Murat SERİM

Gigi Köyü Baskınına İzin Vermeyen İmamın Sözleri

Murat SERİM

Gigi Köyü Baskınına İzin Vermeyen İmamın Sözleri

Değerli dostlar, Bünyan’ın Gigi köyünde doğup büyüyen hatıralarını ve köyün eski günlerini bizlerle paylaşan Gülbeyaz Sarıaslan ile söyleşimize devam ediyoruz.

Gigi’nin yemek kültüründe size has geleneksel yemekler var mıydı?

Farklı bir yemeğimiz yoktu ama başka yerlerde vardı. Orası köylük olduğu için çok bir şey yoktu. İmkanlar kısıtlıydı, gidip gelmek için ulaşım çok dardı. Ne bileyim fasulye, nohut hele de bulgur pilavı, mantı çok meşhurdu. Kendimize has içli köfte yapardık. Köyümüzde Ermenilere has bir yemeğimiz yoktu. Herkes ne yiyorsa biz de onu yiyorduk. Yokluk vardı. Belki önceleri vardı ama 1. Dünya Savaşı’ndan sonra gidenler köye geri dönünce zorlukla yerleştiler. 

Sonraki yıllarda neden İstanbul’a veya Amerika’ya göç etmeye başlıyorlar? 

Dediler ki: Burada okul yok, zanaat yok, hiç olmazsa çoluk çocuk gitsin, bir meslek sahibi olsun. O amaçla gitmeye başladılar.

O dönemde sizlere herhangi bir baskı ya da tehdit oldu mu?

Yok, baskı falan olmadı. Kıbrıs harekâtı zamanı çevre köylülerden bazıları biraz başkaldırdılar. Çevre köylerin birinde İbrahim diye biri vardı. Gitmiş Emirören’den 20 kişiyi almış gelmiş ki ‘’Gidek de Gigi’yi basak.’’ diye. Cahillik işte. Ortada bir Ermeni köyü kalmış, onu da kaldırmak istemiş. Ordaki imam demiş ki: ‘’Siz ne iş yapıyorsunuz? Hükümetten emir yok, sen nasıl gidip de köyü basacaksın? Yarın bir gün biz o adamların yüzüne nasıl bakacağız? Burada kardeş gibiyiz.’’ demiş, bırakmamış. O bıraksaydı gelecekmiş.     

Baskının olmaması gerekiyor zaten. Sonuçta buralardan kimler geldi geçti! 

Sonradan bizimkiler de bunları duyunca gitmek istediler. 

Köyden önce kimler gitmeye başladı?

Önce Lord’un oğlu Avdis İstanbul’a gitti. Ondan sonra kimileri Kayseri’ye gitti. Sonra da İstanbul’a gittiler. Kayseri’de de şimdi kimse kalmadı. 

Köyde nüfus azalınca çevre il, ilçe ve köylerden yerleşmeye başlıyorlar değil mi? 

Bizimkiler mülkü satınca onlar aldılar hâliyle. Azalınca kimse kalmadı. Amcam da bizim tarlalarımızı Koyunabdal’da bize yardımcı olan Ahmet Beylere satıyor. Şimdi Kayseri’de o. Giderim Ahmet’in başköşesinde otururum. Ahmet’im bambaşka. Çok iyi birisi. Karısı Mevlüde de bizi çok sever. En son pandemiden önce gitmiştim. Hiçbir şeyimiz kalmadı. Hasan’ın dayısı var, o kökten geldiğimiz için biz amca diyoruz. Ohannes amcam da tarlalarını, mülklerini onlara sattı, geldi. Hep tapuluydu tarlalarımız. Keşif gelip bakıyordu, ona göre tapu veriyordu. Bünyan’daki Konaklı Mehmet Ağalar (Mehmet Gürkan) almış bir kısmını. Onlar zengin idi. Oğullarından birinin adı Kazım, birinin adı Paşa’ydı. Paşa dayının oğlunun ismi Fikret’ti (halıcı). Kazım Ağa’nın oğlunun adı da Hikmet’ti. Ondan sonraki çocuklarının isimlerini pek bilmiyorum. Analarının ismi Dürziye, Kazım Ağa’nın hanımının ismi Ferziye’ydi.       

Köyden en son ayrılan kimdi? 

Nejat abi ayrıldı. Nejat abinin annesi dedemle amca çocuğu oluyorlar. Aynı kökten geliyoruz. Nejat abimin altı çocuğu var. İki kızı var. Nergis ve Araksi. Dört de oğlu var. Şenol, Hasan, Sinan ve Hakan. Nejat abim anlatırdı: ‘’Köye cami yapılınca ezan okunduğunda nerede olursa Hakan işi bırakırdı. Çalkan diye yere gelir, elini ayağını yıkar, giderdi camiye.’’ derdi. Çok camiciydi o. Çünkü o kadar çok hevesliymiş ki gidermiş sürekli. 

Müslüman mı oldu?

