Murat SERİM

Ohannes Kağa'dan İbretlik Bir Hatıra

Murat SERİM

Ohannes Kağa'dan İbretlik Bir Hatıra

Değerli dostlar, Bünyan’ın Gigi köyünde doğup büyüyen ve şu anda Amerika’nın Boston şehrinde yaşayan Murat Kaya ile söyleşimize devam ediyoruz.

Murat Abi, köyde Müslümanlarla Ermeniler arasında evlilik olur muydu? Örneğin bir Türk erkeğini seven bir Ermeni kız evlenebilir miydi? Bu konudaki hatıralarınız ve bildikleriniz nelerdir?

Benim bildiğim adaş hiç olmadı. Bizim köyde bir Müslüman gencin gelip de bir Ermeni kızla veya bir Ermeni erkeğinin bir Müslüman kızla evlendiğini duymadım. Ama ben isterim ki alsın abi. Eğer ben birini seviyorsam niye almayayım?

Bunca komşuluk ve iç içe geçmişlik içinde Müslüman ve Ermeni gençler arasında gönlü birbirine düşen, birbirini sevenler oldu mu hiç?

Hiç hatırlamıyorum ama bizimkilerden birbirini seven oldu. Kaçıran oldu, bir şeyler oldu. Ama Müslüman arkadaşlardan bizimkileri seveni hatırlamıyorum. Ama İstanbul'da çok. Yani bizimkilerden olsun, sizinkilerden olsun birbiriyle evlenen çok. Ama benim hatırladığım kadarıyla köyde hiç olmadı. Ama bize İzzet amcanın iyiliği çok oldu, çok baktı bize. Onlardan bütün köy çekinirdi. Bize sahip çıktı, Allah razı olsun ondan.

Peki, köyde Müslümanların kültüründen etkilenip de Müslüman olan Ermeniler oldu mu?

Hiç olmadı. Yani Ermeni'den Müslümanlığa dönen hiç olmadı. Hatta bu konuda babamın anlattığı ibretlik bir olay var, onu anlatayım da unutulmasın.

Tabii abi, anlat ki bu kıymetli hatıralar kayda geçsin, bizimle unutulmasın.

Şimdi bir gün İzzet amcanın evinde oturuyorlarmış. Babam anlatırdı rahmetli. Babam da köye yazdan yaza gelirdi. Babamın tarlaları vardı, icara verirdi. Satmadan gittiydi. İcara vermişti. Bir gün İzzet amcanın evinde oturuyorlarmış. Şimdi köylü hep Müslüman. Bir babam farklı dinden işte oraya gelmiş İzzet amcanın evine misafirliğe. İşte takılmışlar babama. Babamın ismi Ohannes’ti. ‘’Ya, senin adını değiştirelim. Müslüman ol.’’ demişler babama. Olayım ya, ne olacak. O da Allah'ın kulu, Ermeni de Allah'ın kulu, ne fark eder? Olayım’’ demiş. Senin adını o zaman Ahmet Ağa koyalım, demişler babama. Düşünebiliyor musun? Olsun ya, ne olacak, demiş. Ha Ahmet ha Garabet ne fark eder? demiş. Ondan sonra babam iki gün sonra tarlaya gidiyor. Babamın ekinini hep yakıyorlar. Yani Ermeni olduğu için yakmışlar, düşünebiliyor musun? Ondan sonra İzzet amca da o zaman muhtardı. ‘’İzzet, gel.’’ diyor. Müslüman arkadaşlar oturuyorlarmış. Gelin, demiş. Gidin, ekinime bir bakın, demiş. Babam da ekini biçmişmiş. Biz ekini toplar, yığardık. Hepsini yakmışlar. Darmadağın etmişler. ‘’Şu, Müslümanlığa yakışır mı?’’ demiş. Babam demiş ki o Müslümanlara: ‘’Bakın, hadi adımı Ahmet koydunuz kabul ettim. Bakın bakalım benim alın terim olan harmanımı yakmak Müslümanlığa yakışır mı yakışmaz mı?’’ Bunu deyince herkes kınamış. Ayıp demişler. Niye yaptılar bunu böyle? demişler. Babam da ‘’O zaman istemiyorum ben böyle Müslümanlığı.’’ demiş. Düşünebiliyor musun? Haklı değil mi?

Haklı. Sonuçta dediğiniz gibi hepimiz Allah'ın kuluyuz. Kaldı ki ortada bir emek var. Kur'an'da Allah ‘’İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.’’ buyurarak emeğin kutsallığını ve inanç ayırımı gözetmeksizin korunması gerektiğini bizlere bildirir. Burada çalışan isterse ateist olsun, budist olsun. Birbirlerini tanıyan insanların birbirine bunu yapması biraz cehaletten ve hasetlikten kaynaklanıyor. Dediğiniz gibi herkes böyle değil ama böyle insanlardan toplumumuzda hâlâ var.

Sana bir şey söyleyeceğim adaş. Bak, ben Amerika'da çalışıyorum. Benim çalıştığım arkadaşımın yanında 4-5 tane Müslüman çocuk var. Ben olmasam onlara ekmek vermezler orada. Ben onlara niye Müslüman diye sahip çıkmayayım, göndereyim oradan. Ekmek vermeyeyim. Bana yakışır mı? O çocuklar bana Murat abi diye geliyorlar.

Kötülüğe karşılık iyilik yapmak er kişinin işi, kötülüğe kötülük yapmak her kişinin işi.

O çocuklar bana deli olurlar ki ‘’Murat abinin sayesinde burada ekmek yiyoruz.’’ derler. İnsanlık bu işte.

Kesinlikle. Doğru yapıyorsun abi.

Bak, ben kesinlikle şunu sana söyleyeyim: Ben hayatta hiç kimseyi ayırt etmem. Askerde benim bir albayım vardı hiç unutmam. Ben Eğridir Dağ Komando Birliğinde askerlik yaptım. Ben 24 ay diye gittim. 18 ayda tezkere aldım. Askerliğin süresi azalınca erken döndüm. Bir gün beni çağırdı odasına dedi ki: ‘’Murat, oğlum bak, ben seni durmadan evime yollayıp yengenden şunu al, getir, götür, sana bu vazifeyi veriyorum. Neden biliyor musun?’’ dedi. Oğlum, dedi sen düzgün adamsın. Ama haylaz birisini yollayım, ya karıma bakar ya kızıma bakar, derdi. Beni o kadar severdi adam.

Size güvendiğinden dolayı gönderiyormuş.

Albayla nasıl samimi olduk biliyor musun? Dolapdere'de yanıma geldi. Kayseri Zincidere'de komando tugayı var. Orada komandoydu, onun yanına giderdim. Ona çarpık bir araba aldım İstanbul'dan, tamir edip ona verdim.

Amerika’ya gitmeden önce.

Evet, 86'dan önce.

7. bölümün sonu
 

Yorumlar 1
Gencer Sayın 30 Nisan 2026 11:00

Nesillere kaynak çalışma. aktarması murat bey i tebrik ederim devamını dilerim

Yazarın Diğer Yazıları