa sola koşuşturmalar.  Biz de seyre gittik.
           Çok geçmeden sürü göründü gençler atlarına binmişler, kamçıları ellerinde  50 – 60 attan oluşan sürüyü, tozu dumana katarak köye getirdiler, köylülerinde yardımı ile daha önce belirlenmiş ve hazırlanmış duvarları yüksek bir çevirmeye doldurup kapısını kapattılar.
            Avlunun içine girmek mümkün değil, sürü lideri aygırlar kısrak ve taylarını koruma güdüsüyle çok agresif hareketler gösterdikleri için köylüler uzun sırıkların ucuna taktıkları kemendi kendi sülalelerinin damgasını taşıyan ve gözüne kestirdiği atın boynuna kement attılar iki –üç kişi atın boynuna takılan urgana asılırken ağılın kapısını açtılar ve sürüyü başka bir ağıla götürünce yakalanan atın mücadelesi başladı.
            Büyük bir ihtimalle dağda doğmuş ve büyümüş bir at. İnsan yüzü görmemiş, tabiatıyla yabani denebilecek kadar hırçın, ırkının tüm özelliklerini taşıyan asil bir hayvan. Etine dolgun fakat içi boş değil. Tabii seleksiyondan geçmiş, zayıflara hayat hakkı tanımayan vahşi doğanın tüm imtihanlarını başarıyla vermiş ve yaşamış güçlü bir aygır. Boynuna atılan urgana hemen teslim olacak değil ya… Mücadele edecek hem de canıyla başıyla. O anda yanına hiçbir canlı yaklaşamaz. O an da bütün varlığını ortaya koymuş hayatının mücadelesini veriyordu. Lakin çırpındıkça ilmek boynunu sıkıyor nefes alması güçleşiyordu. sonunda nefesi kesilip düşünce birkaç kişi tepesine çöktüler ve  özel olarak  çok sağlam sırımdan yapılmış gemi ağzına  takıp boğazındaki düğümü gevşettiler.
           Nefessiz yatan atın gözleri açıldı. Biraz hareketsiz kalıp derin derin birkaç nefes aldıktan sonra aklı başına geldi, derhal ayağa fırlayıp sağa sola çifteler sallamaya başladı. Attığı çifteler, ileri-geri, sağa-sola yaptığı bütün hamleler boşa gidiyordu. At, ağzındaki gemin dizginlerine sağdan ve soldan yapışmış ikişer kişi ile baş edemiyor ama sürekli deniyordu. Bir daha, bir daha belki yarım saat aralıksız denedi. Sonunda çaresiz durdu. Yorgun bütün kasları titriyordu. Terden sırılsıklam olmuş, burun delikleri büyümüş, karnı körük gibi şişip şişip iniyordu.
       Bunu fırsat bilen seyisler acele fakat dikkatlice sırtına eyer vurdular. Üzengileri biraz uzatılmıştı. At hareket ettikçe üzengiler sağa sola sallanıyor ve karın kısmına temas ediyordu. Bu durum ise atı rahatsız ediyordu. Sırtına yapışmış bu cisimden kurtulmaya çalışıp, basıyordu çifteyi. O çırpındıkça üzengiler çarpıyordu. Mücadele yarım saat kadar sürdü ve at buna da alıştı mücadeleyi bıraktı.
             Bu sefer eyerin üzerine kilimden yapılmış uzun bir heybe bağlandı ve heybenin gözlerine birer kalıp tezek kondu. Bu değişik durumda atı tedirgin etti. Bir müddet de bununla mücadele etti. Fakat bir sonuç alamayacağını anlayan at sonunda teslim oldu. Gaye binmek olduğu için bütün alıştırmaların sonunda hayvanın tek silahı olan çifte atmanın fayda vermeyeceğine  inandırılıyor, bütün bunlar  ata tecrübeyle öğretiliyordu.
              Bunlardan sonra cesaret sahibi, at terbiyesini, ata nasıl davranacağını bilen, atın tabiatından anlayan 25-30 yaşlarında usta bir binici atladı atın sırtına. Binici o an atla bir bütün gibiydi. Atın mücadelesine, çırpınışına, çiftesine ustaca karşılık veriyordu. 10-15 dakika süren mücadele sonucu insanın hâkimiyetiyle sona erdi ve dizginler ele alındı.
              Ata istediği şeyleri öğretmek üzere son sürat ovaya doğru açıldılar. Geride kalan toz bulutuydu. Usta ile at orada, uzakta anlaşıp uzlaştılar. 3-4 saat süren bu beraberlikten sonra köye döndüler.
              İnsan o an düşünüyor:  Böyle başlayan bir beraberlik kim bilir ne kadar sürecek, hangi şenlikte, hangi düğünde mızıkanın ritmiyle er meydanlarını süsleyecek, coşacak, coşturacak, destanlaşacak.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.