• Haberler
  • Gündem
  • Amerikalı İki Seyyah'ın Kayseri Notları Şehir Kültür'de

Amerikalı İki Seyyah'ın Kayseri Notları Şehir Kültür'de

1800'lü yılların sonlarına doğru, iki Amerikalı gezginin bisikletle gerçekleştirdikleri dünya turu, hem akademik çevrelerde hem de genel okuyucu kitlesinde büyük ilgi uyandırıyor. Bu iki kafadar Amerikalı seyyahın Kayseri ziyaretleri ve notlarını, gazetemiz yazarlarından Osman Geçek Kayseri Büyükşehir Belediyesi Şehir Kültür Dergisi 60. sayısı için yazdı.

Thomas Gaskell Allan ve William Lewis Sachtleben’in kaleme aldığı "Across Asia on a Bicycle" / ‘Asya’yı Bisiklet Üzerinden Geçmek’ adlı eser, bu yolculuğun detaylarını ve Anadolu üzerindeki izlenimlerini aktarıyor. 

İki maceracı seyyah Washington Üniversitesi'nden mezun oldukları günün ertesinde, New York'a doğru yola çıktılar. 23 Haziran 1890'da Liverpool'a gitmek üzere yola koyuldular ve üç yıldan 2o gün eksik bir zaman diliminde "dünyanın etrafında bir kemer sarmış" olarak tekerlekleriyle New York'a ulaştılar.

Yolculuğun Başlangıcı

Liverpool’dan yola çıkan gezginler, Normandiya, batı Fransa ve İtalya üzerinden Yunanistan’a kadar ulaştıktan sonra, 1891 kışını Atina’da geçirdikten sonra İstanbul’a varıyorlar. Kitabın Anadolu topraklarıyla ilgili bölümü, asıl olarak burada başlıyor ve Osmanlı İmparatorluğu, İran, Rusya ve Çin’e uzanan bir macera sunuyor. İki gezgin, yanlarına aldıkları Kodak film kameralarıyla 2500’den fazla fotoğraf çekerek, bu yolculuğun belgelenmesini sağlıyorlar. Onlar için bu yol, dünya insanlarıyla birinci elden tanışma fırsatı sunuyor.

Across Asia on a Bicycle: The Journey of Two American Students from ... - Thomas  Gaskell Allen, Jr., William Lewis Sachtleben - Google Books 1800'lü Yıllarda Anadolu'da İki Gezgin (Thomas Gaskell Allen ) Fiyatı,  Yorumları, Satın Al - Kitapyurdu.com

 

Anadolu'ya Giriş

1891 baharında İstanbul’dan Anadolu’ya doğru yola çıkan Allan ve Sachtleben, karşılaştıkları yerel halkın bisikletlerine olan tepkilerini gözlemliyorlar. "Demir at" veya "şeytanın arabası" olarak adlandırılan bisikletleri, her yerde ilgi ve bazen de korku yaratıyor. Kitabın editörü Michael Perry, bu yabancı topraklarda gezginleri koruyan unsurlardan birinin, onların ilginç görüntüleri ve eski kıyafetleriyle verdikleri fakir izlenimi olduğunu belirtiyor. Ancak Anadolu’da çeteler ve sağlık sorunları gibi pek çok zorlukla da karşılaşıyorlar.

Kayseri: Bir Dönüm Noktası

20 Nisan 1891'de Kırşehir’den Kayseri’ye yola çıkan gezginler, burada önemli gözlemler yapıyorlar. Güzergah üzerinde seyahat eden deve kervanları, Erciyes’in eşsiz manzarası ve menkıbeleri ile beraber Kayseri’de yaşayan Ermenilerin ve Türklerin yaşam tarzlarıyla ilgili önemli ipuçları veriyorlar.

"Across Asia on a Bicycle" adlı kitaplarında geniş yer verdikleri Kayseri, dönemin kent dokusuna, sosyal yaşamına ve halkın gündelik pratiklerine ışık tutuyor. 

Modernite ve Seyahat Anlayışı

Bu yolculuk, dönemin modernite sembollerinden biri olan bisikletin yanı sıra, fotoğraf makinesi ve tuhaf giysileri ile gezginlerin Anadolu ve Asya’da aldığı tepkileri de gözler önüne seriyor. Allan ve Sachtleben, "hiçbir rehber veya tercümana" başvurmadıklarını yazarak, yerel dili idare edecek kadar öğrendiklerini ifade ediyorlar. O dönem elit grupların yaptığı lüks seyahatlerin aksine, bu iki genç seyyah, doğrudan halkla etkileşimde bulunarak, özgürleştirici bir deneyim yaşıyorlar.

