Hüseyin TAŞ

Öz Yurdunda Garip Bırakılanların Sessiz Çığlığı

Hüseyin TAŞ

28 Şubat 1997: Öz Yurdunda Garip Bırakılanların Sessiz Çığlığı


28 Şubat 1997…
Türkiye’nin yakın tarihinde yalnızca bir tarih değil; inançlara dayatma, halka baskı, sabırla zulüm arasındaki kırılma noktasıdır.

Bu süreçte üniversite kapıları ilim yuvası olmaktan çıkarılmış, ideolojik kontrol noktalarına dönüştürülmüştür. Başörtülü genç kızlar eğitim haklarından mahrum bırakılmıştır. Okumak, meslek sahibi olmak ve ülkesine hizmet etmek isteyen binlerce öğrenci; yalnızca inançlarının gereğini yerine getirdikleri için sınıflarından, okullarından, hayallerinden koparılmıştır. Kampüs girişlerinde gözyaşı, ikna odalarında psikolojik baskı hâkim olmuştur.

Kamusal alanda başörtüsü yasaklanmış; devlet memurları inançları ile meslekleri arasında tercih yapmaya zorlanmıştır. Yıllarını kamu hizmetine adamış insanlar görevlerinden uzaklaştırılmış, fişlenmiş ve sorgulanmıştır. İbadet eden gençler şüpheli gibi gösterilmiş; inancını yaşayan insanlar sistematik bir baskı atmosferinin içine itilmiştir.

Kışla kapılarında ise milletin vicdanını yaralayan sahneler yaşanmıştır. Evlatlarını bu vatan uğruna askere gönderen anneler, yalnızca başörtülü oldukları için yemin törenlerine alınmamıştır. Şehit anneleri, evlatlarının kutsal vazifesine tanıklık etmekten mahrum bırakılmıştır. Bu tablo, bir milletin hafızasında silinmeyecek bir iz bırakmıştır.

Bu topraklar yüzyıllardır İslam medeniyetinin mayasıyla yoğrulmuştur. Müslüman bir millet, kendi öz yurdunda inancını yaşamak için mücadele vermek zorunda bırakılmıştır. “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya” mısrası, işte bu ruh hâlinin ifadesidir.

28 Şubat; inancın görünürlüğünün tehdit sayıldığı, kimliğin baskı altına alındığı bir dönemdir. Ancak aynı zamanda sabrın, dirayetin ve vakur duruşun da tarihidir. Çünkü inanç yasakla silinmez. Kimlik baskıyla yok edilemez. Milletlerin ruhu zorla şekillendirilemez.

Bugün geriye dönüp bakıldığında 28 Şubat, yalnızca bir mağduriyet dönemi değil; özgürlüğün, adaletin ve vicdanın kıymetini hatırlatan tarihî bir ibret vesikasıdır. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz. İnancın bastırıldığı yerde toplumsal birlik sağlanamaz.

28 Şubat unutulmaz; çünkü hafızalarda yalnızca bir tarih değil, bir sınav olarak yaşamaya devam eder.

 

Yorumlar 8
Yasemin Doğan 28 Şubat 2026 22:24

Müslüman Türk ülkesinde yaşadığımız acı sahneler.O yıllarda üniversite sıralarındaydım bende.Okulu gözüyaşlı bırakan arkadaşlarımı hala hüzünle hatırlarım.Yüreğimize değdiniz yüreğinize kaleminize sağlık

Zeki Metin Yalçın 28 Şubat 2026 21:05

Eline sağlik

Ferda Gürbüz 28 Şubat 2026 20:59

Çok güzel anlatmışsınız emeğinize yüreğinize sağlık.

Ferda Gürbüz 28 Şubat 2026 20:58

O dönemde ödenen bedellerle uğranılan zulümlerle elde edilen başörtüsüyle eğitim yada çalışma hakları ne yazık ki şimdi ayaklar altına alındı şuursuz insanlar tarafından.

Demet 28 Şubat 2026 20:29

Bizzat tüm olaylara şahit olan biyim rn yakın arkadaşlarımın göz yaşlarını hala unutamam

Hikmet sarı 28 Şubat 2026 20:14

Bu yazı, geçmişi hatırlatırken rövanş duygusu üretmekten ziyade ibret ve farkındalık çağrısı yapması bakımından kıymetli. Toplumsal barışın ancak özgürlük, adalet ve karşılıklı saygı zemininde inşa edilebileceğini hatırlatması yönüyle desteklenmeyi hak eden bir değerlendirme niteliğinde.

Göksel 28 Şubat 2026 12:16

28 şubatta döneminde konuşması engellenen baş örtülü kız öğrenci şimdi içişleri bakan yardımcısı elhamdülillah

Hubu Kaya 28 Şubat 2026 11:43

Maalesef çok doğru. Katsayı zulmü ile nice insanlar olması gereken yerlere gelemedi

Yazarın Diğer Yazıları