Her ölenin cenaze namazı kılınmaz İslami hukukta. Öncelikle ölen kimsenin Müslümanlardan olduğunun bilinmesi onun İslamlığına şahit olunması gereklidir. Yani ölen kimsenin nüfus bilgilerinde İslam yazabilir. Ancak o kimsenin davranış biçimi İslami değerleri yok sayma onlarla alay etme şeklinde şekilleniyorsa; cenaze namazı kılınmaz çünkü Müslümanlardan kabul edilmez. Bir başka ifade ile bir kimse İslam’ın hoş gördüğü bir şeyi hoş görmüyorsa, hoş görmediği bir şeyi hoş görüyorsa o kimsenin iman ile ilişiği kesilmiştir. Bu tiplerin mevki ve makamı, diploması ve kariyeri ne olursa olsun cenaze namazı kılınmasına İslam izin vermez.
İslam tarihinde Kur’an ayetlerinin şahitliğinde Medine münafıklarının lideri Abdullah b. Übey b. Selül öldüğünde; oğlu Abdullah gelir ve Hz. Peygamberden cenaze namazını kıldırmasını ister. Hz. Ömer onun münafık olduğunu/müminlerden olmadığını dolayısıyla cenaze namazını kıldırmamasını; son nebiden talep eder. Ancak son nebi (s) maslahat gereği cenaze namazını kıldırır. Bunun üzerine olayı tahlil eden ayet iner “ Onlardan ebediyyen (küfür veya nifak) ölmüş birinin üzerine (cenaze) namazı kılma ve kabri üzerinde durma, Çünkü onlar Allah’a ve Resul’üne küfrettiler ve fasıklar olarak öldüler” bu ayet sonrası son nebi (s) münafıkların cenaze namazlarını kıldırmayı terk eder.
Cenaze namazı sıradan bir olay değildir. Cenaze namazı tanık olma, şahadet etme ve mağfiret talep etme namazıdır. Cenaze namazına katılanlar cenaze için Allah’tan  “af  ve mağfiret” talebinde bulunurlar ve derler ki “Allah’ım... Bilhassa bu ölüyü kolaylığa, rahatlığa, mağfirete, rızâna erdir.” Cenaze namazına katılan herkes cenaze namazı duasında bunu dile getirir. Ancak şu ayeti kerime “(Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” Mümin olmayanların af ve mağfiret olunmayacağını bundan dolayı cenaze namazlarının kılınmasına izin vermez. Tarih boyunca bu uygulama devam edegelmiştir.
Ancak son nebi (sav) borçlu olan ve kul hakkı bulunan kimselerin cenaze namazını da kılmamış ve kıldırmamıştır. Sahabeden rivayetle “Hz. Peygamber ile otururken bir cenaze getirildi ve onun namazını kıldır dediler. Hz. Peygamber Bunun borcu var mı diye sordu? Sahabeler: Hayır, dediler. Onun namazını kıldırdı. Daha sonra başka bir cenaze getirildi: Ey Allah’ın Rasulü! Bunun namazını kıldır dediler. Nebi (s):  Borcu var mı diye sordu?. Sahabeler: Üç dinar borcu var dediler. Nebi (s): Arkadaşınızın namazını siz kılınız diye buyurdu. Ebu Katade  kalkıp dedi ki: Ey Allah’ın Rasulü sen namazını kıldır, borcunu ben üstleniyorum dedi. Nebi (s)’de namazını kıldırdı.”
Kul hakkı ya da borç islam inancın da öylesine önemli bir yere sahiptir ki İslam’ın yücelttiği şahadet makamına ulaşan ancak borçlu ölen insanlar hakkında son nebi (s) şu gerçeği dile getirir “Şehîdin, kul hakkı dışındaki bütün günahlarını Allah Teâlâ mağfiret eder.” 
Hz. Peygamber "Beytül maldan yani devlet malından yiyenlerin, aşıranların cenaze namazını kılmadığı bilinmektedir. İslami hukukta bu suça "Gulul Suçu" adı verilmektedir.
