Bir hafta Bir Yazar: İslam BARIŞ
'Bağların ve bağlantıların dijitale evrildiği bir çağda, sahici dokunuşların izini süren bir yazar. Sınıf duvarlarını aşarak daha fazla gencin kalbine dokunmayı gaye edinmiş bir eğitimci. Her şeyin bulut sistemlerine emanet edildiği bir zamanda, ruhun merkezine yönelmeyi salık veren bir derviş. Hitabetin kâfi gelmediği yerde kitabetin gücüne sığınan bir kültür insanı.'
Kıymetli Yazarımız İslam Barış,
bu haftaki köşemizde sizi ağırlamaktan büyük bir onur duyuyoruz. Amacımız hem sizi Kayseri Gündem okurlarına daha yakından tanıtmak hem de özellikle genç kardeşlerimizi okuma ve yazma serüvenine teşvik etmektir. Söyleşimize hoş geldiniz.
Hoş bulduk Mustafa Hocam, Kayseri Gündem Gazetesi'nin kıymetli ekibine ve satırlarımıza göz değdiren, kalbiyle kelamımıza ortak olan tüm saygıdeğer okurlarınıza en kalbi selamlarımı ve muhabbetlerimi sunuyorum.
Önce sizleri tanıyabilir miyiz? İslam Barış kimdir, kalemiyle nasıl bir yolculuğun içindedir?
1973 yılında, tarihi ve kültürel dokusuyla insanın ruhuna fısıldayan kadim memleket Kozan'da doğdum. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın o samimi ve doğal iklimi, hayata bakışımın temellerini inşa etti. Eğitim hayatımı Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi lisans programı üzerine tamamladım. İlahiyat eğitimi, bana sadece dini bir altyapı sunmakla kalmadı; aynı zamanda insanın anlam arayışını, kainatın nizamını ve yaradılış gayemizi derinlemesine tefekkür etme imkânı sağladı.
Uzun yıllardır, baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji ile insanın en narin yanı olan psikolojisi ve ruh dünyası arasındaki o ince çizgiyi anlamlandırmaya gayret ediyorum. Modern çağın getirdiği karmaşayı, bizi biz yapan kadim manevi değerlerimizle harmanlayarak bir çıkış yolu bulmaya çabalıyorum. Evli ve iki çocuk babasıyım. Baba olmak, aslında bu dijital çağın getirdiği zorlukları bizzat evinizin içinde, en sevdikleriniz üzerinden gözlemleme laboratuvarı gibi... Kendimi; bildirim seslerinin, ekran ışıklarının ve dijital gürültünün içinde, insanın kendi kalbinin sesini duymaya ve o fıtri sesi diğer insanlara da duyurmaya çalışan bir yolcu olarak tanımlayabilirim. Allah’ın bizlere emanet ettiği ömür sermayesini; israf etmeden, kalemle, kelamla ve hakikatin izini sürerek bereketlendirme çabası içerisindeyim.
Pekâlâ yazma serüveniniz nasıl başladı? Kimlerin yazma isteğinizin oluşmasında, yazma yeteneğinizin gelişmesinde etkisi oldu?
Yazma serüvenim, birdenbire ortaya çıkan bir heves değil; aksine uzun süren okumaların, derin sükûtların ve tefekkürün bir neticesi olarak var oldu. İnsan okudukça doluyor, doldukça taşıyor. Kelimelerin gücünü, o kelimelerin ardındaki manayı keşfettiğim ilk yıllarda, kâğıtla ve kalemle kurduğum bağın aslında insanın kendisiyle kurduğu bir bağ olduğunu fark ettim.
Yazma isteğimin kök salmasında, şüphesiz kadim metinlerimizin o sarsılmaz belagati, Kur'an ve Sünnet'in bizi sürekli uyanık tutan, hakikate çağıran eşsiz üslubu en büyük etkendir. Geçmiş yüzyıllarda yaşamış İslam alimlerinin kalbi ve aklı nasıl muazzam bir dengeyle işlediklerini okudukça, bugünün sorunlarına da aynı dengeden bakılması gerektiğine inandım. Ayrıca, ilim yolculuğumda hayatıma dokunan kıymetli hocalarımın ufuk açıcı sohbetleri ve sükûtu kelama dönüştürmeyi bilen hakiki dostlarımın teşviki, kalemimin kuvvet bulmasına vesile oldu. Ben yazmayı, basit bir yetenek veya meslekten ziyade; içinde bir derdi olanın, derman arayışındaki sessiz çığlığı olarak görüyorum. Dert söyletir, aşk yazdırır misali, biz de çağımızın derdiyle dertlenip kelimelere sığındık.
Barış Hocam, her yaş grubundan yazma isteği olanlar var. Bu insanlara neler tavsiye edersiniz?
