Kayserinin Gelişimi ve Değişimi
Prof. Dr. Ünal Çamdalı
Yetmişli yıllardaki Kayseri ile bugünkü Kayseri arasındaki farkı düşündükçe, şehrin oldukça fazla geliştiğini bununla birlikte önemli ölçüde değiştiğini de görebiliyorum. O yıllarda rağbet gören bölgelerin ve şehir merkezinin bugünkü durumunun, eskiye nazaran daha farklı olduğunu hatta bir anlamda eskidiğini söylemek mümkün. Örneğin çarşı diye adlandırılan meydan, kale önü, 27 Mayıs (Millet) Caddesi gibi yerler, ticaret ve alışveriş açısından şehrin en önemli merkezleriydi. Oralardaki dükkânlar dönemin koşulları içerisinde çok kıymetliydi. Kalenin içi bile pazar yeriydi. Burada çeşitli sebze ve meyvelerle ile diğer eşyaların satıldığı dükkânlar vardı. Buralar dönemin merkezi yerleriydi. Sonrasında Sivas Caddesine yüksek katlı binalar ile dükkânlar yapıldı. Bir anda cadde cazibe merkezi haline geldi. Akşamları herkes orada yürümek ve caddenin havasını teneffüs etmek isterdi. Burada oturmak aynı zamanda itibar göstergesiydi. Zira burası ekonomik durumu iyi olanların oturduğu bölge konumundaydı.
Dönemin Eğlence Merkezleri ile Eğitim Kurumları
Şehirde açık ve kapalı pek çok sinema salonu vardı. Sahabiye’deki ismini hatırlayamadığım açık hava sineması, Büyük Sineması, Taş Sineması, Alemdar Sineması bunlardan bir kaçıydı. Buralarda çoğunlukla Türk sinemasının yeni çekilen filmleri gösterilirdi. İzleyicileri de oldukça fazlaydı. Köylerden bile sinema seyretmek için şehre insanlar gelirdi. Sinema zamanın en çok rağbet gören eğlence mekânlarından biriydi. Zira televizyon henüz gelmemişti. Şehirde tiyatro salonu olsa da oyunların çok sık geldiğini hatırlamıyorum. Salonun daha çok başka amaçlarla örneğin resmi ve okul faaliyetleri için kullanıldığını hatırlıyorum.
Yazın insanlar için önemli eğlence yerlerinden biri de fuar idi. Fuar 10 Temmuz’da açılır, 10 Ağustos’ta da kapanırdı. Burada lunapark gibi çeşitli eğlence mekânları kurulurdu. Halkın buraya çok ilgi gösterdiğini hatırlıyorum. Sadece Kayseri’den değil çevre illerden de insanlar gelirdi. Fuarın açılış dönemi geldiğinde ise insanlar birbirlerine “fuara gittin mi?” diye sorardı. Fuara gitmek adeta sosyal ve psikolojik bir ihtiyaçtı. Zira o yıllarda şehirde geniş halk kitlelerine hitap eden başka bir eğlence merkezi yoktu.
O dönemler, ülkemiz bugüne göre maddi olanaklar ve sanayi üretimi bakımından daha fakir olmasına rağmen özellikle tarımsal üretim, eğitim ve toplumsal ilişkiler bakımından daha zengindi. Tarım üretimi bugüne göre ciddi seviyelerdeydi. Dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydi. Bununla birlikte güçlü bir eğitim sistemi vardı. Kayseri Lisesi, Sümer Lisesi, Ticaret Lisesi, Sanat Okulu ve Kolej en önde gelen orta eğitim okullarındandı. Meslek yüksekokulu, Eğitim Enstitüsü, Yüksek İslam Enstitüsü gibi yükseköğretim kurumları da vardı. Ancak hatırladığım kadarıyla şehrin üniversitesi yoktu. Bir tek tıp fakültesi vardı. O da Hacettepe Üniversitesi bünyesindeydi. Üniversiteler sadece Ankara, İstanbul, İzmir, Erzurum gibi büyük şehirlerdeydi. Toplumsal ilişkiler açısından şehrin ortak kültüre dayalı güçlü bir yapısı vardı. Aile bağları ve komşuluk ilişkileri de günümüzden çok farklıydı.