Sonuç olarak, Thomas Gaskell Allan ve William Lewis Sachtleben’in bisikletle yaptıkları bu yolculuk, sadece bir keşif değil, aynı zamanda dönemin sosyal, kültürel ve siyasi dinamiklerini anlamak için de önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. "Across Asia on a Bicycle", geçmişin izlerini sürmek ve Anadolu’nun tarihine dair derinlemesine bir bakış açısı kazanmak isteyenler için eşsiz bir rehber sunuyor. Bu eser, yalnızca bir seyahat kitabı olmanın ötesinde, modernite, toplumsal algılar ve insan ilişkileri üzerine düşündüren bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.

Bu yolculuk boyunca rehber veya tercüman hizmetlerinden hiç  yararlanmayan, bu nedenle, geçtikleri her ülkenin dilinden biraz öğrenmek zorunda kaldıklarını ifade eden seyyahlar, bu konudaki bağımsızlarının kendilerine zorluklar yanında yerel halkla daha fazla tanışma ve kaynaşma imkanı sağladığını ifade ediyorlar.

1891 Yılında Kayseri 

Dönemin ulaşımı ve yollar hakkında önemli ayrıntılar paylaşan bisikletli gezginler, anılarında Kayseri kervan yolu ve deve kervanıyla ilgili şu anektodu paylaşıyorlar.

20 Nisan öğle saatlerinde, yolumuz aniden Smyrna (İzmir) ile Kaisarieh (Kayseri) arasında uzanan geniş kervan yoluna dönüştü; bu yol, Kaisarieh şehrinin yaklaşık on mil (16 km) batısındaydı. Uzun bir deve kervanı, yolda görkemle ilerliyordu; önünde,  ayakları neredeyse yere değen küçük bir eşek üzerinde deveci (deve sürücüsü)  vardı. O, bilinen inatçı yaratık, yanımıza gelene kadar tek bir kasını bile oynatmadı; yanımıza geldiğimizde ise birdenbire kendine özgü bir arka ayaklarını havaya kaldırıp (çifte) sürücüyü yere düşürdü. İlk deve, protesto edercesine bir gık sesi çıkararak yana kaymaya başladı ve bu geniş yan hareket, kervanın tamamına yayılarak tüm kervanın yola yaklaşık kırk beş derece açıyla durmasına neden oldu. Anadolu’daki develer, Asya’nın diğer bölgelerindeki akrabalarının genellikle at türüne karşı duyduğu antipatiyi paylaşmaz; fakat çelik atlar, onların bile katlanamayacağı bir şeydi.

Kırşehir yolundan Kayseri istikametine gelirken gördükleri eşsiz Erciyes manzarası ve bu görkemli dağla ilgili yerel menkıbevi anlatımı da aktarıyorlar, bisikletli gezginler.

Yolda aniden bir dönüş, bizi Kaisarieh şehrinin 13,000 fit (3912 mt) yukarısında yükselen eski Arjish (Erciyes)  Dağı'nın manzarasıyla buluşturdu; zirvesi ve omuzları karla kaplıydı. Yerel gelenek, Nuh'un gemisinin bu yüksek zirveye, yükselen selde çarptığını söyler; bu nedenle Nuh, burayı lanetlemiş ve her zaman karla kaplı kalması için dua etmiştir. İşte bu dağla bağlantılı olarak, Ararat'a tırmanma fikrini ilk kez düşündük. Burada ve orada, en belirgin zirvelerden bazılarında, tarih öncesi Hititlerin harabe gözetleme kuleleri olan küçük toprak yığınlarını ayırt edebiliyorduk. 

Kayseri kentinin tarihi zenginliklerini ve adeta toprağının altından adeta fışkıran kalıntı ve anıtları da hayret verici bir üslupla dile getiriyorlar.

Kaisarieh (eski Cæsarea), on dördüncü yüzyıl Selçuklu dönemine ait kalıntılar ve anıtlarla doludur. Her gün burada ok burcu ve diğer tarihi kalıntılar ortaya çıkarılır; bunlar sokak çocukları için oyuncak olarak kullanılır. 

Buharlı gemilerin yaygınlaşmasıyla kervan yollarının eski önemini kaybettiğini fakat Kayseri çarşı ve pazarlarının aktivitesini kendi üsluplarıyla aktarıyorlar.

