DİJİTAL ÇAĞIN EN BÜYÜK KRİZİ: DİJİTAL DEPREM MUTSUZLUK KAYBOLAN İNSANLIK VE MANEVİ DEĞERLER
Teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği dijital çağda insanlık, maddi anlamda büyük ilerlemeler kaydederken manevi anlamda ciddi bir gerileme yaşamaktadır. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaylaşmış, iletişim araçları dünyanın her köşesini birbirine bağlamıştır. Ancak bütün bu gelişmelere rağmen insanlar birbirinden uzaklaşmış, kalpler arasındaki mesafe büyümüştür.
Günümüzde toplumun önemli bir bölümü insanları ahlakına, dürüstlüğüne, karakterine ve vicdanına göre değil; sahip olduğu servete, makama ve güce göre değerlendirmektedir. Maddiyatın ön plana çıktığı, çıkar ilişkilerinin normalleştiği bir anlayış hızla yaygınlaşmaktadır. İnsanlar artık “Nasıl daha iyi bir insan olabilirim?” sorusundan çok, “Nasıl daha fazla kazanabilirim?” sorusunun peşinden gitmektedir.
Dijital dünya insanlara büyük imkânlar sunarken aynı zamanda yeni sorunları da beraberinde getirmiştir. Sosyal medya platformları hayatın merkezine yerleşmiş, gerçek ilişkilerin yerini sanal etkileşimler almaya başlamıştır. Takipçi sayıları dostluğun, beğeniler karakterin ve görünür olmak değerli olmanın ölçüsü hâline getirilmiştir.
Bugün sosyal medyada gördüğümüz birçok mutlu fotoğraf ve gösterişli paylaşım gerçeğin tamamını yansıtmamaktadır. İnsanlar çoğu zaman mutlu oldukları için paylaşım yapmamakta, mutlu görünmek için paylaşım yapmaktadır. Ekranlarda sergilenen kusursuz hayatların arkasında ise yalnızlık, huzursuzluk, stres ve manevi boşluk saklı kalmaktadır.
Oysa gerçek mutluluk gösterişte değil, huzurdadır. Gerçek mutluluk; anne ve babanın duasını alabilmekte, eşler arasında sevgiyi ve sadakati koruyabilmekte, kardeşine sahip çıkabilmekte, komşusunun derdiyle ilgilenebilmekte ve vicdanen rahat bir şekilde uyuyabilmektedir.
Ne yazık ki günümüzde aile bağları da ciddi şekilde zayıflamaktadır. Bir zamanlar aile bireylerini aynı sofrada buluşturan akşam yemekleri giderek azalmakta, aile içi iletişim yerini ekranlara bırakmaktadır. Aynı evde yaşayan insanlar bile çoğu zaman birbirleriyle konuşmak yerine telefonlarıyla vakit geçirmektedir.
Anne ve babaya saygının azaldığı, büyüklerin tecrübelerine değer verilmediği, kardeşlik bağlarının zayıfladığı bir döneme doğru sürükleniyoruz. Bayramdan bayrama hatırlanan akrabalar, yalnız bırakılan yaşlılar ve giderek artan bireysellik anlayışı toplumsal yapıyı derinden etkilemektedir.
Eşler arasında sevgi ve saygının yerini tahammülsüzlük almakta, insanlar birbirini anlamaya çalışmak yerine değiştirmeye çalışmaktadır. Kardeş kardeşe yabancılaşmakta, komşuluk ilişkileri giderek yok olmakta, yardımlaşma ve dayanışma duyguları zayıflamaktadır.
Daha da düşündürücü olan ise sadece dinî değerlerin değil, en temel insanî değerlerin de aşınmasıdır. Merhamet, vefa, fedakârlık, saygı ve sevgi gibi kavramlar günlük hayatın merkezinden uzaklaşmaktadır. Oysa güçlü toplumlar yalnızca ekonomiyle değil, ahlakla; yalnızca teknolojiyle değil, vicdanla ayakta kalırlar.
Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike ekonomik krizler veya teknolojik değişimler değildir. Asıl tehlike; insanlığın sessizce aşınması, vicdanların körelmesi ve manevi değerlerin kaybedilmesidir. Çünkü ahlakın çöktüğü yerde aile çöker, ailenin çöktüğü yerde toplum çöker, toplumun çöktüğü yerde ise medeniyet ayakta kalamaz.
Bu nedenle çocuklarımıza yalnızca akademik başarıyı değil; saygıyı, sevgiyi, merhameti, dürüstlüğü ve sorumluluk bilincini de öğretmek zorundayız. Anne ve babaya hürmeti, eşler arasındaki sadakati, kardeşlik hukukunu ve komşuluk ahlakını yeniden hatırlamak zorundayız.
Dijital çağın en büyük ihtiyacı daha fazla teknoloji değildir. Dijital çağın en büyük ihtiyacı; daha fazla vicdan, daha fazla merhamet, daha fazla sevgi ve daha fazla insanlıktır.
Çünkü gerçek mutluluk ekranda görünen sahte hayatlarda değil; sevginin, saygının, huzurun ve maneviyatın yaşandığı gönüllerdedir.
Hüseyin Taş(Toprakoğlu)