Murat SERİM

Gigi'de Ermenilerle Müslümanların Unutulmayan Dayanışması

Murat SERİM

Gigi'de Ermenilerle Müslümanların Unutulmayan Dayanışması

Değerli dostlar, Bünyan’ın Gigi köyünde doğup büyüyen ve şu anda Amerika’nın Boston şehrinde yaşayan Murat Kaya ile söyleşimize devam ediyoruz. 

Murat abi, Gigi’deki kilisenin adı kitaplarda Surp Nigoğayos diye geçiyor. Surp, aziz anlamında biliyorsunuz. Kilise ne zaman yıkılmış ve harabe haline gelmiş?

Onu bizimkiler de bilmez. Bilmiyorlar. Babam 95 yaşında öldü. Babam bile hatırlamaz orada kilise olup olmadığını. Ama babamın babası işte dediğim Odunluğun Deresi’nde ağılı olan Ohannes Kağa diye bir adam varmış ki onların zamanında varmış o kilise orada. Daha o zaman daha çoğunlukmuşuz köyde. İşte diyorum ya o dönem yaşanan olaylardan sonra herkes bir yere dağılıp gitti.

Anladım. Peki, 1965'lerden sonra köye farklı yerlerden Müslümanlar yerleşmeye başlıyor. Köye Müslümanların yerleşmeye başlamasıyla birlikte kimler muhtarlık yapıyor?

Garabet Çimen'den sonraki Ermeni muhtar Hampar Kaya’ydı. 

O zaman şöyle sorayım: Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden emekli o zamanlar Bünyan müftüsü Rasim Deniz, köye gelip köyde caminin olmayışını, Müslümanların da yavaş yavaş köye yerleşmeye başladığını görünce dönemin muhtarı Garabet'ten cami yaptırılmasını talep ediyor. Sonraki süreci sizden dinleyelim. 

Caminin yapılması meselesini ben de biliyorum. Şöyle ki: Bizimkiler çekilip gitmeye başladı ya buradan. 8-10 aile daha vardı bizimkilerden. Garabet muhtardı ya. Köye cami yapılacak dediklerinde ben o zaman Amerika'daydım.

Hangi seneler? 

Ben 63’te köyden İstanbul’a, 86’da da Amerika’ya gittim. Cami 1974'te yapıldı. Garabet amca, ondan sonraki Muhtar Hampar Kaya hep beraber bizimkilere dediler ki: ‘’Camiye yardım edelim, para toplayalım, para verelim.’’ Hatta İzzet amca olsa da anlatsa. Rahmetli oldu İzzet amca. Bir de o köyün esas adamı Nejat amcam vardı benim, Hasan Koçak’ın babası. Yani buraya vali, kaymakam gelse direkt onun evine giderlerdi. Çok saygıdeğer ki saygıdeğer yani adaş. Onlar şimdi bana mektup yazdılar. Ben Amerika'dayım. O mezarlığı 87'de yaptırdım. Anladın mı? O zaman işte bu mezarlık yapılıyordu galiba. Dediler ki: ‘’Ya Murat, camiye de yardım eder misin?’’ İzzet amcaya dedim ki: İzzet amca benim sehime ne düşüyorsa ben seve seve. Hatta o zamanlar söylemesi ayıp caminin yapımı için 500 dolar para yolladım.

500 dolar cami yapımı için para gönderiyorsunuz. 

Tabii. Ondan sonra Garabet amca, Hampar amca, büyüklerimiz hepsi bir oldular, para topladılar caminin yapılması için. 

Aldığım bilgiler şu yönde: Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden emekli Dr. Rasim Deniz o dönem Bünyan müftüsü olarak görev yapıyorken Gigi köyü ziyaretinde köyde cami bulunmayışını görür. Ermenilerin büyük çoğunluğu köyden göç ettiği için çok az sayıda Ermeni kalmıştır. Köye sonradan civar köy ve kasabalardan göçen Müslümanlar ise hayvancılıkla uğraştığı için kışın çetin geçtiği yayla köyünde geçimlerini anca sağlamaktadır. O dönem köyün muhtarı Garabet’le görüşerek mümkünse köydeki kilisenin yerine yoksa köyün uygun bir yerine cami yapılması için görüşür. Garabet, caminin yapımı için iyi niyetini ortaya koyarak Gigi köyü Cami Yaptırma Derneğinin başkanı olur. Caminin yapımına destek amacıyla civardaki köyleri gezerek camiye bağış toplar. Purağıl ve Koyunabdal’daki Türkmen ağaları da para yerine geçimlerini hayvancılıkla sağladıkları için koyun bağışlarlar. Garabet muhtarın bu iyi niyetini gören civar köylerde itibarı artar, kendisine daha fazla sevgiyle yaklaşılır. Asıl desteği müftülük tarafından karşılanan cami 1974 yılında yapılır. 