Çocukken hevesliydi, namaz kılardı ama sonradan ne oldu bilmem. Nejat abim ‘’Çok istiyorsa Müslüman olsun.’’ diyordu. Soyadları Koçak onların. Koçak olmasının hikayesini de anlatayım. Bunların dedeleri de der hayr yani keş imiş, papaz diyelim aynı şeyler. Hasan’ın ismi aslı Harutyun, dedesinin ismi de Harutyun’du. Hasan’ı yanına alan Avrenli Hosrov ismindeki Çerkez, der hayr ile ahbapmış. Dedeleri olan ‘’Hasan’ı getireyim de bir tane o kaldı, kendi nüfusuma alayım, ölmesin, sağ kalsın.’’ diyerek kendi nüfusuna alıyor. Çerkez Hosrof’un soyadı Koçak olduğu için nüfusuna aldığı Hasan’ın da soyadı Koçak olarak devam ediyor. O zaman Hasan 6-7 yaşlarındaymış. Avrenli Çerkez dine de meraklıymış. Evinde der hayrdan kalma İncil de varmış. Hasan da bu İncil’i onlardan gizli okuyor. Bizim köyde de onun yaşlarında çocuklar vardı. Hep beraber okurlarmış. Çalıların arasında saklayarak bunlar dinlerini yürütüyorlar. Dede Hasan (Harutyun) 1949’a kadar o köyde yaşıyor. Sonra bizim köyden evli olduğu için Gigi’ye geldiler. Hasan enişteme dedemin amca çocuğu dememin sebebi, Nejat abim onların kızını almıştı. Ondan dolayı onlarla köklerimiz aynı.                 

Aynı köyden olunca bir şekilde akraba oluyorsun.

Ya anadan ya babadan akraba oluyorsun. Amca, dayı, hala çocuğuyla evlenmek sizde var. Bizdeyse şimdi kuzen diyorlar, dinimiz yasakladığı için evlenilmez. Ortodoks’a bağlıyız, izin verilmiyor. Katoliklerde de yok. Hiçbir Hristiyanlıkta kuzenle evlenilmez. İşte ikinci kuzenle evleniyorlar şimdi. İkinci kuzenle de evlenmek yoktu aslında. Kan bağı olmayacak. Teyze çocuklarının çocuğu olsa onlar oluyor da erkek tarafınınki kan geçtiği için olmuyor.       

İstanbul’a gelip de tekrar köye dönmeyi isteyenler oldu mu?

Olmadı çünkü gidecek yerleri yoktu. Bir kere satıp gelmişlerdi. Dağıldılar yani. Geri dönmek zor kurbanım. Bir de köyde Ermeni okulu olmadığı için ‘’Çocuklar Ermeniceyi öğrensin.’’ dediler. Şimdi karıştık birbirimize. Ermenice de kalmadı, bir şey de kalmadı. 

Sinan abinin vefatı sebebiyle başsağlığı için evlerinde Gigililerle oturduğumuzda sadece Nergis ablanın yeğeni Bianka Sarıaslan Ermenice okuma yazma biliyordu. O da üniversitede bu bölümü okuduğundan biliyor. Hatta Jamanak gazetesinde köşe yazarlığı yaptığını söyledi.   

Çat köylüler (Gemerek) bilirlerdi. Okul olmasa da onlar yürütmüşler Ermenice bildiklerini. 

Köydekiler Talas’taki Amerikan Kolejine çocuklarını gönderdiler mi?   

Göndermediler çünkü nasıl gidecek kurbanım? Köyde zatı okul varmış, ihtiyaç yokmuş ki başka bir okula göndersin. Sonraki süreçte zaten ora da kapandı. Gidemezlerdi, Kayseri’de de yoktu Ermeni okulu. 

Talas Amerikan Koleji ve hastanesi 1968’de kapanıyor. Gülbeyaz teyze Gigi’nin yakınında Ermenilerin yaşadığı başka köy/ler var mıydı?

Ekrek’te (Köprübaşı) vardı. Efkere’de (Gesi-Bahçeli) Fransız Koleji varmış. Sıvgın’ın da çoğu Ermeni’ydi. Bünyan’ın içinde ve Gergeme’de de vardı. Pınarbaşı, Develi ve Sarıoğlan’da da epeyce bir Ermeni olduğunu biliyoruz. Karacaören köyünde de Rum vardı. 

Müsaadenizle köydeki evlilikler hakkında konuşalım. Sizin ifadenizle İslam köylerindeki Müslümanlar kızlarınızla evlenmeyi istediler mi?

İsterlerdi ama bizimkiler vermezdi. Lakapları Kalabalık denen adamın kızı kaçacaktı, sevdiği oğlan Koyunabdallıymış, engel oldular. Başka kızlarımızı da alırlar, götürürler, diye vermediler. Onun için istemediler. Beni de tanıdık Türklerden isteyenler oldu ama amcam yok derdi. Dedem hele hiç yaklaşmazdı. Dedemin babası da keş imiş. 

Tam tersi oldu mu? Ermeni bir oğlan Müslüman bir kızla evlendi mi?        

Yok, hiç olmadı. Eşim Boğos amcanla 25 yaşına kadar Kayseri’de kaldık. Kayseri’de de evlenen duymadım. 

11. bölümün sonu

 

Yazarın Diğer Yazıları