Aile Yılı mı, Ailenin Çözülüşü mü?
Abdülaziz ÖZTÜRK
Bu sene “Aile yılı” ilan edildi…
Peki gerçekten aile mi güçleniyor, yoksa aile kavramı içi boş bir slogana mı dönüştürülüyor?
Bugün dünyaya yön veren emperyalist sistem, insanı sadece bir üretim ve tüketim unsuru olarak görür. Bu sistem için kadın da erkek de birer “ekonomik araçtır.” Ancak özellikle kadın, bu düzen içerisinde çift yönlü bir sömürüye maruz bırakılmaktadır: Hem üretimde ucuz iş gücü olarak, hem de tüketim kültürünün taşıyıcısı olarak.
Her yıl kutlanan Dünya Kadınlar Günü’nün kökenine baktığımızda, romantik anlatıların ötesinde acı bir gerçek yatar. Daha iyi çalışma koşulları isteyen kadın işçilerin, bir fabrikada yanarak hayatını kaybetmesi…
Yani aslında bu gün, sistemin kadına verdiği değerin değil; kadını nasıl tükettiğinin bir sembolüdür.
Bugün gelinen noktada ise aynı sistem, kadını “özgürlük” ve “güç” söylemleriyle yeniden tanımlıyor.
“Çalışan kadın güçlü kadındır”,
“Ayakları üzerinde duran kadın”,
“Ekonomik bağımsızlık”…
Bu kavramlar kulağa hoş gelebilir. Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz:
Bu söylemler gerçekten kadını mı güçlendiriyor, yoksa aileyi zayıflatan bir dönüşümün parçası mı?
Ülkemizde “aile yılı” ilan edildi.
Fakat nasıl bir aile yılı bu?
Eğer gerçekten aile güçlendirilecekse, bu toplumun köklerinden beslenen Türk-İslam aile yapısı neden yeniden merkeze alınmıyor? Neden aileyi ayakta tutan değerler; fedakârlık, merhamet, sorumluluk ve nesil yetiştirme bilinci geri plana itiliyor?
Tam bu noktada İslam’ın kadına verdiği değeri hatırlamak gerekir.
İslam’da kadın; bir meta değil, bir emanettir.
Bir tüketim unsuru değil, bir şahsiyettir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
“Cennet annelerin ayakları altındadır.”
Bu ifade, kadının özellikle annelik makamı üzerinden ne kadar yüce bir konumda olduğunu açıkça ortaya koyar. Yine bir başka hadisinde, “Sizin en hayırlınız, hanımına en iyi davranandır” buyurarak kadına karşı merhameti, saygıyı ve adaleti bir ölçü olarak belirlemiştir.
İslam, kadını ne yok sayar ne de sömürü aracı hâline getirir.
Kadına; iffet, onur, güvenlik ve saygınlık temelli bir hayat sunar.
Onu, modern sistemin yaptığı gibi üretim çarklarının arasında tüketmez; aksine toplumun temel taşı olan ailenin merkezine yerleştirir.
Bugün çalışan kadın sayısı arttıkça, aile içi dengeler ciddi şekilde sarsılıyor.
Bu bir suçlama değil, bir tespittir.
Sabah erken saatlerde evden çıkan, akşam yorgun dönen bir anne…
Çocuklarını kreşlere, ekranlara veya başkalarına emanet etmek zorunda kalan bir aile düzeni…
Peki tüm bunlar olurken, kadın hakları savunucuları nerede duruyor?
Gazze’de anneler, çocuklarını enkaz altından çıkarırken…
Savaşın ortasında evlatlarını kaybederken…
İran’da Minab kentinde bir kız ilkokuluna düzenlenen saldırıda onlarca çocuk hayatını kaybederken… Bu saldırıda 150’den fazla öğrenci ve öğretmenin öldüğü bildirildi
Bu çocuklar kadın değil miydi?
Bu anneler hak sahibi değil miydi?
Neden bu acılar karşısında aynı ses, aynı öfke, aynı “hak” söylemi yükselmiyor?
Eğer kadın hakları evrenselse, bu sessizlik nasıl açıklanabilir?
Eğer mesele gerçekten kadınsa, coğrafyaya göre değişen bir duyarlılık nasıl kabul edilebilir?
Bugün görüyoruz ki mesele çoğu zaman “kadın” değil;
hangi kadının, hangi coğrafyada, hangi sistem içinde olduğu meselesidir.
İşte tam da bu yüzden, “hak” söylemi çoğu zaman samimiyet testinden geçememektedir.
Peki soralım:
Bu şartlarda sağlıklı bir aile yuvası nasıl kurulacak?
Kuruldu diyelim, çocuklar kim tarafından ve hangi değerlerle yetiştirilecek?
Evde huzur, sevgi ve düzen nasıl tesis edilecek?
Aziz Dostlarım!
Aile, sadece aynı evde yaşayan bireylerin toplamı değildir.
Aile; bir medeniyetin taşıyıcısıdır.
Aile çökerse, toplum çöker.
Bugün yapılması gereken, kadını üretim çarkının dişlisi hâline getirmek değil; kadının toplumdaki asli ve vazgeçilmez rolünü yeniden anlamaktır. Bu rol, değersiz değil; aksine en kıymetli roldür: Nesil yetiştirmek.
Gerçek güç; tüketim sistemine entegre olmak değil,
değer üreten bir aile kurabilmektir.
“Aile yılı” gerçekten bir anlam taşıyacaksa,
önce şu soruya dürüstçe cevap verilmelidir:
Biz aileyi korumak mı istiyoruz,
yoksa sistemin istediği bireyleri mi yetiştiriyoruz?
Ez Cümle Aile Bakanlığımız ve Anne Milletvekilleri bu konuyu tekraren kadim medeniyetteki Aile yapımıza uygun bir şekilde model oluşturacak eylem planı yapmaya davet ediyorum.