Mahmut ŞAHİN

Faili Korunan Dosyalar ve Suç-Devlet İlişkisi

Mahmut ŞAHİN

...
Sadece TRT haberin olduğu günlerden beri haber dinlerim.
Mesela yakalanan uyuşturucular ile ilgili haberler.
Emniyet güçlerimiz şu kadar esrar ele geçirdi ve imhâ etti.
Gümrük muhafaza ekipleri tonlarca eroini gümrükte yakaladı.
Kokain ve metamfetamin yenilerde sürekli azar azar yakalanıyor.
Aslında bu haberler hep bir başarının haberi olarak sunuldu.
Asayiş ekipleri milletimize zarar veren maddeleri yakalıyordu.
Gönlümüz ve vicdanımız rahat bir şekilde yatağımıza yatabilirdik.
Çocuklarımızı okula, sokağa, işe, tatile güvenli bir şekilde yollayabilirdik.

Gerçekten öyle miydi..?
Ülkemize her giren ya da yetiştirilen uyuşturucu yakalanıyor muydu..?
İşte ben buna çocukluğumdan beri inanmıyordum nedense.
Yakalananlar gözümüzün içine sokulurcasına haberlere çıkıyordu.
Acaba yakalanmayın insanları zehirleyen uyuşturucu ne kadardı..?
Gazetecilikte meşhur bir durum tespiti vardır :
"gazeteciler parayı yazdıkları haberlerden kazanmazlar,
yazmadıklarından kazanırlar"
Uyuşturucu tacirleri de yakalanmayan uyuşturucudan kazanmıyor mu..?
Peki yakalanmayan uyuşturucuyu hesaplamak mümkün mü..?
Devlet isterse mümkün tabii ama istediğinden emin değilim.
Şöyle ki, devlet bir kamu tüzel kişiliğidir.
Düşüncesi yoktur, duygusu yoktur, aklı da yoktur.
Bütün bu şıklar devleti temsil edenlere göre şekillenir.
Yine haberlerde sık sık duyduğumuz şekli ile devlet-suç ilişkisi.
Falan savcının aracında uyuşturucu yakalandı.
Falan emniyet müdürü kaçak silah ticaretinden tutuklandı.
Falan yetkili fuhuş şebekesini korumakla yargılanıyor ve vs
Devletin tüzel kişilik olarak burada suçu var mı..?
Elbette yok ancak bir sorumluluk yüklendiğinin farkında olmalı.
"Hırsız içeride ise kapı kilit tutmaz" sözü derin bir tecrübe sonucudur.
Devletin güç ve imkanlarından faydalanmanın bir sınırı var mıdır..?
Bu sınır neden ısrar ve inatla konmamaktadır..?
Ucu kimlere ve nerelere dokunmaktadır..?
Bu ülkede askeri vesayet bile bitirildi ama ya bürokratik vesayet..?
Adı konmamış asıl tehlikenin ne zaman idräkine varacağız milletçe.
Şimdi geriye doğru hep birlikte bir gidelim.
Bu günlerde çok meşhur olan Tunceli'ye.
Vali beynimizin Tunceli valisi olduğu günlere.
Gülistan'ın cinayetini örtbas etmeye çalıştığı günlere.
Katili ya da katilleri korumak için devletin gücünü kullandığı günlere.
Şimdi objektif olarak düşünelim.
O günlerde bir gazeteci ya da bir vatandaş şunu dillendirseydi :
"Vali, devletin ve siyasetin gücü ile  katilleri koruyor, delil karartıyor."
Hali nice olurdu..? 

Gelin şıkları sayalım :
1... Faili meçhul bir cinayete kurban gider, deliller de yok edilirdi.
2... Fetöcü ilan edilip medyada lince mâruz bırakılıp susturulurdu.
3... İftiradan, hakaretten, devletin saygınlığına bühtandan hapse atılırdı.
4... Ekonomik bir gücü varsa iflasa kadar götürülürdü.
5... Devletin valisine laf söylemek kimin ne haddine diye dayak yerdi.
Peki bugün neler yapıyoruz..?
Devlet valisine kelepçe takıp cezaevine atıyor.
Devlet isterse suçu ortaya çıkartıyor, istemezse gizliyor.
Bu değişkenliği de yöneticilere göre şekilleniyor.
İyi yönetici adil devlet, kötü yönetici zalim devlet oluyor.
Vali, polis, başhekim tutuklanıyor.
Yetmez ama Eveeeeeet diyoruz.
Yakalananlar bizi teskin etmesin.
Uyuşturucu örneğinde verdiğim yakalanmayanlara odaklanalım.
Mesela,
"İzmir'de bir müteahhit, 
Emekli general Ethem  Büyükışık'ın oğlu Dorukhan Büyükışık'ı öldürmüş.
Olay yeri inceleme polisleri cinayeti intihar gibi gösterip delil karartmış, 
Adli tıp intihar raporu düzenlemiş, 
Savcı dosyayı kapatmış.
General oğlunun cinayetini ortaya çıkarmak için 8 yıl uğraşmış. 
Polisler delil karartmaktan yargılanıyor. 
Adli tıp raporu yeniden hazırlandı ve cinayet olduğu ortaya çıkmış.
Kıçı kırık bir müteahhit polisi, savcıyı, adli tıbbı bağlamış. 
Paşa çocuğuna bunu yapan sıradan anadolu insanına neler yapmaz. 
Yargı ve emniyet bu kadar yozlaşmamalıydı.
Hz. Ali devletin dini adalettir lafını de emiş miydi?
Parası ve adamı olanın cinayet örtbas edebildiği bir ülke olmamalıyız."

Yazarın Diğer Yazıları