Bir Hafta Bir Yazar: Emin Gönen

Birkaç saatlik birliktelik sonrası, sanki on yıllardır birlikteymiş gibi hasbihale açık bir insandır o. İsmiyle müsemma, emin bir kişilik kalbindeki şiiri yüzüne de yansımış bir şairdir. Hayatın koşturmacası içinde yazmanın ortam ve olanaklarını her daim arayan bir yazar sosyal konularda duyarlı, küresel konularda duygusal bir aktivist olan Emin Gönen ile sizleri baş başa bırakıyoruz.

Emin Bey, önce sizleri tanıyabilir miyiz?

Ben 1981 yılında Kayseri’nin Kocasinan ilçesine bağlı Elmalı köyünde doğdum. Çocukluğum, Kayseri’nin en eski mahallelerinden biri olan Çifteönü mahallesindeki bir gecekondu evinde geçti. İlkokulu burada tamamladım. Ortaokul ve lise eğitimimi ise İmam Hatipte aldım.
İmam Hatip Lisesinden mezuniyetim, katsayı adaletsizliğinin uygulanmaya başladığı ilk dönemlere rastlar. O sancılı sürecin getirdiği çalkantılar nedeniyle çok istediğim Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanamadım. Bunun yerine, Cumhuriyet Üniversitesi Şebinkarahisar Meslek Yüksekokulu Halkla İlişkiler Bölümünde iki yıl okuduktan sonra dikey geçişle dört yıllık İşletme bölümünü bitirdim. Şu anda ise Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden yeni mezun olmuş bulunmaktayım.
Kişilik olarak çok dışa dönük biri olmasam da lise yıllarımdan beri hep sosyal hayatın içindeyim. Gençlik dönemlerimden itibaren Millî Gençlik Vakfı ve Anadolu Gençlik Derneği gibi gençlik hareketlerinin ve toplumsal mücadelenin içinde yer aldım. Zihinsel dünyam ve yazarlık dinamiklerim de hep bu mücadele atmosferinde şekillendi.

Pekala yazma serüveniniz nasıl başladı. Yazma isteğinizin oluşmasında, yazma yeteneğinizin gelişmesinde kimlerin etkisi oldu?

Yazma hevesi ve bunun akabinde başlayan yazarlık serüveni, koyu ve iflah olmaz bir okuma tutkusunun doğal bir sonucu olarak gelişir. Bende okuma sevgisi çok erken yaşlarda başladı. Tarihî hikâyeler ve menkıbelerle başlayıp roman, tarih kitapları ve şiirlerle devam eden bu tutkunun yazma hevesine evrilmesi kaçınılmazdı.

Ben yazmaya olan istidadımı ilk kez lise çağlarımda keşfettim. Şiir, hikâye ve hatta çoğu kez yarım kalan roman yazma denemelerim oldu. Bunların arasında şiirin ayrı bir yeri vardı. O dönemden beri bu tutkuyu kendi kendime sürekli geliştirmeye çalıştım. Ancak beni edebiyat atmosferinden uzak, bambaşka bir ortama sürükleyen hayat şartları, bu gelişimi devam ettirmemi epey sekteye uğrattı.

Bir süre sonra bu gidişatın yönünü çevirmek, kendi dar çevremden çıkıp yazdığım şiirleri ve yazma kabiliyetimi daha görünür kılmak, toplumsal mücadele içerisinde daha aktif olmak için girişimlerim oldu. Bu doğrultuda bir dönem birkaç arkadaşımla birlikte aylık bir dergi çıkardık. Aslında o dönem epey ses getiren bu çalışmanın ömrü, maddi ve teknik imkânsızlıklardan dolayı sadece 4 sayı sürdü.

Sonrasında internet üzerinden yayın yapan haber kanallarında denemeler yazmaya başladım; şiirlerim çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı. İtibarlı şiir yarışmalarında dereceler aldım ve şiirlerim seçkiler arasında yer buldu.

Daha sonra işi biraz daha ileriye götürerek bir şiir kitabı çıkardım. Edebiyat dünyasından ismi bilinen ya da bilinmeyen çok kıymetli insanlarla etkileşim kurarak kendimi sürekli geliştirdim. Yazmaya başladığım ilk zamanlardan itibaren özellikle Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nurullah Genç ve Yavuz Bülent Bakiler gibi üstatların bende tesiri büyüktür. Bunun yanı sıra, aynı şiir seçkisinden oluşan bir kitapta yer almamız vesilesiyle tanıştığım Kırşehirli Yusuf Erol Gökduman Hocamın şiir tekniği konusundaki katkılarını da unutamam.

Çevremizde her yaş grubundan yazma isteği olanlar var. Bu insanlara neler tavsiye edersiniz?

İlk olarak, daha önce de belirttiğim gibi yazmak, okuma tutkusunun bir sonucudur. Yazmak isteyen genç kalemlere bu yüzden mutlaka bol bol okuma yapmalarını tavsiye ediyorum.

