Bir Hafta Bir Yazar: Oğuzhan Karaduman
Öğrenmeyi aşk derecesinde sevmiş bir öğrenci, yazmayı alışkanlık hâline getirmiş bir öğretmen, emek veren insanları unutmayan vefakâr, gurbeti ruhuna işlemiş bir insan, akademik eserleri öne çıksa da deneme türüyle tekrar bizlere merhaba diyecek yazar. Ünü ünlü üniversitelere uzanan müstakbel akademisyen. Munis ve mütevazı bir karakter.
Kıymetli yazarımız, önce sizleri tanıyabilir miyiz?
Oğuzhan KARADUMAN: 1989 yılının 29 Haziran günü Kayseri’nin Develi ilçesinde doğdum. Atalarımız zamanında Selanik’e iskân edilen Karaman Türklerindendir. Hayatımın en anlamlı sözcüğü olan “gurbet”, sanırım dedelerimizden bize miras kalmış olacak. Eğitim hayatımı iki devreye ayırıyorum: Lisans öncesi ve sonrası şeklinde. Lisans öncesi yıllarım çok çalkantılı ve karmaşık geçmişti. Kendimi fark etmeye başladığım zamanlar üniversite yılları ve sonrasına denk geliyor. Bilinçli okumalarım ve öğrenmelerim lisans sonrasında olmuştu. Edebiyat fakültesi yıllarımız son derece verimli geçmişti. Her hocamızı bir derya bilip onlardan bir şeyler aldık. Kiminden hitabeti, kiminden disiplini, kiminden insan iletişimini, kiminden okuma aşkını alıp mayamıza katmaya çalıştık. Güzel başlayan işlerin güzel devam etmesi gibi güzellikler ile başlayan bir öğrenme gayreti meslek hayatımıza da yansıdı. Sevdiğim mesleği yaptığım için çok şükrediyorum. Ne mutlu bana. Sanırım bu olumlu gidişat hayatıma da yansıdı. Okumayı, alanı takip etmeyi ve yazmayı hiç bırakmadım. Yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Önümüzde doktora süreci var, devam etme azmindeyim. Tüm bunlar olurken akabinde mutlu bir evlilik yaptım. Nilgün Hanım ile hayatımı birleştirdim. Elif Bilge ve Aybars adında iki çocuk babası oldum. Bu da bir başka şükür sebebimdir.
Oğuzhan Hocam, yazma serüveniniz nasıl başladı?
Sanıyorum ki bu ilgi lise yıllarımda canlanmıştı. Sosyal öğrencisi olmamam sebebiyle birçok dersi farklı hocalardan dinliyorduk. Türk edebiyatı, edebi metinler, kompozisyon, diksiyon, gramer, edebiyat tarihi dersleri ayrı ayrı, yani modüler işleniyordu. Belki bunları tek bir hocadan okusak ilgimizi çekmeyecekti, sıkılacaktık. Ama böyle olmadı. Sonrasında kendimizi edebiyat fakültesinde bulduk. İşe böyle bakınca günümüz lise öğrencilerine eziyet ettiğimizi düşünüyorum. Yazma isteği, sanıyorum hocalarımızdan bize miras kaldı. Çok kıymetli hocalarım oldu. Her birinin kitaplarını, makalelerini okudum; onlardan etkilendim ve klavyenin başına oturdum. Başlarda deneme tarzında kısa yazılar ile başladım. Arkasından akademik hayatımın başlamasıyla makale analiz yazıları yazdım. Bu bende bir kırılma yapmış olacak ki arkasından ilk araştırma kitabımın yazımına geçtim. Sonrası geldi…
Her yaş grubundan yazma isteği olanlar var. Bu insanlara neler tavsiye edersiniz?
Yazmak, konuşmak gibi bir şey değil. Konuşurken hatalar yapabiliriz, bir iki cümle sonra bu hataları düzeltebiliriz. Yazmak böyle değil. Yazarken kitabın sonuna kadar uyanık olmamız gerekiyor. Her an, her satırda dikkati dağıtmamak gerekiyor. Yazma isteği olanlar öncelikle bir türde karar kılmalı. O türün sınırlılıklarını ve kolaylıklarını kavramak gerekiyor. Önceliğiniz üretmek olmalı. Ürettikçe özgüven gelecektir.
Kitaplarınızın, eserlerinizin isimlerini öğrenebilir miyiz?
“İsmail Habip Sevük’ün Türk Folkloruna Katkıları” kitabımız 2022 yılının Ağustos ayında okurla buluştu. İlk basımının satışları halen devam ediyor. Bu bilimsel eser; dünyanın en başarılı ilk 10 üniversitesinin kütüphanelerine girdi. Harvard Üniversitesi (Cambridge), Columbia Üniversitesi (New York), Princeton Üniversitesi (New Jersey), Vrije Universiteit Amsterdam (Hollanda), Orient-Institut (İstanbul) kütüphanelerinin kataloglarına giren kitapta; Cumhuriyet döneminin önemli edebiyat tarihçisi ve fikir adamı İsmail Habip Sevük'ün folklor görüşleri ortaya koyuldu. Bu başarı tüm milletimizin başarısıdır. Bu gurur hepimizindir. Bu açıdan bakıldığında kitabımıza olan ilgi bizleri çok mutlu etmiştir.
Bunun dışında Kayseri’de Eğitim ve Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsü Şerh ve Tahlil adlı eserde çeşitli katkılarımız oldu. Son olarak Okul İklimi üzerine deneme türünde çalışmamızı tamamladık. Basım konusunda etkili bir yayınevi arayışımız devam ediyor. İnşallah en kısa zamanda okurlarla buluşmasını temenni ediyorum.
Oğuzhan Hocam, yazarlık serüveninizde anlatmak istediğiniz, sizi çok etkileyen bir hatıranızı dinlemek isteriz.
Sanırım sohbetimizin en zor sorusu bu. Şöyle anlatayım: İstanbul’un tarihi mezarlıklarını dolaşırken Divan şiirimizin büyük üstadı Baki’den Köprülü’ye, Halide Edip’ten Peyami Safa’ya kadar birçok ismi son adreslerinde görmüş olduk. Bu ziyaretler, zamanın acımasızlığını iliklerime kadar hissetmemi sağladı. Onlara baktıkça dünya hayatının faniliğini hissettim. Ağalar, paşalar, vezirler, şairler, hükümdarlar… Hepsi geldi ve geçti. Ve daha garibi, tüm bu hayatlar vefatları sonrasında hızla unutuldu. Kendi payıma çıkardığım hisse bu oldu. Muharrem Ergin hocamızın çevirisini tekrar tekrar hatırlamak gerekiyor: "Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölümlü yaratılmış."
İleride bu yazıları okurken çocuklarımız bizleri hayırla ansın, bu bize yeter. Öğrencilerimiz bizlerden ilham alarak daha büyük başarılar elde etsin; bu en büyük bahtiyarlık olacak.
Oğuzhan Hocam teşekkür eder, yeni çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Ben de bu fırsatı bana verdiğiniz için sizlere ve Kayseri Gündem’e teşekkür ederim.
Bakmadan Geçme