Mustafa BALABAN

Ramazan Okulda!

Mustafa BALABAN

Ramazan Okulda!

Ramazan, her yaş grubuna farklı gelir. Yaşlılar için camide yeni yüzler görmek, iftar saatlerinde kapılarının çalınması, davet edenlerin çoğalmasıdır. Orta yaşlılar için manevi duyguların yoğunlaştığı, orucun yanı sıra namazın daha bir talim edildiği bir iklimdir. Gençler için camiye yönelişler, iftar buluşmaları; çocuklar içinse evde misafir ağırlamak, geç saatlere kadar süren cami buluşmaları ve oyun ortamlarıdır.

Hele camide çocukların hareketli anlarında onları ikaz etmeyi düşünmeden, kendi çocukluk günlerimize dönebilsek… İşte o zaman Ramazan bize sabrı yeniden öğretir.

Çocukluğumuzun Ramazanları her yıl yeniden kendini hatırlatır: Pide kokuları, top atışları, teravih saatleri, sahurun mahmur anları… İnsan nasıl unutabilir ki? Hem daha özgür olmanın hem de biraz daha büyümenin dilimleriydi o günler. Geç saatlere kadar oynamalar, teravih bahanesiyle koşmalar, saklambaçlar, camide saf düzenini bozmalar… Abdest alırken gülme krizine girip her şeyi riske attığımız anılar…

Aile büyükleri geldiyse camide kontrol artar, yaramazlık azalırdı. Ama yine de bir yolunu bulurduk: Son dakikaya kadar oyunlar, kıkırdamalar ve yaşlı amcalara “Eyyûb sabrı” yaşatmalar… Bastonların sadece yürümek için değil, teravih saatlerinde çocukları hizaya getirmek için de kullanıldığına şahit olurduk.
Ramazan öncesi akşam ezanı, bizim için “Artık oyun bitti!” çağrısıydı. Mutlaka eve gitmemiz gerekirdi. Akşam ezanı geç okunsun, hatta hiç okunmasın isterdik çocuk düşlerimizle. Ama Ramazan’da öyle miydi? Dört gözle beklerdik akşam ezanını.
Büyükler oruç açmak için nefeslerini tutarken, bizler ezan öncesi atılacak topları, ezan sonrası teravihe gitmek bahanesiyle sokaklarda özgürce oynamayı beklerdik. Sonraları orucun ne demek olduğunu yavaş yavaş öğrendiğimiz, yarım yamalak tuttuğumuz oruçlarla yemeklerin sadece adını değil, tadını da aldığımız zamanlardı. İftar sofraları adeta şölene dönüşürdü.
Oruç tuhaftı, gizemliydi bizim için. Kahvaltıyı zoraki yaptığımız, canımız istediğinde atıştırdığımız günler gitmiş; gecenin bir vaktinde mahmur gözlerle sahura kalkmalar başlamıştı. Annemizin erinmeden pişirdiği bazlama, katmer, bükme gibi lezzetlerin kokusu evi sarardı. Ardından hoşaf tatlı tatlı midemize iner, uyku yine kollarına çağırırdı bizi.

İlk sahurları düşününce… Büyüklerin kaldırmak istemediği, bizim ise sesten uyanır gibi olup “Bu saatte gizli gizli ne yapıyorlar?” diye merak ettiğimiz saatler… Annemize babamıza ısrarla “Bizi de kaldırın!” dediğimiz o anlar… Ne kadar munis, ne kadar mübarek zamanlardı.

Salavatlar ve tekbirler, coşkuyla katıldığımız bir cami korosu gibiydi. Büyüklerin ahengini ya yüksek sesle bozduğumuz ya da yanlış söyleyerek karıştırdığımız muziplik saatleri…

Vitir namazı ise bizim için deve-cüce oyunu gibiydi adeta. Üçüncü tekbirde ellerimizi kaldırmayıp rükûa gittiğimiz, biraz takip edince yanılanlara güldüğümüz eğlenceli bir namazdı.
Tesbihat… Kimimizin sonuna kadar beklediği, hatalarını affettirmek istercesine tesbihi olmayanlara tesbih servis ettiği anlar; kimimiz içinse gülme krizinden kurtulamayıp kaçtığı zamanlardı.

Ramazan büyükler için disiplinli ve düzenli bir ibadet dönemi olsa da çocuklar için oyun saatleridir. Büyüklerin içinde birkaç saniye büyüyüp saflara girer, sonra saf düzenini bozup camide veya cami bahçesinde akla gelmedik oyunlara dalardık.

Şimdi düşünüyorum da dini bilgilerimizin, öğrendiğimiz pek çok şeyin Ramazan ayında yirmi dört saat boyunca ruhumuza işlendiğini fark ediyorum. Dini kavramları anlamamızda, ibadetlerin nasıl yapıldığını keşfetmemizde Ramazan ayının manevi hareketliliğinin önemi büyüktü. Büyüklerin arasında erken büyümemize vesile olan nadide zaman dilimleriydi.
Öyle ki sosyalleşmemizi hızlandırmış; arkadaş çevremiz artmış, komşuları tanımış, teravihte rekâtları sayarken sayıları öğrenmiştik. Esasında Ramazan, her çocuğun hayat yolculuğundaki ilk okulu, ilk ortamı olmuştu.

Ramazanlar sahurdan iftara, çocukları büyüten ve büyüleyen özel zaman dilimleridir. Hele ki oruç temrinleri yapılıyor, açlık ve susuzluğun ne demek olduğu keşfediliyorsa…

Diyorum ki; sahura kalkmak, oruç tutmak, iftar açmak ve teravih namazı çocukların varlığıyla daha bir ulvilik kazanır. Onlar için de Ramazan, uhrevi bir iklime dönüşür. Çocukları da bu ayın manevi hayatına, hazzına katalım. O zaman oruç, açlığı ve susuzluğu aşan ulvi bir yolculuk olur; hem biz büyükler için hem de çocuklar için…

Ramazan, sadece evde ve camide yaşandığında çocuklar için hep biraz yarım kalıyordu. Oysa eğitim, aile ve okul ile eşgüdüm içinde yürütüldüğünde anlam kazanır ve başarıya ulaşır.
Sanki oruç okul ortamında yaşanmazmış gibi, Ramazan yalnızca camilerde anılan bir zaman dilimi olarak görülüyordu. İşte bu kopukluk, bu yıl gideriliyor. Büyüklerimiz büyük kopukluğu gördü.

Bu yıl okullarda Ramazan ayı boyunca öğrenci ve öğretmenlerin katılımıyla değerler eğitimi odaklı etkinlikler düzenlenecek olması; çocuklarımızın akademik başarısının yanı sıra ahlaki gelişimlerine de katkı sunacak, bizleri bugün için mutlu, yarın için umutlu kılacaktır. Akran zorbalığı yerine akran zarafeti, onların günlerini; bizim ise gündemimizi güzelleştirecektir.
Hani derdimiz bugünün neşesi, yarının endişesi olmasın…
Ramazan ayı evlerde, okullarda ve camilerde yeni bir dönemin muştusu olsun.

Ramazan ayımız herkese mübarek olsun.
 

Yazarın Diğer Yazıları