Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Evreka Reklam Atölyesi tarafından bir duyuru gördüm. İçeriği şu şekildeydi:
Benim Fakültem Benim Hikâyem
Kategoriler
•Radyo, Televizyon ve Sinema
- Kısa Film: Fakülteyi veya öğrencilerin hikâyelerini anlatan 1-3 dakikalık kısa film projeleri.
- Radyo Spotu / Podcast Bölümü: Fakülte ve öğrenci hayatını eğlenceli, bilgilendirici veya yaratıcı bir şekilde sunan sesli içerikler.
•Halkla İlişkiler ve Tanıtım
- Mini PR Kampanyası: Fakülteyi tanıtacak veya öğrenci katılımını artıracak yaratıcı kampanyalar.
- Sosyal Medya İçerik Tasarımı: Post, hikaye veya kısa video gibi sosyal medya formatlarında fakülteyi tanıtan yaratıcı içerikler.
• Gazetecilik
- Haber / Röportaj: Fakülte içindeki etkinlikler, projeler veya öğrenci başarılarını konu alan haber ve röportaj çalışmaları.
- Foto-Haber / Görsel Hikâye: Kısa bir fotoğraf serisiyle fakülte veya öğrencilerin hikâyelerini görsel olarak anlatma.
- Makale / Köşe Yazısı: Fakülteye dair görüşler, öğrenci deneyimleri ve yaratıcı hikâyeler üzerine yazılı içerikler.
Bu yarışmaya ben de başvurmalıyım dedim ve aşağıdaki yazıyla katıldım.
https://www.instagram.com/p/DW85sotjMH6/?__d=1 bu linkten de izleyeceğiniz üzere, adım okunduğunda ise büyük heyecanla sahneye ilerledim ve çok kıymetli hocam, Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ebru DAVULCU’dan ödülümü almanın haklı gururunu yaşadım.
İşte Ödül Getiren O Yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum…
Kâğıttan Dijitale Uzanan Bir Gazetecilik Yolculuğu
Bu çalışma, bireysel bir kariyer hikâyesini değil, gazetecilik mesleğinin farklı dönemlerde ve teknolojik kırılmalarda nasıl yeniden öğrenildiğini konu edinmektedir. Ortaokul yıllarında 32 sayfalık sınıf dergisi ve sınıf gazetesi hazırlamakla başlayan süreç, ilerleyen yıllarda iş yaşamının öncelikleri nedeniyle ertelenmiş; buna karşın mesleğe yönelik ilgi ve içsel motivasyon hiçbir zaman kaybolmamıştır.
50’li yaşlara yaklaşırken yeniden İletişim Fakültesi’nde eğitim alma kararı, gecikmiş bir tercih değil; mesleğin kuramsal, etik ve yöntemsel çerçevesini bilinçli şekilde kavrama isteğidir. Günümüzde internet haber sitesi imtiyaz sahibi olarak yürütülen pratik yayıncılık deneyimi, fakülte ortamında edinilen akademik bilgilerle yeniden şekillenmektedir. Böylece gazetecilik yalnızca bilgi üretimi değil; insanı merkeze alan, sorumluluk gerektiren ve sürekli öğrenmeye dayalı bir pratik olarak yeniden konumlanmaktadır.
Genç öğrencilerle aynı sınıf ortamını paylaşmak, kuşaklar arası bir öğrenme alanı oluşturmakta; benzer biçimde gazetecilik mesleğinin yaşla değil merak ve sorgulama ile sürdürüldüğü gözlemlenmektedir. Çalışmanın temel vurgusu şudur:
Gazetecilik, yalnızca haber üretimi değil; toplumsal hafızaya katkıda bulunma ve gerçeği görünür kılma çabasıdır.
Bu metin; çocukluk idealinden dijital medya yöneticiliğine uzanan, ancak özünde sürekli kendini yeniden üreten bir gazetecilik yolculuğunu anlatmaktadır.
1. Başlangıç: Kâğıdın ve Merakın Bir Araya Geldiği Yer
Gazetecilikle kurduğum ilişki, basit bir hobi ya da geçici bir heves değildi. Ortaokul yıllarında hazırladığım sınıf gazetesi ve 32 sayfalık dergi yalnızca küçük bir yayın faaliyetinden ibaret görünse de, bugün geriye dönüp baktığımda bunun bir meslek kimliğinin ilk kıvılcımı olduğunu görüyorum.
Dergiyi hazırlarken kullandığım imkânlar sınırlıydı. Sayfa tasarımını cetvelle çiziyor, içerikleri arkadaşlarımdan topluyor, kimin hangi yazıyı verdiğini defterime işaretliyordum. Baskı için elimizde yalnızca bir fotokopi makinesi vardı. Modern tasarım programlarının sunduğu kolaylıklar yoktu. İçgüdüye dayalı bir üretim süreciydi. Buna rağmen, ilk dağıtımı yaptığım gün hissettiğim heyecan bugün bile zihnimde canlıdır. Gazeteciliğin “insanı harekete geçiren duygu” olduğunu o dönemde fark ettim.
Bu erken deneyim, bana iki şey öğretti:
Birincisi, gazetecilik okurdan önce üreticisine seslenen bir meslektir.
İkincisi ise, eksik araçlar iyi bir fikri durdurmaz, yalnızca daha yaratıcı çözümlere zorlar.
