Bugün kalemi kağıda sarmak her zamankinden daha ağır. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan, gencecik fidanlarımızı ve onları yetiştiren öğretmenlerimizi hedef alan saldırılar, yüreğimize koca bir kor gibi düştü. Sosyal medyada paylaşılan o karanlık okul koridoru fotoğrafı, aslında toplumsal ruh halimizin bir özeti gibi.
Işığa ulaşmaya çalışırken şiddetin karanlığına hapsoluyoruz.
Peki, okulun kapısından içeri silahın, öfkenin ve nefretin girmesine nasıl izin verdik? En güvenli liman olması gereken yerler nasıl birer yas evine dönüştü? Sahi, biz nerede hata yaptık, nerede hata yapmaya devam ediyoruz.
Aile Kavramı İlk Kale Yıkılıyor mu?
Hata, çocuğun eline tableti verip "aman sussun da ne izlerse izlesin" dediğimiz an başlıyor. Şiddetin bir "sorun çözme yöntemi" olarak görüldüğü evlerde büyüyen çocuklar, okulda kalem yerine yumruğa sarılıyor. Merhameti, empatiyi ve "ötekine" saygı duymayı ailede öğretmediğimiz sürece, okul binaları sadece birer beton yığınından ibaret kalıyor. Aile, ahlakın membaı olmaktan çıkıp sadece barınma ihtiyacının karşılandığı bir yer haline geldiğinde, dışarıdaki fırtına içeri sızıyor. Ve bu, önüne geçilemeyecek şekilde büyüyor.
Ahlaki Değerlerin İçi Boşaltılıyor.
Toplumsal ahlakı sadece "başkası ne der?" kalıbına sıkıştırdık. Son dönemlerde ise kim ne derse desin demeye başladık. Oysa ahlak, kimse bakmadığında da doğruyu yapabilmektir. Ahlak kavramını zihnimize ve neslimize aşılamak, edebi duyguları damla damla aktarmaktır. Başarıyı sadece yüksek notlarda, gücü ise başkasını ezmekte arayan bir nesil türettik. Saygıyı korkuyla, sevgiyi ise menfaatle karıştırdık. Bir öğretmene el kaldırmanın, bir sınıf arkadaşına zarar vermenin "toplumsal bir intihar" olduğunu anlatamadık.
Dijital Erozyon ve Şiddetin Sıradanlaşması.
Her gün ekranlardan binlerce şiddet görüntüsüne maruz kalan zihinler, gerçek acıya karşı nasırlaştı. Şiddet artık "havalı" bir dizi sahnesi ya da bir oyun seviyesi gibi algılanıyor. Ölümün ağırlığı, can yakmanın vebali dijital gürültüde kaybolup gidiyor.
Ne Yapmalı?
Hatamız belli, toplum olarak insanı yaşatacak olan "edep" ve "merhamet" eğitimini, teknik eğitimin gerisine attık. Anne ve babasının mesleğinden ötürü dokunulmaz ilan edilen çocuklar, biz yaşamadık o yaşasın şuuruyla şımarık yetiştirilen her cocuk, bugün karşımıza en büyük tehdit olarak çıkıyor. Bir çocuk, bir nesli değiştirecek güçtedir, unutmayın.
Çözüm ise ne polisiye tedbirlerde ne de yüksek duvarlarda saklı. Çözüm, çocuğunun cebine harçlık koyarken kalbine merhamet koymayı ihmal etmeyen ebeveynlerde, öğrenciyi sadece bir numara, ders notu olarak görmeyen eğitim sisteminde ve şiddeti öven her türlü söyleme "dur" diyebilen toplumsal iradededir.
Eğer o karanlık koridorun sonundaki ışığa ulaşmak istiyorsak; önce evimizdeki dilden, sonra sokağımızdaki tavırdan başlamalıyız. Aksi takdirde, kaybettiğimiz her canla birlikte o koridor biraz daha kararacak.
Başımız sağ olsun. Ama artık sadece üzülmeyelim, kınamayalım, hata değil hâyâ edelim, değişelim.