Ali ÖZKANLI

Ömrün Beş Mevsimi Var

Ali ÖZKANLI

Ömrün Beş Mevsimi Var

ÖMRÜN BEŞ MEVSİMİ VAR

Bereketli kalemler sayfalarda raks eder
Acıları, sevinci hemen bertaraf eder

Kalemin üzerine neden edilmiş yemin?
Açılır hikmetlerle sırla örtülü zemin.

Şeyh Galip, meşhur mesnevisinde, ‘Hüsn’ü bulmak için yollara düşen ‘Aşk’ı mumdan bir gemiye bindirerek ateş denizinden geçirir. “Mumdan bir gemiyle ateş denizini geçmek de ne ola ki?” diye yormayın zihninizi. Bu akılla kavranabilir bir keyfiyet değildir. Ve bu öyle bir manzaradır ki aklı gözünde olanlarda temaşa zevki dahi uyandırmaz. Bu tür muammaların hakkından ancak gönül gelir. Öyle ya ateşi gülşene çevirmek için İbrahim, İbrahim olmak içinse kâinatı gönlün sorgusundan geçirmek gerek. İmkânsızın peşine düşmek, mekânın ve zamanın ötesinde bir hayatın düşünü yormaya çalışmak ve aklın sınırlarının ötesine taşmaya çalışmak…

Gönül bu… İşine akıl erer mi? Tarih sayfalarına kaydedilmiş ne kadar kahramanlık öyküsü, edebi metinler arasında ün yapmış ne kadar aşk masalı varsa aklın ve eşya düzeninin ötesinde yaşanmış serüvenlerdir hepsi. Bu nedenledir ki kimin “Evvel zaman içinde…”diye başlayan bir öyküsü vardır, işte o, zamanın ve mekânın dışına taşabiliyor demektir.

Aklı gözünde olanlar dedim ya işte onlar, her şeyi yanlış yerde aradıkları gibi, mevsimleri de takvimlerde ararlar. Ömrünü rakamlara mahkûm etmiş her zavallı için baharın kıştan farkı sadece renklerin değişmesidir. Dakikalara, saatlere, günlere, aylara ve yıllara bölerek yaşadığımızı sandığımız bu hayat aslında, beş mevsimden ibarettir. Evet, ömrün sadece beş mevsimi vardır:

Aşk, hasret, yalnızlık, vuslat ve hüzün. Aşk; zamanın gönül rengine boyandığı mevsimdir. Uçarı heveslerin, bıçkın arzuların, beden mülkünü istila ettiği bu mevsimden hatıralar defterine nakşedilmiş birkaç soluk resim kalır. Ara sıra hayal âleminin pembe perdelerini aralayarak gönül penceresinden gülümseyen bu isimsiz suretlerin davetleri düşer aynalara. Damarda kanın ısınmaya başladığı anlar olur. Akıl gecikmiş davetlerin zelzelesinin enkazında kaybolur.

Ve aşk her yıl mevsim ayırmadan birkaç kez misafir olur gönül ülkesine. Aşk, aklın bedenden firar eylediği mevsimdir.

Hasret; ıssız yolların dikenlerini, sevdanın ve sohbetin ezgileriyle ayıklama uğraşıdır. Dönmeyeceklerini bile bile gidenleri beklemektir. Beklemek ağız tadıdır hasret mevsiminde. Dem olur ki gönül; güneşi arayan ufuk, bülbülü sesleyen gül, ateşi arayan pervane, aklıyla kavgalı bir divane yahut sılaya selam göndermek için turna katarlarını bekleyen bir garip olur. Hasret ki yolların yorgun yüreklere yüklediği gam, gönül yurdunu vakitsiz kuşatan akşamdır. Hasret ki yolların yolculara geçit vermediği mevsimdir.

Yalnızlık; tutsaklık zincirinin gönül kuşunun ayaklarına dolandığı andır. Öyle yaman bir zamandır ki bu, gönül bahçesinin bütün renklerini siyaha dönüştürür. İnsafsız bir akılla, gönül ülkesini tarumar eylediği mevsimdir

Huzur; ürkek bir güvercin gibi uçup gider ötelere. Geceler alabildiğince uzar, gündüzler bir alacakaranlıktan ibaret kalır. Sevgiden yoksun yürekler, ağlarlar hallerine.

Vuslat; kavuşmadır. Her zorluğa rağmen, sevda yüklü yüreklerin birleşmesidir. İkiliğin olduğu yerde aşk, aşkın olmadığı yerde vuslat yoktur. Çöl Mecnun’dan; dağ Ferhat’tan; Kerem ateşten; Aslı külden; gül, bülbülden ve gam gönülden ne zaman ayrıldı ki?

Yusuf Züleyha’dan kaçabilir mi, tek kanatla uçabilir mi turnalar, aklın anahtarı açabilir mi sevdanın kapısını? Ve siz, denize ulaşmayan kaç ırmak gördünüz ki? Vuslat ki ruhların, bedenleri imkânsızın peşinde yorduğu mevsimdir.

Hüzün; bütün duyguların birbirine karıştığı ve akılla gönlün kıyasıya yarıştığı bir kavşaktır ki ona varan bütün yollar ıssız, bütün yolcular yaralı, bütün haberler kötü ve bütün selamlar buruktur. Onun ikliminden geçen bütün kuşların kanatları kırıktır. Her şeyden geriye buruk bir tat kalmıştır.Hüzün; yılların ötesinden buruk davetler gönderen hatıraların mevsimidir. İşte böyle ey gül-i rana! Ömrün beş mevsimi var: Aşk, Hasret, Yalnızlık, Vuslat ve Hüzün. Sahi, sen hangi mevsimindesin?

Ağrılarım durmuyor, hiç dinmiyor elemim,
Başımdaki sevdayı söylesene kalemim.

Gönül yanmış, nâr olmuş bulunur mu çaresi?
Yaralarla nakşolmuş, yanar ciğer paresi.

Çok uzak diyarlara gideceğim, diyorsun,
Sevginin adresini çok iyi biliyorsun.

Gurbetler mesken oldu, ne haldesin bilmem yâr?
Bir selamın gelirse, o da bize büyük kâr.

Mecnun olup ararsan Leyla’yı bulacaksın,
Aşkın hakiki ise sevgiyle dolacaksın.

Sevgi en büyük nimet kıymetini bilene,
Kalpler huzuru bulur cananıyla gülene.

Muhabbet bahçesinden selam olsun güllere,
Sevgi sarsın her yanı bülbül konsun ellere.

Yazarın Diğer Yazıları