Garabet muhtar olduğu için tabii sizlerden de para alıyor. 

Çünkü bizim için kilise neyse cami de o yani. Kilise de cami de Allah’ın evi. Şu an ezan okunuyor. Ne diyor bu adam? Allah diyor. Başka bir şey var mı? Yok. Biz de yani hayrımıza yardım ettik. 

Bu çok güzel bir duygu Murat abi. Bunu bir görmek hakikaten ayrı bir önem arz ediyor. Murat abi, siz orada yaşadığınız senelerde Gigi'deki halkın geçim kaynağı neydi? 

Geçim kaynağı bizde öyle fazla hayvancılık yoktu. Buğday, arpa, çavdar biz bunlarla geçinirdik yani. Döverbiçer yok, bir şeyler yok, biz çift sürerdik, düven sürerdik. Bizimkilerin geçimi oydu yani, başka bir şey yok. 

Köydeki Ermenilerin geçim kaynağı ile Müslümanların geçim kaynağı farklı mıydı yoksa aynı mıydı? 

Aynı, aynı. Biz ne yapacağız? Aşağıdaki Pirahmet köyündekiler, Kahveci köyündekiler de eker biçerdi. Bizim gibi fakir adamlardı. 

Mesela Talas'taki Ermenileri ben araştırdığımda orada şu anda yaşayan Sarkis Teke isminde bir Ermeni var.

Biliyorum Sarkis’i.

Sarkis Bey’le görüşmemde bana anlatılan ve okuduğum kadarıyla Talas ve civarında yaşayan Ermeniler kuyumculuk, demircilik, ayakkabı tamirciliği gibi zanaatlar başta olmak üzere bunun yanında pastırma ve sucuk ticareti, taş işçiliği, terzilik,  halıcılık, bağcılık ve şarapçılık, bakırcılık, marangozluk yaparlarmış. Ondan dolayı sordum, Gigi'de de benzer zanaatlarla uğraşan Ermeniler var mıydı diye. 

Benim dedem bizim düvenimizi, çiftimizi, kağnımızı hep o yapardı, sanatkârdı. Bizimkiler kerpiçten evler yapmada mahirlerdi. Çevre köylere de giderler tırpancılık yaparlardı. Efendime söyleyeyim yani çifti biliyor musun, gördün mü? Bir de Antranik dayı vardı. Bu ikisi Çat'tan geldiler. Çat'ı duydun mu hiç?

Çat dediğimiz Sivas’ın Gemerek ilçesine bağlı bir köy.

Bunlar Muş tarafından gelmeler. Ta nerelerden nerelerden Çat'a gelmişler. Çat'tan da bizim köyü duyuyorlar. Ermeniler orada daha çok. Oraya yerleşelim, diyorlar. Oradan bizim köye gelip yerleşiyorlar bu ikisi. Onların kızlarından birini babam alıyor. Onların kızını alınca onlar da geliyor bizim köye yerleşiyorlar. 

Yani ince zanaatlarla uğraşan Ermeniler Gigi'de yoktu diyorsunuz. Peki, Bünyan merkezde duyduğunuz kadarıyla zanaatlarla uğraşan Ermeniler var mıydı?

Vardı ya çoktu. Demirci Yusuf vardı. Arakel Kağa derlerdi. Arakel Kağa’nın eski Adliye’nin karşısında kahvesi var, derlerdi. Adamın köyde çiftinin demiri kopar, bilmem bir şeyi kopar, kapısı kırılır, Demirci Yusuf yapardı bunları. Bünyan’da ondan başka demirci ustası yokmuş. Benim duyduklarım bunlardı. Arakel Efendi ile Demirci Yusuf'u çok duyardım. Bünyan’da çok adam varmış bizimkilerden ama ben o ikisini duydum. Bir de Yervat amca halıcılık yapardı, bir Bünyan bilirdi. 

5.bölümün sonu

 

Yazarın Diğer Yazıları