Gulul (kamu malı talanı) suçunun cehenneme götüreceğini gösteren Kur'an ve sünnet dayanaklı bilgiler, Buhari başta olmak üzere hemen tüm hadis ve siyer  kaynaklarda yer alır. Hz. Peygamber, kamu malından iki dirhemlik bir miktarı çalan Eşça'lı sahabisinin cenaze namazını kılmamıştır. Müslim ve Müsned’de yer alan hadislerde konu şöyle özetlenmektedir "Bir savaş sonrasında Hz. Peygamber'e: “filanca, falanca şehit oldu” diye bilgi verdiler. O, bunların birisi için şöyle dedi: 'Hayır! İşte o dediğiniz kişi şehit olmamıştır. Ben onu cehennem içinde görüyorum. Sebebi de, kamu malından (beytü'l mal'dan devlet malından) çaldığı bir giysidir. Hz. Peygamber bunun ardından Hattab oğlu Ömer'i çağırarak şu talimatı verdi: 'Git, Ey Hattab oğlu, git de insanlara şunu duyur: Cennete yalnız ve yalnız müminler girecektir."
            Yine Müslim ve Ebu Davud’ta yer alan hadislere göre; Hayber seferi sırasında ölen birinden söz ettiklerinde Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Arkadaşınızın cenaze namazını siz kılın” bu sözü duyan sahabelerin yüzü renkten renge girdi. Bunu gören Hz. Peygamber dedi ki: “O arkadaşınız, kamu mallarından bir miktar aşırmıştı. Sebep işte budur.” Bunun üzerine, sahabeler, ölen adamın eşyasını karıştırıp baktılar, bir de ne görsünler, Yahudilerden ganimet olarak ele geçmiş bir deri pabucu aşırmış."  
             Bu ve buna benzer örnekler göstermektedir ki; ister şahıslara borçlu olmak isterse kamuya borçlu olmak; Hz. Peygamberin cenaze namazlarını kılmadığı insanlar ikiye ayrılmaktadır. Birincisi şahıslara ait borçlu olanlar ve ödemeyenler. İkincisi kamu malını çalanlar ve teşvik/kredi/borç alıp ödemeyip kamuya/devlete borçlu olanlar. Kamu derken yalnızca devleti kastetmek eksik olur. STK’lar (Sivil Toplum Örgütleri), vakıflar, dernekler, cemiyetler, odalar, sendikalar vb. Kamu kapsamı içerisinde değerlendirilmelidir.  Kul/kamu hakkı denilince denilince öncelikle para akla gelmektedir. Ancak para dışında da bir çok şey kul hakkına girmektedir; Ehliyet ve liyakat atamaların olmayışı/yandaş atamalar; Kamu malını israf etmeler; rüşvet almalar; iyi yönetmemek; mazlumu ve yetimi gözetmemek; haksız kazanç; hediye almak; günahlara karşı tavır almamak gibi.
            Kul hakkı yemenin, ahiretteki acıklı akıbetini haber veren Allah Resûlü (s) şöyle buyurmuştur: “Bir kısım insanlar, Allâh’ın mülkünden haksız bir sûrette mal elde etmeye girişirler. Hâlbuki bu, kıyâmet günü onlara bir ateştir, başka bir şey değil.” Allah ise şöyle buyurmaktadır “Aranızda mallarınızı bâtıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için, mallarınızı hâkimlere rüşvet olarak vermeyin.”
            Merkezi veya yerel yönetimlerde, ayrıca STK’lar da görev alıp “tüyü bitmemiş yetimin hakkını” koruyup gözetmeyip; gasp edenlerin cenaze namazlarını  kim kılar bilinmez ama son nebi ve onun (s) takipçilerinin kılmadığını tarih söylüyor.
            Sanırım mum hikayesini herkes duymuştur; Hz. Ömer makamında devletin işini yaparken devletin mumunu, kendi işi için ise kendine ait mumu yaktığını!
           
 
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.