Özgürlük mü, Sahipsizlik mi?
Abdülaziz ÖZTÜRK
Çocuklarımızı Kaybederken Farkında mıyız?
Çocuklukta verilmeyen iman, gelecekte aranan kimliğe dönüşür.
Bugün ise bu cümlenin acı bir karşılığını yaşıyoruz.
İşte tam bu noktada Bediüzzaman Said Nursî’nin uyarısı, sadece bir nasihat değil; adeta bir sosyolojik gerçeğin ifadesidir.
Son iki gündür okullardan gelen haberler, sadece “asayiş” meselesi değildir. Bu olaylar; bir neslin nasıl yetiştirildiğinin, hangi değerlerle büyüdüğünün ve nelerin ihmal edildiğinin açık bir sonucudur. Okul dediğimiz yerler artık sadece bilgi verilen kurumlar değil; aynı zamanda karakterin test edildiği alanlara dönüşmüş durumda.
Peki ne oldu da çocuklar bu noktaya geldi?
Yıllardır “özgürlük” adı altında çocuklara sınırsız bir alan açıldı.
Disiplin baskı sayıldı.
Sınır koymak, “çocuğun psikolojisini bozmak” olarak görüldü.
Oysa unutulan bir gerçek vardı:
Sınır, çocuğu kısıtlamaz; onu korur.
Bugün “özgüvenli çocuk” yetiştiriyoruz derken, aslında otorite tanımayan, doğru-yanlış çizgisi silikleşmiş bireyler ortaya çıkarmaya başladık. Çünkü özgüven, temelsiz verilirse kibire; sınır olmadan verilirse taşkınlığa dönüşür.
Bir diğer mesele ise ailelerin zihniyeti…
Anne ve babalar artık çocuklarını iyi bir insan olmaktan önce, iyi bir kariyer sahibi yapmak için yetiştiriyor.
Ahlak ikinci planda, başarı birinci sırada.
Vicdan zayıf, rekabet güçlü.
Çocuk daha küçük yaşta şunu öğreniyor:
“Başarılı ol, nasıl olduğunun önemi yok.”
İşte bu anlayış, sadece bireyi değil; toplumu da çürütür.
Çünkü değer verilmeyen bir kalp, zamanla sertleşir.
Terbiye edilmeyen bir nefis, sınır tanımaz.
Ve yön verilmeyen bir özgürlük, eninde sonunda taşkınlığa dönüşür.
Bugün okullarda yaşanan şiddet olayları; bir anda ortaya çıkmış sorunlar değil, yıllardır biriken ihmallerin sonucudur.
İman eğitimi ihmal edildi.
Ahlak geri plana atıldı.
Aile örnekliği zayıfladı.
Ve şimdi karşımıza; neyi savunduğunu bilmeyen, neye saygı duyacağını öğrenmemiş bir nesil çıkıyor.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Çocuk yetiştirmek, sadece büyütmek değildir.
Çocuk yetiştirmek; sınır koymak, değer öğretmek, örnek olmak ve gerektiğinde “hayır” diyebilmektir.
Eğer biz çocuklarımıza sadece özgürlük verir, ama yön vermezsek;
sadece bilgi verir, ama anlam vermezsek;
sadece başarı öğretir, ama ahlak öğretmezsek…
Onları hayata hazırlamış olmayız. Onları, belirsizliğin ortasına bırakmış oluruz.
Ve o belirsizlik, bugün olduğu gibi, yarın da daha ağır sonuçlar doğurur.
Unutulmamalıdır ki;
Kontrolsüz özgürlük,
değersiz eğitim,
ve örneksiz aile…
Bir nesli inşa etmez.
Bir nesli yavaş yavaş yok eder.
Çocuklukta Verilmeyen İman, Gelecekte Aranan Kimliktir.
Bir toplumun geleceğini anlamak istiyorsanız, üniversitelerine değil; çocuklarının nasıl yetiştirildiğine bakın.
Çünkü insan, sandığımız kadar sonradan şekillenen bir varlık değildir. Karakterin mayası çocuklukta atılır. İşte tam bu noktada Bediüzzaman Said Nursî’nin uyarısı, sadece bir nasihat değil; adeta bir sosyolojik gerçeğin ifadesidir: Küçük yaşta güçlü bir iman eğitimi almayan birey, ileride inancı anlamakta değil, içselleştirmekte zorlanır.
Bugün birçok insanın yaşadığı çelişki tam olarak budur. Bilgi var ama aidiyet yok. İnanç var ama derinlik yok. Dilde kalan bir din, kalbe inmiyor. Çünkü o tohum zamanında ekilmedi.
Daha da çarpıcı olan şudur: Eğer çocuk, anne ve babasında yaşanan bir din görmezse, yani iman sadece sözde kalırsa, o çocuk için din bir “hayat biçimi” değil, bir “bilgi türü”ne dönüşür. Ve bilgi, yaşanmıyorsa anlamını kaybeder.
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri de burada başlıyor. Çocuğa her şey öğretiliyor: matematik, fizik, yabancı dil… Ama hayatın anlamı, doğru ile yanlışın temeli, vicdanın sesi ihmal ediliyor. Sonra büyüyen birey; başarılı ama huzursuz, bilgili ama yönsüz, güçlü ama köksüz oluyor.
Bediüzzaman’ın “yabânîlik” dediği şey tam da budur: Kendi değerlerine yabancı, kendi kimliğine mesafeli, kendi inancına uzak bir insan tipi.
Bugün tartışmamız gereken mesele şu:
Çocuklarımızı sadece dünyaya mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Çünkü dünya bilgisi insana meslek kazandırır.
Ama iman ve değer eğitimi, insana kimlik kazandırır.
Ve unutulmamalıdır ki;
kimliğini küçük yaşta kazanmayan bir insan, büyüdüğünde kendini aramakla ömür tüketir.