25 Nisan 2026…
Sanki sıradan bir gün değildi. Sanki o gün, ölümün hakikatinin gözler önüne serildiği bir gündü. Morgda yan yana dizilmiş bedenler, mezar başında sırasını bekleyen cenazeler… Hayatın faniliğini haykıran sessiz bir kalabalık vardı.
O gün insan, ölümü sadece bir kavram olarak değil; somut, soğuk ve kaçınılmaz bir gerçek olarak gördü.
Kur’an’da bu hakikat şöyle dile getirilir:
“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185)
İnsanın Yaratılışı: Topraktan Ruh’a
İnsan…
Bir anne ve babanın vesilesiyle dünyaya gelen; fakat hakikatte Allah’ın kudretiyle yaratılan bir varlık.
Kur’an’da bu yaratılış şöyle anlatılır:
“Andolsun, biz insanı süzülmüş bir çamurdan yarattık.” (Mü’minûn, 12)
Ve sonra en büyük sır:
“Ona ruhumdan üfledim.” (Hicr, 29)
İşte insanı insan yapan budur.
Et ve kemikten ibaret bir bedenin içine yerleştirilen ilahi bir emanet: ruh.
Dışarıdan bakıldığında insan; et, kemik ve sudan ibaret gibi görünür.
Ama o bedenin içinde bir kalp atar, bir akıl düşünür, bir ruh hisseder.
Göz görür, ama ibret almak kalbe aittir.
Beyin düşünür, ama hakikati kavramak ruha aittir.
Hayat: Bir İmtihan Sahnesi
İnsan doğar, büyür ve yaşar.
Ama aslında yaşadığı her an bir imtihandır.
Kur’an bu gerçeği şöyle bildirir:
“Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk, 2)
Bu dünya; kalıcı bir yurt değil, geçici bir duraktır.
Ne makam kalır, ne servet, ne de bedenin güzelliği…
Geriye sadece şu kalır:
- İman
- Amel
- Ahlak
İnsandan istenen ise nettir:
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd, 112)
Dosdoğru olmak…
Yani:
- İmanda samimi olmak
- Kullukta sadık olmak
- İnsanlara karşı adil ve merhametli olmak
Ölüm: Kaçınılmaz Son Değil, Yeni Başlangıç
Ölüm bir yok oluş değildir.
Bir kapıdır…
Dünyadan ahirete açılan bir geçiş.
İnsan her an ölümle yüz yüzedir:
- Anne karnında
- Gençlikte
- Yaşlılıkta
- Bir kazada, bir hastalıkta
Hiç kimsenin zamanı garanti değildir.
Kur’an bu gerçeği şöyle ifade eder:
“Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşır.” (Nisâ, 78)
Hesap Günü: Sessizliğin Konuştuğu An
Ölümle birlikte hesap başlar.
Hiçbir şey gizli kalmaz.
“Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim de zerre kadar şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl, 7-8)
İşte o gün:
- Makam konuşmaz
- Servet konuşmaz
- Beden konuşmaz
Ameller konuşur.
İnsanın Ardında Bıraktığı İz
İnsan bu dünyadan göçüp gider.
Ama geride bir iz bırakır.
O iz ya bir dua olur…
Ya da bir pişmanlık.
İnsan için en büyük miras şudur:
“İyi bir insandı.”
Ne fazlası… ne eksiği…
- Kimseye zarar vermedi
- Kimseyi incitmedi
- Hakkı gözetti
- Güzel ahlakla yaşadı
Son Nefes: En Büyük Hakikat
Hayatın en kritik anı son nefestir.
Bir ömür nasıl yaşandığının özeti, o anda ortaya çıkar.
En büyük dua şudur:
“La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah.”
Çünkü o söz:
- İmanın özüdür
- Hayatın sonucudur
- Ahiretin anahtarıdır
Bir Uyanış Çağrısı
Ey insan…
Vaktin var.
Nefes alıyorsun.
Bu, sana verilmiş bir fırsattır.
- Kendini düzelt
- Hatalarından dön
- Kalbini arındır
- Kulluğunu artır
Unutma:
Ne güzellik kalır, ne güç…
Ne de insanların övgüsü…
Üstünlük sadece takvadadır.
Son Söz ve Dua
Hayat kısa…
Ölüm yakın…
Hesap kesin…
Ve insan…
Aslında sandığından daha yolcu.
Bu satırların sonunda, kalpten bir dua yükseliyor:
Allah’ım…
Başta abim İbrahim Taş’ı ve babam olmak üzere ahirete irtihal eden tüm sevdiklerimize ve imanla ölenlere rahmetinle muamele eyle.
Kabirlerini nur, mekânlarını cennet eyle.
Günahlarını affeyle, derecelerini yükselt.
Bizi de sana sadık, senin yolunda kul eyle.
Bizleri imanla yaşat, imanla öldür ve sevdiklerimizle birlikte cennetinde buluştur. Ey yüceler yücesi Ruhumun sahibi Allahım…Âminnnnn!!!!!