Yazmak sevdasına düşmüş her yaştan kardeşime ilk ve en hayati tavsiyem; yazmaktan önce "yaşamaları" ve hakkıyla "okumalarıdır". Yaşanmamış, kalpte demlenmemiş bir duygunun veya sahih bir kaynağa dayanmayan bir bilginin satırlarda kalıcı olması mümkün değildir. Yazmak, bir birikimin dışa vurumudur; bu yüzden öncelikle kendi iç dünyalarını, zihin dünyalarını beslemelidirler.
Özellikle genç kardeşlerime çok kritik bir uyarım var: Günümüzde internetin getirdiği devasa bir bilgi kirliliği, bir 'kopyala-yapıştır' hastalığı var. Çalışmalarında, yazılarında asla uydurma kaynaklara itibar etmesinler. Doğrulanabilir, hakikate hizmet eden, referansı sağlam bilgilere yönelsinler. Kalem, sahibine şahitlik edecek büyük bir emanettir. Doğruluğundan emin olmadığımız bir bilgiyi yaymak, manevi olarak da büyük bir vebaldir. Yazarken samimiyeti asla elden bırakmamalı, kalemi "ben"lik duygusundan, kibrinden ve şöhret afetinden arındırmalıdırlar. Yazı masasına "Nasıl meşhur olurum?" diye değil, "Allah'ın rızasına uygun, insanlığa faydalı nasıl bir iz bırakabilirim?" niyetiyle otururlarsa, işte o zaman o yazının bereketi artar ve kalplerde karşılık bulur.
Kitaplarınızın, eserlerinizin isimlerini öğrenebilir miyiz? Bize bu eserlerinizin taşıdığı ruhu anlatır mısınız?
Son dönemde üzerine yoğunlaştığım, uzun araştırmalar ve tefekkürler sonucunda okuyucuyla buluşan en taze çalışmam; "Kalbimin Bluetooth Ayarları – Dijital Çağda Yeniden Bağlanış Rehberi"dir.
Bu eserimde, modern teknolojinin bize sunduğu kavramlarla, İslam'ın kadim ve kalbi hakikatlerini bir araya getirmeye gayret ettim. Biliyorsunuz, cihazlarımız eşleşmediğinde, sinyal koptuğunda hemen ayarlara girip düzeltmeye çalışıyoruz. Peki ya kalbimizin Allah ile olan eşleşmesi koptuğunda ne yapıyoruz? Günahlar, dünyevi hırslar ve dijital çağın getirdiği o amansız hız, kalbimizin frekansını bozuyor. İşte bu kitap, o bozulan sinyalleri onarmak, kalbi asıl sahibine yeniden bağlamak için kaleme alınmış bir rehberdir. Bunun dışında, okuyucunun zihin dünyasını yormayacak, kalemin ve nasibin sınırları dâhilinde vücuda getirdiğimiz ve getireceğimiz diğer çalışmalarım da vakti geldiğinde okuyucularımızın istifadesine sunulacaktır inşallah.
Barış Hocam, yazarlık serüveninizde anlatmak istediğiniz, sizi çok etkileyen bir hatıranızı dinlemek isteriz.
Yazı masasında geçirdiğim onca vakit içinde beni en çok sarsan ve "İyi ki bu yola girmişim" dedirten hatıralarımdan biri, kitabımın taslak aşamasındayken yaşandı. Dijital dünyanın sahte cazibesine kapılmış, ekran bağımlılığıyla boğuşan, tabiri caizse siber dünyada kaybolmuş genç bir kardeşim bana ulaştı. Kurduğu cümle o kadar çarpıcıydı ki, günlerce aklımdan çıkmadı. Şöyle dedi: “Hocam, dünyaya ve internete o kadar çok bağlıyım ki, her yerde çevrimiçiyim ama kendime ulaşamıyorum...”
O an dondum kaldım. Bu sadece bir gencin değil, aslında modern çağ insanının topyekûn feryadıydı. O saniye, kâğıda döktüğüm satırların sadece teknik birer analiz veya akademik bir metin olmadığını; bir kalbin, karanlıkta kalmış başka bir kalbe şifa niyetiyle dokunma çabası olduğunu iliklerime kadar hissettim. Kalbimizin "bağlantı ayarlarını" düzeltmek, fıtrat dediğimiz o "fabrika ayarlarına" geri dönmek için çıktığımız bu meşakkatli yolda, bir tek kişinin dahi o manevi "bağlantı hatası" uyarısından kurtulup asli kaynağına, yani Rabbine yöneldiğini görmek... İnanın bana, bir yazar için yazı hayatındaki en büyük mükafat, en onur verici nişan ve ömrüm boyunca unutamayacağım en güzel hatıradır.
Kayseri Gündem Gazetesi'ne, bu köşeye emek veren değerli Mustafa Balaban'a ve sabırla okuyan kıymetli siz okuyucularımıza, vakit ayırdığınız için en içten teşekkürlerimi sunarım. Kalbinizin bağlantısı daim, menziliniz hakikat olsun.
Söyleşi: Mustafa Balaban
Bakmadan Geçme