Fatih ÖZDEMİR

Bireyselcilik Toplumu

Fatih ÖZDEMİR

Kalabalıklar İçinde Kaybolan "Biz"

Her sabah uyandığımızda ekranlara dokunarak tüm dünyaya bağlandığımızı sanıyoruz. Oysa fark etmeden, kendi inşa ettiğimiz görünmez duvarların ardında giderek daha da yalnızlaşıyoruz. Eskiden "biz" diyerek başlayan ve dayanışmayı temel alan cümlelerin yerini, artık tamamen "ben" odaklı bir yaşam tarzı aldı. Geleneksel mahalle kültürünün, imece usulünün ve güçlü komşuluk bağlarının yaşatıldığı Anadolu şehirlerinde bile –özellikle Kayseri gibi hızla büyüyen ve modernleşen kentlerimizde– bu değişimin ayak seslerini artık çok net duyuyoruz.

Bizler, adım adım bir "Bireyselcilik Toplumu"na dönüşüyoruz.

Dijital Çağın Görünmez Duvarları

Teknolojinin ve modernleşmenin hayatımıza getirdiği kolaylıklar elbette tartışılmaz. Ancak bu kolaylıklar, insanı insana muhtaç olmaktan çıkarırken, maalesef insanı insandan da kopardı. Sosyal medyada binlerce "arkadaşı" veya "takipçisi" olan modern insanın, gerçek hayatta bir çay içip dertleşecek gerçek bir dost bulamaması günümüzün en trajik paradokslarından biridir.

Artık herkes kendi hayatının başrolünde, dış dünyaya karşı mükemmel bir vitrin sergileme peşinde. Kusurlara, zayıflıklara ve paylaşıma yer yok.

Kendi mikro dünyamıza ve kişisel hedeflerimize o kadar odaklandık ki, alt katımızda yaşayan komşumuzun acısına, sevincine veya ihtiyacına karşı sağırlaştık.

Birey Olmak ile Bencil Olmak Arasındaki İnce Çizgi

Modern çağın ekonomik ve sosyal dinamikleri, sürekli olarak rekabeti ve bireysel başarıyı yüceltiyor. Sistem bize durmadan "kendi ayaklarının üzerinde durmayı" ve "kimseye ihtiyacın olmadığını" fısıldıyor. Birey olmak; kendi kararlarını alabilmek, özgür düşünmek ve kendi ayakları üzerinde durabilmek açısından elbette gereklidir. Ancak bugün yaşadığımız tablo, sağlıklı bir bireyleşmeden ziyade “toplumsal bir bencilleşmeye” doğru kayıyor.

Bireycilik, bize "özgürlük" etiketiyle sunulurken, aslında kitleleri derin bir yalnızlık zindanına hapsediyor. Ortak sevinçler azalıyor, acılar paylaşılarak dindirilemiyor.

Eskilerin çok güzel bir sözü vardır: "İnsanın yurdu, sevdiklerinin kalbidir." Bizler o sıcak yurtları birer birer terk edip, kendimize betondan ve ekranlardan soğuk sığınaklar inşa ettik.

Peki Çözüm Nerede?

Kayseri gibi köklü bir ahilik, esnaf dayanışması ve güçlü aile geleneğine sahip şehirlerimizin bu soğuk dalgaya karşı direnç göstermesi, özünü koruması son derece kıymetli. Çünkü bu kültürel kodlar, bizim en büyük savunma kalkanımızdır.

Çözüm, teknolojiyi reddetmek veya modern dünyadan tamamen kopmak değil; aksine bu hız çağında "insan kalabilmenin" yollarını yeniden hatırlamaktır. Bireysel özgürlüklerimizi ve alanımızı korurken, toplumsal bağlarımızı, komşuluk ilişkilerimizi ve o eski "biz" olma duygusunu yeniden onarmak zorundayız.

Unutmayalım ki; bir ağaç tek başına ne kadar görkemli ve güçlü görünürse görünsün, köklerini birbirine kenetleyen bir orman olmadan sert fırtınalara uzun süre dayanamaz. 

Yeniden orman olabilmek ümidiyle...

Yazarın Diğer Yazıları