Kayseri'nin Evleri Yalnızlaşırken…
Ahmet AVANLIER
Bir zamanlar Kayseri’de evlerin kapıları kilitlenmezdi.
Mahallede bir çocuğun ağlamasını bütün sokak duyar, bir evde pişen aşın kokusu komşuya da ulaşırdı.
Kırgınlıklar uzun sürmez, “gel bir çay içelim” cümlesi nice dargınlığı bitirirdi.
Bugün ise aynı şehirde, aynı sokaklarda, aynı apartmanlarda insanlar birbirine her zamankinden daha uzak…
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı son verilere göre Kayseri’de 2025 yılında 9 bin 763 çift evlenirken, 3 bin 895 çift boşandı. Türkiye genelinde ise evlilik sayıları düşerken boşanma oranları artmaya devam ediyor.
Bu rakamlar yalnızca bir istatistik değil.
Her sayı; dağılmış bir yuva, anne-babası ayrı büyüyen bir çocuk, suskunlaşan bir sofradır.
Daha düşündürücü olan ise gençlerin artık evliliğe umutla değil, endişeyle bakması…
Eskiden “yuva kurmak” bir hayalin adıydı. Şimdi birçok genç için ağır bir yük, büyük bir risk gibi görülüyor. Maddi kaygılar, tüketim baskısı, sosyal medyanın oluşturduğu sahte hayatlar ve tahammülsüzlük kültürü gençlerin gönlünü evlilikten uzaklaştırıyor.
Oysa Kayseri’nin mayasında aile vardır.
Bu şehir; sabrın, emeğin, vefanın ve dayanışmanın şehridir.
Kayseri’de aile sadece anne-baba-çocuktan ibaret değildir; dede vardır, nine vardır, komşu vardır, mahalle vardır. İnsan burada yalnız büyümezdi.
Fakat modern çağın hızlı ve yalnızlaştıran dili bizi birbirimizden koparıyor.
Artık insanlar konuşmaktan çok kırılmayı, anlamaktan çok yargılamayı tercih ediyor. Küçük meseleler büyük küslüklere dönüşüyor. Bir mesaj geç cevaplandı diye gönüller kırılıyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar bile birbirinin dünyasına yabancı hale geliyor.
Belki de en büyük problemimiz şu:
Biz artık “haklı olmaya” çalışıyoruz ama “huzurlu olmayı” unutuyoruz.
Aile ise fedakârlık ister.
Sabır ister.
Bazen susmayı, bazen özür dilemeyi, bazen de karşındakini olduğu gibi kabul etmeyi ister.
Bugün çözüm diye konuşmamız gereken şey yalnızca ekonomik destekler değildir. Elbette gençlerin yuva kurmasını kolaylaştıracak sosyal projeler, uygun konut imkanları, istihdam desteği çok kıymetlidir. Ama bunlardan daha önemli bir mesele daha var:
Biz yeniden aile olmayı öğrenmeliyiz.
Çocuklarımıza sadece başarıyı değil merhameti de öğretmeliyiz.
Gençlere yalnızca kariyeri değil sadakati de anlatmalıyız.
Eşler birbirine rakip değil, yoldaş olduğunu yeniden hatırlamalı.
Ve en önemlisi… kırılınca gitmeyi değil, tamir etmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü aile dağılırsa toplum yorulur.
Sokaklar kalabalıklaşır ama insanlar yalnızlaşır.
Evler büyür ama sofralar küçülür.
Teknoloji artar ama muhabbet azalır.
Kayseri’nin taş evleri hâlâ ayakta…
Ama o evlerin içindeki gönül bağlarını koruyabilirsek gerçekten güçlü kalacağız.
Belki bugün yeniden şunu söylemenin vaktidir:
Bir toplumun gerçek serveti bankalardaki para değil, ayakta kalabilen aileleridir.
