Hain Trump
Abdülaziz ÖZTÜRK
Dünya siyaseti çoğu zaman görünen yüzlerden ibaret değildir. Asıl oyun, perde arkasında kurulur. Ve bazen bir isim, bu oyunun hem oyuncusu hem de taşıyıcısı olur: Donald Trump.
Trump, “önce Amerika” sloganıyla iktidara yürüdü. Ancak attığı adımlar, sadece Amerika’nın değil; küresel dengelerin de sarsılmasına neden oldu. Diplomasi dili yerini tehdide, uzlaşı yerini baskıya bıraktı. Özellikle Orta Doğu ve Asya hattında atılan adımlar, tesadüf değil; planlı bir gerilim stratejisinin parçalarıydı.
Son dönemde Pakistan’da yürütülen kritik müzakereler… Bölgesel dengeleri yeniden şekillendirecek bu görüşmeler, aslında büyük bir satranç tahtasının hamleleriydi. Ancak bu sürecin üzerinde ağır bir gölge dolaşıyor: dış müdahale ve baskı. Özellikle Siyonist İsrail merkezli politik etkiler, sahadaki dengeleri doğrudan şekillendiriyor.
Siyonist İsrail’in güvenlik bahanesiyle yürüttüğü saldırgan strateji, yalnızca Filistin’i değil; tüm bölgeyi kontrol altında tutma amacını taşıyor. Bu politika, Washington ile kurulan güçlü bağlar sayesinde daha da etkili hale geliyor. Trump döneminde bu bağ, artık gizlenmeyen bir ortaklığa dönüştü. Kudüs kararı, İran gerilimi ve bölgesel dizayn çabaları bu zincirin parçalarıdır.
Fakat bu hikâyenin bir de karanlık yüzü var…
Jeffrey Epstein dosyaları.
Bu dosyalar, sadece bireysel bir suç ağı değil; küresel elitler arasında kurulan kirli ilişkilerin sembolüdür. Siyaset, finans ve medya dünyasından birçok ismin bu ağ ile anılması, alınan kararların arkasındaki gerçek motivasyonları sorgulatmaktadır. Trump’ın da bu çevrelerle olan geçmiş temasları, dünya siyasetinde etik ve bağımsızlık tartışmalarını derinleştirmektedir.
Bir yanda savaş politikaları, diğer yanda karanlık ilişkiler…
Bir yanda “barış” söylemleri, diğer yanda sahada artan gerilim…
Bu çelişki tesadüf değildir. Bu, planlı bir güç inşasının sonucudur.
Pakistan’da yürütülen müzakereler bile bu büyük oyunun dışında değildir. Çünkü artık hiçbir masa, küresel baskılardan bağımsız kurulmamaktadır. Her anlaşma ihtimali, başka bir yerden gelen baskıyla şekil değiştirmektedir.
Ve en tehlikelisi şudur:
Halklara umut verilirken, aslında krizlerin derinleştirilmesi…
Barış masaları kurulurken, savaşın altyapısının hazırlanması…
Tarih, bu tür dönemleri iyi bilir.
Bir zamanlar şehirleri yakıp yıkan, medeniyetleri yerle bir eden Moğollar da kendisini “yenilmez güç” sanıyordu. Önüne çıkan her şeyi ezerek ilerledi. Ama geriye ne kaldı? Yıkım, acı ve karanlık bir miras…
Bugün farklı bir çağdayız, evet. Ama yöntemler değişse de zihniyet değişmiyor.
Ve bu yüzden…
Trump’ın siyaseti, modern dünyanın takım elbiseli Moğol akınlarını andırıyor.
Yıkarak ilerleyen, korkuyla yöneten, kaosla beslenen bir anlayış…
Günün sonunda güç değil, adalet kazanır.
Ve tarih, her zaman olduğu gibi hükmünü verir:
Yakanlar değil, haklı olanlar hatırlanır.
Güçlü görünenler değil, doğru olanlar iz bırakır.
Ve bazı isimler…
Sadece bir dönemin lideri olarak değil,
bir çağın yıkımına ortak olan figürler olarak anılır.