Murat SERİM

Gigi'de İmam Ve Papazın Yağmur Duası

Murat SERİM

Gigi'de İmam Ve Papazın Yağmur Duası

Değerli dostlar, Bünyan’ın Gigi köyünde doğup büyüyen ve şu anda Amerika’nın Boston şehrinde yaşayan Murat Kaya ile söyleşimize devam ediyoruz. 

Murat abi, o dönemde Gigi'de ya da çevre köylerde Ermeni çocuklarının eğitim gördüğü bir okul var mıydı? Ayrıca Talas'taki Amerikan Kolejine sizin çevrenizden veya ailenizden okumaya gidenler oldu mu? 

Bak, Amerikalıları bizim büyük amcam anlatırdı. Toplamışlar insanları, Talas'ta Amerikan Koleji varmış diye götürmüşler oraya. Kimisi orada biraz okumuş. Çoğunu da Amerikalılar alıp götürmüşler Amerika'ya. Benim amcamın biri Gigili. Amerikalılar oradan onu alıyorlar, çocuk yaşta götürüyorlar.

Amerikalıların götürme amacını ne olarak biliyorsunuz? 

Çocukları orada eğitmek için. Yani görüyorlar burada durumlarını işte. Götürek de çocuklar kendini kurtarsın, diye.

Köyde okul var mıydı? Yani siz 1963'te İstanbul’a gidene kadar bir ilkokul var mıydı? 

Yoktu, ilkokul binası da yoktu. Affedersin ahırda okuduk. Okulumuz hiç yoktu. Öyle okul mokul yoktu hocam.

Nasıl bir eğitim vardı peki? Ayrıca kim eğitim verirdi? 

Bir tane eğitmen vardı Hamit Adıyaman. Kösehacılı’ydı. Kösehacılı’yı bilir misin? 

Bünyan’ın köyü, evet biliyorum.

O da Hamit Adıyaman diye eğitmen, ilkokulda o okuttu, hepimizi o okuttu. Eğitmen denirdi, öğretmen değil. Okuma yazma öğretiyor sadece. O öğretirdi okumayı yazmayı. 

Kaç sene eğitim aldınız o eğitmenden? 

Bir sene eğitim aldık. Zaten yaşlıydı. Onun yerine Mehmet Keskin ve ardından Raif Tombul geldi. Hatta ben Gigi’de 4'e kadar okudum. 4. sınıftan sonra ayrılıp İstanbul'da okudum. 5. sınıfı orada bitirdim. Ondan sonra hem okuyordum hem zanaata gidiyordum. Benim esas mesleğim tamircilik. Araba kaportasının tamiri. 

Tamirciliğe nereye gidiyordunuz? 

İstanbul Dolapdere'ye. Ortaokul ve liseyi okumadım. İlkokulu bitirip ortaokula geçtim. Nasıl oldu biliyor musun? Ben köyden İstanbul’a gittim. Babamlar daha köydeydi. Babamlar sonra geldi İstanbul'a. 5 kardeşiz, ev yok, bark yok. Çalışmamız lazım ki kira ödeyelim. Okuyamadık yani. Kardeşlerimin hepsi 5'ten ayrılma, okuyamadık. Yokluk vardı, durum kötü. Dayım Garabet Demir ünlü ve iyi bir kaporta ustasıydı. İyi bir usta olduğu için ona ‘’Zalım Usta’ derlermiş. İstanbul’un devlet erkânı araçlarını tamir ettirmek için dayıma gelirlerdi. Hatta Garabet dayım Muazzez Ersoy'un başrolünde oynadığı 1996 yapımı "Kalbimi Kıra Kıra" dizisinde kendi tamirhanesinde figüran olarak oynamıştı. 

Köyden ayrılıp İstanbul, Şişli'de kaporta tamirciliğine başladınız.

Evet, kaporta tamirciliğine başladım. 

O zaman ilkokul sizden sonra kurulmuş. 

Hamdi Tavşan’ın evinin oraya bir okul yaptılar. Sonra yine kapanmış. Çocuk yok. Bizimkiler dağılmış. 

Bünyan Maarif Müdürü Mehmet Çakmak’ın özel notları ile sizin anlattıklarınız birbirini tamamlıyor Murat abi. Mehmet Çakmak’ın özel notlarındaki bilgilere göre, Gigi’deki ilkokulun 1964-1965 eğitim-öğretim döneminden itibaren geçici bir binada hizmet vermeye başladığını görüyoruz. O dönemde Raif Tombul okul müdürü; Hulusi Çınar, Ömer Mantıcı ve Mehmet Ergün ise sınıf öğretmeni olarak görev yapmışlar. Hatta Gigi’deki ilkokulun 1980 yılındaki son öğretmeninin de, bizzat görüştüğüm Adem Yalçın hoca olduğunu öğrendim.

Bizim orada okutmuş mu çocukları? 

Okutmuş, evet. 

Ben onu hatırlamıyorum. Ben hiç hatırlamıyorum onu. 

Murat abi, Gigi'de Paskalya Bayramı ne zaman ve nerelerde yapılırdı? Ve bu günlerde köydeki Müslümanlarla olan ilişkilerinizi ve anılarınızı paylaşır mısınız? 