2. Hayatın Geciktirdiği Değil Olgunlaştırdığı Bir Meslek
Eğitimin sonraki aşamalarında gazetecilik yerini başka meslek alanlarına bıraktı. İş yaşamı, ekonomik sorumluluklar ve girişimcilik gibi pratik ihtiyaçlar, beni başka yönlere sürükledi. Ancak meslekten uzaklaşmadım; yalnızca onun adını anmayı bıraktım. Çünkü gazetecilik, kimlikten çıkarılamayan bir bakış biçimidir.
Uzun yıllar boyunca “doğru zamanda dönerim” düşüncesiyle ertelediğim bu alanın aslında hiç kaybolmadığını anladığım dönem, 50’li yaşlara yaklaştığım zamandı.
Birçok kişinin beklemediği bir karar verdim: İletişim Fakültesi’nde yeniden öğrenci olmak.
Bu karar, dışarıdan bakıldığında geri dönüş gibi görülebilir fakat benim için bir başlangıçtı. Pratikte yıllardır içinde olduğum bir mesleği nihayet akademik çerçeveyle kavrama kararının somutlaşmış haliydi. Gazeteciliği yalnızca yapmayı değil aynı zamanda anlamayı istedim.
3. Günümüzdeki Pratik: Dijital Yayıncılığın İçinde, Öğrenmenin Başlangıcında
Bugün bir internet haber sitesinin imtiyaz sahibiyim. Editoryal süreçler, veri akışı, toplumsal tepkiler ve hız baskısı günlük rutinimin bir parçası. Kısa vadede yüksek tıklanma ile uzun vadede güven ilişkisi arasında sıkışmış bir medya ekosisteminde çalışıyorum.
Dijital yayıncılığın en önemli tehlikesi şudur:
Tıklanmayı gerçek, hız baskısını zorunluluk sanmak.
Bu noktada gazeteciliğin temel ilkeleri kaybolur.
Kendi yayın pratiğimde etik ve doğrulama süreçlerini merkeze koymak için çaba sarf ediyorum. Bir haber yalnızca bir içerik değil; arkasında yaşayan insanlar, etkileyen kararlar ve toplumsal sonuçlar vardır.
Bu yüzden her gün kendimi şu cümleyle hatırlatırım: “Bugün yeni bir şey öğrenmem gerekiyor.” Gazetecilik, tamamlanmış bir meslek değil; her gün yeniden inşa edilen bir disiplindir.
4. Akademik Alan: Neden Yaptığımı Öğrenmek
Pratik yayıncılık yıllar boyunca bana çok şey öğretti, fakat neden yaptığımı öğretmedi.
Fakülte sıralarında karşılaştığım kavramlar, gazeteciliği yalnızca bir zanaat olarak değil, sosyal bilim alanı olarak anlamamı sağladı.
Haberin çerçeveleme teorisi, hangi olayın nasıl anlatıldığını gösterdi.
Medya etiği, bilgi aktarımı ile manipülasyon arasındaki sınırı hatırlattı.
Röportajın yalnızca soru değil güven inşası olduğunu öğrendim.
Foto-haberin yalnızca bir görsel değil, duygusal bir aktarım biçimi olduğunu gördüm.
Bir derste hocamızın söylediği şu cümle içimde kalıcı bir yer edindi:
“İyi gazeteci görüntüyü değil insanı keser.”
Bu ifade, haber kurgusu ile insan hikâyesi arasındaki farkı kristalize etti.
Gazeteci olayın değil, olayın insana etkisinin peşinden gider.
5. Çok Kuşaklı Öğrenme: Sınıfta Bir Araya Gelen İki Dünya
Genç öğrencilerle aynı sırayı paylaşmak, yalnızca akademik bir durum değil; kuşaklar arası bir denge alanıdır.
Onlar dijital refleksleriyle bilgiye hızlı erişirken, ben deneyimin ağırlığını getiriyorum.
Bu süreç karşılıklı bir öğrenmeye dönüşüyor.
Gençler bana hızın dilini, ben onlara kavramın derinliğini öğretiyorum.
Bir haberi 20 saniyelik videoya sığdırabiliyorlar; ben ise o videonun hangi insanları nasıl etkileyebileceğini anlatıyorum.
Gazeteciliğin sadece “içerik üretmek” değil, vicdan üretmek olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
6. Sonuç: Gazeteci Olmadım; Gazeteci Olduğumu Gördüm
Bugün geriye dönüp baktığımda, ortaokulda fotokopiyle dağıtılan 32 sayfalık dergi ile bugün yönettiğim dijital haber platformu arasında güçlü bir bağ görüyorum:
Süreklilik ve tutarlılık. Gazetecilik benim için bir kariyer tercihi değil;
hayatı anlamlandırma biçimidir.
Belki büyük haberlere imza atmayacağım.
Belki manşetlere çıkmayacağım.
Ama bir insanın gözlerinde saklı “hikâyeyi” görebilmek ve onu doğru şekilde aktarabilmek, bu mesleğin en büyük ödülüdür.
Bu nedenle, Fakülte’de bulunmak gecikme değil;
bir mesleğin özüne dönüş anlamına gelmektedir.
Ben gazeteci olmadım, aslında hep gazeteciydim — şimdi yalnızca bunun adını doğru koyuyorum.