Değerli dostlar, Bünyan’ın Gigi köyünde doğup büyüyen hatıralarını ve köyün eski günlerini bizlerle paylaşan Gülbeyaz Sarıaslan ile söyleşimize devam ediyoruz.
Köye sonraları etraftan Müslümanlar yerleşmeye başladığında, Garabet enişteniz muhtarken cami yapılmasına nasıl öncülük ediyor?
Bizimkiler istemişler ki cami, kilisenin yerine olsun. Çünkü orası daha dulda. Onlar da şu anki caminin yerine olsun diyorlar. O arazi de Garabet eniştemindi, halamın kocası olur. Kendinin de harmanı vardı orada. Harmanın yerini camiye verdi. Biz camiye, kiliseye karşı değilidik kurbanım. O da ibadet, o da ibadet. Bizim evimize misafirimiz çok gelirdi. Türkümüz de gelirdi, Alevimiz de gelirdi. Hepsine ahbaptık. Evimizde namaz kılanlara namazlağa sererdim. Namaz kılarlardı. Biz sahura da kalkardık misafirlerimiz için. Hele önceden yaylaya gelirlerdi. Kurban Bayramı’nda elimize kına yakacağız diye dört gözle beklerdik. Bizimkiler kınayı her zaman bulundurmazlardı.
Sevmezler miydi kınayı?
Sevmeme değil de olmazdı. Müslümanlar hacca giderdi ya. Hacca gidilince kına getirilirdi. Elimize kına koyacağız diye nasıl sevinirdik. İşte böyleydi bizim ilişkilerimiz kurbanım. Çocukluğumuzda Çeksorut Dağı’na çıkılırdı.
Ne yapardınız orada?
Kurban kesmeye çıkardık.
Çeksorut Dağı’na kurban kesmeye ne zaman çıkardınız?
Bizim orucumuz 40 gün ya, kırk günden sonra biz oraya çıkardık, kurban keserdik. Buna da kurban pınarı derdik. Oruç 7 hafta aslında. 49 gün yapıyor. Dedem derdi ki: Oruç 49 gün ama cumartesi ve pazar oruç yoktur.
Bu 49 günden başka oruç tutar mısınız?
Tutarız kurbanım. Aslında bizim kilise adetinde o yedi haftalık Büyük Oruç’tan da önce, takvimde Paskalya’ya dokuz hafta kala tutulan üç günlük bir arınma orucumuz vardır. En bilineni Surp Sarkis orucudur ama halk arasında buna ‘uğundurma’ derler. Pazartesiden çarşambaya kadar gün batımına dek sürer.
Nasıl oruç tutardınız?
Biz, oruç tutarız hemi de yavan yeriz. Hayvansal bir gıda yemeyiz. Cumartesi ve pazar oruç tutmadığımız için 40 gün oluyor ama perhizini tutuyoruz. Sebze, ekmek yeriz, hayvansal yağların olmadığı zeytinyağı, ayçiçek yağlar yeniyor ama o zaman onlar yoktu. Tahin yerdik ekseriyetle. Çeksorut Dağı’na çıkardık. Bütün etraf köylerimizdeki Müslümanlar gelirdi. Orada yenir, içilir, akşamüstü herkes evine dönerdi. Etlerin hepsini pişirir, dağıtırlardı. Eğer kalırsa evlerine getirirlerdi.
Paskalya’da mı oluyor?
Paskalya’nın kırkı oluyor bu. Paskalya bayramını kutluyoruz. 40 gün sonra da bu kurban bayramını kutluyoruz.
Bir gün mü devam ediyor?
Evet, bir gün.
Çeksorut Dağı’ndaki taşın önemi nedir?
Dilek taşı ya da ziyaret taşı diyoruz. Delikli taş derdik, âdet ya da inanıştan dolayı üstünden atlayıp geçerken dilek tutuyorsun. Hatta dağın biraz yukarısında da manastırın yeri vardı. Manastır, ta dedemgilden de önce yıkılmış. Manastırın yerindeki çimenlikte koca koca kadınlar dua ederek yuvarlanırdık. İnanca göre yapardık. Ben de bizlerin dilek için taş yapıştırdığı o taşa taş yapıştırdım yapıştırdım ama tutmadı, anneme kavuşur muyum diye dua ederdim. Annemi de göremeden gitti. Sonra haber aldım, resmini gördüm ama kendini göremedim. Ne babamı gördüm ne annemi. Annem Sivas’tan sonra Arjantin’e gitti, annesigil oraya yerleşmiş, orada öldü. Babam da Adana’da ölmüş ama yerini bilmiyoruz.
Duaları hangi dilde ederdiniz?
Eskiler Ermeniceyi bilir de biz bilmeyiz. Kilisenin yanında çok eskiden Ermeni okulu varmış. Babam bile görmemiş. Biz Ermenice okuma yazma bilmeyiz. Ben, Türkçe okuma yazma da bilmem. 61’de ben 19 yaşındayken köyümüze okul geldi. Halı dokuduğumuz için onu da öğrenemedik. Harfleri bilirim ama bağlayamıyorum.
Halı dokumasını kimden öğrendiniz? Bünyanlılardan mı öğrendiniz?
Bünyan’da halı dokunuyordu ama Bünyanlılardan öğrenmedik. Bizim köye Mancusun’dan (Yeşilyurt) gelin gelmişti.
İki halam Mancusun’a gelin gittiği için çocukluğumuzda Mancusun’a sürekli giderdik.
Sarkis Ağa derlerdi, onun karısı biliyordu, o öğretti bize. Biz Gelin Dudu derdik ismine. Bünyanlılar da dokurdu, anneannem Gemerekli’ydi o da dokurdu halıyı.
O zamanların geçim kaynaklarından biri halı dokumacılık. Evlerin çoğundan kirkit sesleri gelirmiş. Bizim evde de rahmetli annem komşularla dokurdu. Fabrika halıları üretilince el halı dokumacılığı azaldı.
Halıdan biraz para kazandık ama hayvanların yemiydi, ufak tefek ihtiyaçlar derken biz kendimizi anca geçindirdik. Köyde pek bir şey yapamadık.
Müsaadenizle biraz da düğünlerinizi konuşalım istiyorum. Düğünleriniz nasıl olurdu?
Sizinki gibi. Farklı hiçbir şey yoktu. Biz sizlerin düğününe de giderdik. Kına gecesi aynıydı. Dualar edilir. Köyümüzde o zaman der hayr yoktu ki okusun. Ermenicede der hayr derlerdi, papaz yoktu. Yakınımızdaki Pirahmet köyünden imam geldi, yengemin nikahını kıydı da gelin oldu yengem. Amcamın karısı. Dedem dedi ki: ‘’Dua duadır.’’ Dedem ayırt etmezdi. Gelinler o zaman davul zurna eşliğinde atla gelin giderdi. Uzaktaki arazilerimize bakmak için ata çok bindim, çok affedersin eşeğe de bindim.
Çocukluğumda ben de çok bindim eşeğe. :)) O zamanki yakın yerlere ulaşım aracı o.
At çok kıymetliydi o zamanlar. Bir evde iki tane at varsa zenginsin diye bilinirdi. Seğmen olurdu, onlar atla önden giderlerdi. Gelin arkadan gelirdi. Gelinin kirvesi atı tutar, getirir kızı. Düğünlerimiz aynıydı, bir farkımız yoktu yani.
10. bölümün sonu