Vallahi biz o zaman var ya Murat, o Paskalya Bayramı'nda bütün civar köyler hep bize gelirdi. Biz yumurta toplardık. 

Ne zaman olurdu Paskalya Bayramı? 

Nisan belki olabilir yani tam bilmiyorum. Yumurta toplardık. Ev ev toplardık. Yumurtaları soğan kabuklarının içine kor, suyla kaynatır, pembeleşmesini beklerdik. Üzerlerine çiçek, yaprak, yıldız gibi resimler çizerdik. Bir yerimiz vardı. Vefa’nın ahırını gördün mü? Hemen onun arkasında, hususi böyle yumurta yuvarlarlardı bizimkiler. Kim kiminkini tokuşturursa onun yumurtasını alırlardı. Küçük bir ateş yakardık. 

Onu niye yakardınız? 

Ne bileyim öyle bir şeydi işte. Nasıl Nevruz’da ateş yakıyorlar ya öyle bir ateş yakardık. Ne güzel böyle eğlenmek için. 

Başka ne yapardınız? 

Büyüklerin gider, elini öperdik, harçlık alırdık. Sizde yok mu? Aynı yani. Bayramlarda aynısı. İşte diyorum ya diğer köyler gelirdi bizimle bayramlaşmaya. Dostluğumuz çok güzeldi ya şimdi Allah için. 

Paskalya Bayramı’nda Çeksorut Dağı’na çıkar mıydınız? O günlerde neler yaşanırdı, biraz bahseder misiniz? 

Şimdi o Çeksorut’ta Kurbanpınar diye bir pınar var. Biz o bayramlarda işte galiba mayısta, otların güzel olduğu zaman oraya çıkardık. Kurban keserlerdi bizimkiler.

Paskalya Bayramı için değil mi? 

Hayır, bayramdan sonra başka bir kutlama için o dağa çıkardık. Kayseri'den papazlar gelirdi. Diğer köylerden hocalar gelirdi. Hepsi beraber dua ederlerdi. 

Hem imamlar hem de papazlar gelirdi.

Evet, gelirlerdi dua ederlerdi. Yağmur duası yaparlardı bizimkiler. İmamlar, hocalar yağmur duası için gelirlerdi. Bizim papazlar Kayseri’den yağmur duası için gelirlerdi. 

Duayı kim yapardı? 

Bizim papazlar ayrı dua yapardı. İmamlar da orada oturur beraber onlarda kendi dualarını yaparlardı. Onlar da ayrıca dua ederlerdi. Orada 7-8 tane pilav kazanı kaynıyordu ki bütün köylü, diğer köylerden bütün misafirler gelirdi oraya. Yerler, içerler, içtikten sonra o dağda bir yerimiz vardı bizim. Nasıl diyeyim sana? Böyle bir delik var. Oradan üç kere atlarsan. 

Delikli taştan mı bahsediyorsunuz? 

O dağdaki delikli taştan üç kere atlarsan dileğin kabul olur, derlerdi. Biz de çocuğuz ya işte, oradan üç kere atlarız, tekrar atlarız, atlarız. Orada hâlâ durur o taş. Şöyle bir taş var: O taşa da yerden güzel bir taş alırsın. Eğer yapıştırırsan o taşı, taşın tutarsa dileğin kabul olur, derlerdi.

Hangi dileklerde bulunmuştunuz Murat abi? 

Ne bileyim. :))

Amerika'ya mı gideyim dedin yoksa? :)) 

Yok, o zaman Amerika hiç aklımda yoktu. Nerede? Vallahi hiç hatırlamıyorum. Allah’ım sağlık ver, diyordum. Öyle ne bileyim. 

Belki çocukça istekler.

İşte yani. Başka ne dilek dileyeceğiz? Köy çocuğusun, aklımıza bir şey gelmiyordu ki. 

Ne güzel bir paylaşım.

Bütün köyler gelirdi bizim oraya. Bizim oraya çıkıp dua ederlerdi yağmurun yağsın diye. İnan ki bizimkiler ne zaman bir duaya başlasa o çiçeklerden bir bulut yekinirdi, sel sele giderdi. 

Aynısını şu an köyde yaşayan Melek Güner teyzemiz de anlattı. Hem imamlar hem papazlar beraber duaya gittikleri zaman, sizin dediğiniz gibi, Rabbim duayı kabul eder ve yağmurlar yağarmış. Her seferinde yağmurla dönülürdü, diyor. 

Yağmur yağdığında sel giderdi yani. Aklım duruyor ya, Allah'ın lütfu işte. Demek ki o zaman insanlarda şeytanlık yokmuş. Dürüstlük varmış vallahi.

Doğru söylüyorsun Murat abiciğim aynen öyle. 

İnsanlar temizdi o zaman, hakkat ya. Şimdiki gibi ben seni satayım. Eğer senin bana menfaatin varsa bana yaklaş öyle şey yoktu. Bizimkiler okumamış; saf, gariban adamlar. 

Evet, evet ne güzel günlermiş Murat abi. 

Ben işte o günleri çok arıyorum. Vallahi bana ne desen ben sana inanırım. Ben öyle kimsenin işine karışmam. 

 

6.bölümün sonu

 

Yazarın Diğer Yazıları