Kıyı boyunca buharlı ulaşımın gelişmesiyle, artık eskisi gibi bir kervan merkezi değildir; fakat yine de çarşıları, ya da kapalı pazarları, Türkiye'nin en güzel pazarları arasında yer almakta ve İstanbul'dakilerden çok daha üstün bir görünüme sahiptir. Bu çarşılar, tuğla (taş) kemerlerle çevrili dar sokaklar olup, her iki tarafında tezgahlar sıralanmıştır. 

O gün için belki de insanların ilk kez gördükleri bisiklete karşı ilgileri ve taacüplerini de şu ifadelerle notlarına eklemişler.

Bizim hanımıza giden tek yol, bu çarşılardan birinin içinden geçiyordu - ve yine de böyle dar alanlarda ve etrafımızda toplanmış heyecanlı bir kalabalık varken, felaketin kaçınılmaz olduğunu hissediyorduk. Tek kurtuluşumuz, kalabalığın önünde kalmak ve mümkün olan en kısa sürede geçmekti. Hızla yola çıktık; yarış başladı. Beklenmedik bir şekilde, tüccarlar ve müşterileri kazanç düşüncelerinden aniden dağıldı; hemen arkamızdaki kalabalık her şeyi önüne katıp sürüklüyordu. Varillerin ve kutuların devrilmesi, teneke kutuların gürültüsü, çömleklerin kırılması, ayaklar altına alınan serseri köpeklerin uluması, genel kargaşaya sadece katkıda bulunuyordu. 

Anadolu şehirlerinde yapacakları seyahatlerde kendilerine yardımcı olacak şahısları İstanbul’daki Misyoner Merkezi’nin referansıyla temin eden bisikletli gezginler, Kayseri’ye geldiklerinde de listelerinde kayıtlı şahıslarla görüşüp, bilgi notlarını paylaşıyorlardı. Misyoner faaliyetleri dışında Ermeni halkın yaşamlarıyla ilgili de ayrıntılara yer veriyorlar.

İstanbul'daki Amerikan (Misyonerlerinin) Kutsal Kitap Evi'nden Mr. Peet'in nezaketleri sayesinde, Kaisarieh'deki misyonerlere ve Asya Türkiye'deki güzergahımız boyunca diğer yerlerdeki misyonerlere tanıtım mektupları sağlandı; ayrıca başlangıçta Kutsal Kitap Evi'nde yaptığımız depozito miktarına eşit çekler de aldık. Ayrıca, bu insanların misafirperverliği ve nezaketi için çok şey borçluyduk. 

Kaisarieh'deki misyonerlik çalışmalarının en dikkat çekici özelliği, Ermeni kadınlarının eğitilmesidir; bu kadınların sosyal konumu, Türk kadınlarından bile daha kötü görünmektedir. Yerli Ermenilerde ve Türklerde, dolgun etli olmak, bir kadının değerini  artıran önemli bir faktördür. 

Bir misyonerin eşi, onlar için hem hayret hem de küçümseme nesnesidir. Sokakta yürürken, birbirlerine fısıldarlar: "İşte kocasının işlerini bilen bir kadın ve kendisi kadar iyi yönetebilen biri." Bu genellikle "Madama satana" ifadesiyle devam eder; bu, halk arasında "dişi şeytan" anlamına gelir. Başlangıçta, bu cehalet önyargısını aşmak ve kızların okulumuza (Misyoner okullarına)  ücretsiz gelmelerini sağlamak zordu; şimdi ise, eğitim ücretlerini ödemeleri istendiğinde bile onlara yer bulmak zor. 

Kayserili Müslüman Türk kadınlarının yerel kıyafetleri ve sosyal ilişkileri konusunda da önemli ayrıntılar paylaşan seyyahlar, şehirli ve köylü kadınların sosyal yaklaşımlarıyla ilgili ipuçlarını da kayıtlarına almışlar.

Ermeni kadınlarının kostümü genellikle parlak renkli bir kumaştan yapılmış, güzel bir şekilde süslenmiştir. Saç stili, her zaman gösterişli olup, bazen baş çevresine dizilmiş altın paralar içerir veya örgüye dizilir. Belde bir gümüş kemer sarılır ve madeni paralarla yapılmış bir kolye, onun güzel boynuna dikkat çeker. Nehir kenarında çamaşır yıkarken, sık sık bir ayak bileğini saran altın bir halhal gösterirler. 

