Dünya bugünlerde garip bir vicdan muhasebesinden geçiyor. Modernitenin o pırıltılı vitrinlerinde süslü cümlelerle pazarlanan "evrensel değerler," ne yazık ki söz konusu Filistin olduğunda derin bir sessizliğe bürünüyor. Sahne hep aynı, sadece figüranlar değişiyor; ama bu kez perde arkasında değil, dünyanın gözü önünde bir insanlık dramı yaşanıyor.
Mescid-i Aksa’nın kapılarına vurulan kilitler, aslında sadece mabetlere değil; özgürlüğe, inanca ve adalete vurulmuştur. Bir tarafta haksız yere hapsedilenler, diğer tarafta ise bu adaletsizliğe gözlerini sıkıca yuman "uygar" dünya…
Sormak gerekiyor: Neden bu sessizlik?
Cevabı aslında hepimiz biliyoruz. Onlar bir penguen değildi, nesli tükenmekte olan bir kuş türü ya da laboratuvarlarda sevimlilikleriyle sempati toplayan canlılar da değildi. Avrupalı bir "modern" ya da okyanus ötesinden bir Hristiyan da değildiler. Onlar sadece insandı ve sadece Müslümanlardı. İşte bu kimlik, onları modern dünyanın sözde "insan hakları" şemsiyesinin dışına itmeye yetti.
Bugün gelinen noktada acı gerçek şudur: Filistinli bir can, batı merkezli vicdanlarda bir hayvan hakları dosyası kadar bile yer kaplayamıyor. İnsan hakları evrenseldir derken, bu evrenselliğin içine Gazze’nin çocuklarını dahil etmeyenler, tarihin önünde en büyük samimiyet sınavını veriyorlar.
Ancak unutulmamalıdır ki; zulüm, ebedi bir saltanat değildir. Hakkı çiğneyip Batı’nın çıkarlarını göklere çıkaranlara inat; hakikati haykırmaya, mazlumun yanında durmaya ve o kadim topraklardaki adaletsizliği hatırlatmaya devam edeceğiz.
Elbet bir gün devran dönecek. Gün tersine döndüğünde, bugün zulmü alkışlayanlar veya suskunluklarıyla ona ortak olanlar, kendi karanlıklarında boğulacaklar.
Zalim, zulmü göreceği günü beklesin... Çünkü hakikat, eninde sonunda gün yüzüne çıkacaktır.