İkincisi, özellikle şair olmak isteyen kardeşlerim, toplumda şiire giderek azalan ilgiye rağmen asla vazgeçmesinler. Her ne kadar marifet iltifata tabi olsa da bu ilgisizlik onları yıldırmasın. Tıpkı okumak gibi yazmak da insanın kendi kimliğinin tekâmülünü oluşturma sürecidir. Her zaman bunun bilincinde olsunlar.

Üçüncüsü, ulaştıkları aşamayı asla yeterli görmesinler. Edebiyat ve sanat, tahminimizden çok daha büyük ve derin bir deryadır. Kimi bu deryanın kıyısında gezer, kimi açıklarında kaybolur, kimi bir limandan öbür limana yelken açar, kimisi de bu deryanın derinliklerine, bilinmezliklerine dalar. Ama hepsi bu deryadan farklı bir haz, farklı bir lezzet alır. Önemli olan, kimsenin bu deryadan aldığı bir avuç suyu o deryanın tamamı sanmamasıdır. Genç yaşlı fark etmez, yazmaya gönül veren herkese tavsiyem; asla buradan aldığınız bir avuç su ile yetinmeyin. Daha ilerilere kulaç atmak için kendinizi sürekli geliştirme gayretinde olun.

Emin Hocam birazda kitabınızdan, edebi çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

“Adanmış Mısralar” isimli bir şiir kitabım var. Aşka, manaya ve davaya adanmış mısralar diye üç başlıkta derlediğim şiirlerimden oluşuyor. İlk kitap olmasının verdiği acemilikler var belki ama çevremden ve okurlardan oldukça olumlu geri dönüşler aldım. Şu an ikincisi için bazı düzenlemeler yapıyorum.

Bunun dışında “Yüzleşme” adında; Filistin, Gazze ve Kudüs konusu etrafında şekillenen ve henüz sahnelenmeyi bekleyen bir tiyatro oyunum var. Bu vesileyle okuyucularımızdan tiyatro ile ilgilenen, imkânı olup bu oyunu sahnelemek isteyenler olursa kendileriyle seve seve görüşürüm. Bunların dışında çeşitli mecralarda yayımlanmış deneme yazılarım ve son defa gözden geçirilmeyi bekleyen, kitaplaşma aşamasına gelmiş hikâyelerim var. Ayrıca insanın iç dünyasını, hayatın kırılma anlarını ve manevi arayışlarını merkeze alan bir roman çalışması üzerinde de uzun süredir çalışıyorum.

Yapıtlarımı görünür kılma imkânına yeni yeni sahip olduğum için, biraz geç kalmış da olsam henüz yolun başında sayılırım. Yani zaman kısa, yol uzun; Mevlâ hakkımızda neleri takdir edecek bilinmez.

Yazarlık serüveninizde anlatmak istediğiniz sizi çok etkileyen bir hatıranızı dinlemek isteriz.

Yazarlık yolunda seyrüsefer yapan insanların bu konuda anlatacağı bir yığın şey vardır. Ben de bu konuda hayli anı biriktirdim. Lisede çok güzel şiir yazan ve okuyan edebiyat hocamın, şiirimi beğenip sınıfta okumasından tutun da ilk kitabımın basımında yaşanan tatlı heyecana kadar birçok farklı yaşanmışlığımız oldu. Ancak bir yazarın en unutulmaz ve en değerli anıları, okuyucuları ile yaşadığı etkileşimlerle ortaya çıkar.

Yaklaşık yirmi beş yıl önce bir radyo programında okuduğum naat-ı şeriften etkilenen yaşlı bir dinleyici, programın ardından radyoyu arayarak benimle görüşmek istemişti. Ancak heyecandan ve duygulanmaktan konuşamayınca telefonu kapatmak zorunda kalmıştı. Daha sonra radyoda yüz yüze görüşme ve tanışma fırsatımız oldu. Yine geçtiğimiz yıllarda, kanayan yaramız Filistin ile alakalı bir şiirimi okuyan bir yakınım beni iki defa üst üste aramıştı. İkisinde de yine ağlamaktan konuşamayıp telefonu kapatmak zorunda kalmış ve sonrasında bana, şiiri sonuna kadar bir türlü okuyup bitiremediğini ifade etmişti.

Tabii bu tür geri dönüşler yazar olarak bize de duygusal olarak yansıyor ve bizi derinden etkiliyor. Yazdıklarının öyle ya da böyle insanlarda bir karşılık bulması, yazarı hem çok mutlu ediyor hem de duygulandırıyor. Bir yazar için bunlar, tarif edilmesi güç bir duygu yoğunluğu oluşturuyor.

Emin Bey, vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim bu fırsatı verdiğiniz için.

Söyleşi: Mustafa Balaban

Haber Merkezi
Yorumlar 2
Ramazan 25 Mayıs 2026 22:16

Maşallah.Hiç birşey için geç değildir.Yolin bahtın açık olsun inşaallah

Naim Cengiz 25 Mayıs 2026 21:22

Emin hocam candır..????

Bakmadan Geçme

Kayseri Gündem - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!
WhatsApp İhbar Hattı
0533 704 84 10
ÇEKİN, GÖNDERİN, YAYINLAYALIM!