Kostümlerinin sadeliği ve yüzlerini açmamalarıyla, Türk kadınları Ermeni kadınlarına zıt bir görüntü sergiler. Bol paçalı pantolonlar, kenarları açık bir elbise etek ve belde ve vücutta geniş bir şal gibi kuşak, Türk iç giyim kostümünün ana özellikleridir. Sokakta, genellikle beyaz olan ama bazen kırmızı, mor veya siyah olan, baştan ayağa örtücü bir elbise olan "yaşmak" (çar) giyerler. Akşam karanlığında yolda bu kadınlardan bir grubuyla karşılaştığımızda, beyaz, uçuşan giysileri onlara kanatlı göksel varlıklar görünümünü veriyordu. 

Türk kadınları genellikle erkeklerden korkar ve özellikle yabancılardan çekinirler. Ancak kırsal bölgelerdeki kadınlar, şehirdeki akrabalarına göre o kadar utangaç değillerdir. Sıklıkla köylerde veya açık alanlarda gruplar halinde çalışırken onlarla karşılaşıyor ve bazen su istemek için yanlarına gidiyorduk. Eğer bir grup genç kız varsa, genellikle geri çekilip birbirlerinin arkasında saklanıyorlardı. Onlardan "çok güzel atlarımıza" binmelerini teklif ettiğimizde, bu, arkadaşları arasında genel bir gülüşmeye ve yaşmaklarını boyun ve yüzlerine daha sıkı bir şekilde çekmelerine neden oluyordu. 

Kayseri’de bulunan yerleşim yerlerindeki  evlerin çatılarında bulunan leylek yuvaları ve bataklıklardaki manda sürülerini de anlatılarına ekleyen seyyahlar, akarsular üzerindeki değirmenlerden de bahsediyorlar.

İç bölgelerdeki yol manzaraları pek fazla çeşitlilik göstermez. Anadolu manzarasının en karakteristik özelliklerinden biri, Mısır'daki kış alanlarından (Afrika’dan) gelen ve köy evlerinin çatılarında yaz yuvaları yapan, binlerce gruplar halinde gelen leyleklerdir. Bunlar, kargalar, saksağanlar ve kırlangıçlarla birlikte, çiftçilerin çekirgeye karşı savaşında değerli müttefiklerdir. Bu yönde daha faydalı bir dost, siyah kanatlı pembe bir tırtıl olan "smarmar"dır. 

Deve, eşek, at ve katırların çeşitli kervanlarının yanı sıra, yol sık sık lastiksiz sertı ahşap tekerlekleriyle çalışan öküz arabalarıyla doludur ve bu arabalar, o ilginç sığır türü olan su bufalosu (Manda/camız) tarafından çekilir. Uzun boyunları, yukarı kalkık burunları ve domuz benzeri kıllarıyla bu hayvanlar, özellikle çamur birikintilerinde yuvarlandıklarında çirkin bir görünüm sergilerler. 

Bazen geçtiğimiz köylerde, zemin altındaki yatay bir tekerleği döndüren küçük bir akarsu tarafından hareket eden ilkel bir un değirmeni; ya da daha ilkel bir şekilde, gözleri bağlı bir eşeğin dairesel yolunda durmaksızın yürüdüğünü görebiliyorduk. 

Engelli ve hasta vatandaşların tüm gördükleri yabancıları ‘doktor’ zannetmeleri ve onlardan medet ummalarını da ironik bir dille anlatıyorlar.

Sokaklarda, kış yakıtı için gübre toplayan çocuklar ve yaşlı adamlarla sıkça karşılaşıyorduk.  Ve zaman zaman bir engelli ya da hasta, "Hekim" ("Doktor") diyerek bize yaklaşırdı; çünkü misyonerlerin tıbbî çalışmaları, bu saf gönüllü insanlara tüm yabancıların doktor olduğu izlenimini vermişti. Yaklaşıp, nabzımızı hissetmemiz için elini uzatarak, hastalıkları için bir şey yapmamızı isterlerdi; bu hastalıkların onları hızla mezara götürdüğünü görebiliyorduk. 

Muhtemelen bir hafta kadar kaldıkları Kayseri’den Sivas istikametine seyahatlerine devam ediyorlar.

Haber Merkezi

Bakmadan Geçme

Kayseri Gündem - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
WhatsApp İhbar Hattı
0533 704 84 10
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!