Karanlık Günler
Dönemin sonlarına doğru tüm ülkede olduğu gibi Kayseri’de de bir anda terör olayları tırmanışa geçti. Seksenli yıllara gelindiğinde ise had safhaya çıktı. Ülke ve şehir karıştı. Öğrenciler, memurlar, halk hatta mahalleler bile sağcı ve solcu şeklinde bölündü. Kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Bir ülkenin kısa bir sürede bölüneceğini ve kamplara ayrılabileceğini; dış güçlerin ne kadar etkili olduğunu, o zaman gözlemlemiştim. Devlet adeta çalışamaz hale gelmişti. Sokakta devlet sanki yoktu; kurtarılmış bölgeler ise pek çoktu. Sokağa daha çok örgütler hâkimdi. Her gün onlarca faili meçhul cinayetler işleniyordu. Sonrasında bilindiği üzere 12 Eylül İhtilali oldu. Ülkenin bu noktalara nasıl geldiği uzun uzun konuşuldu hatta yazıldı ve çizildi.
Şehrin Gelişimi ve Değişimi
Günümüz Kayseri’si geçmişteki (o) yıllara nazaran çok gelişti, aynı zamanda değişti. Her şeyden önce nüfusu 200 binlerden 1,5 milyona yaklaştı. Neredeyse 7 tane daha Kayseri eklendi. Ticaret şehrinden daha çok sanayi şehrine evirildi. Eski ve yeni sanayi olarak adlandırılan bölgelerdeki küçük ölçekli işletmelerden, organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren büyük ölçekli işletmelerin ağırlıkta olduğu bir sanayi kenti yapısına dönüştü. 1000’e yakın ilk ve orta öğretim okulları (https://investkayseri.com/egitim) ile 3’ü devlet, 1’i vakıf olmak üzere toplam 4 adet üniversitesi oldu. Yolları genişledi, köprüler yapıldı, konut sayısı arttı, yeni cazibe merkezleri kuruldu ve adeta farklı bir yapıya büründü. Bununla birlikte şehir çok göç aldı. Çevre ve doğu illeri ile İran ve Suriye gibi ülkelerden pek çok insanın şehre gelmesiyle nüfusu bir hayli arttı. Yoğun göç ve nüfus artışıyla birlikte şehrin demografik yapısı da önemli ölçüde değişti. Şehir artık farklı kültürlerin bir arada olduğu bir anakentti (metropoldü). Erciyes Dağından gelen kaynak suyu, şebeke suyu olarak yetmez oldu. Bildiğim kadarıyla şebeke suyu günümüzde sondaj gibi farklı kaynaklardan da beslenmektedir.
Hızlı büyüme şehir kültürünü olumsuz etkilemiştir. Trafik yoğunluğu büyük şehirleri aratmaz hale getirirken, trafik kurallarına uyum konusunda ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu hususta sürücülerin yaya önceliğine yeterince riayet etmediği, yayaların da trafik işaretlerine uymadığı görülmektedir.
Şehrin yeşil alanları azaldı, adeta beton yığınlarına dönüştü. Yetkililerin bu konuda önlem alması önemlidir. Kalkınmanın salt maddi değerlerin artışıyla gerçekleşemeyeceği, bilimsel gelişmelerin ve kültürel değerlerin artmasının da kalkınmada önemli olduğu unutulmamalıdır. Bunun için eğitim gereklidir. Osmanlı Devletinin ilk profesörünün Kayserili olduğu, okullarda öğretilmelidir.
Şehrin salt ticaret ve sanayi şehri olmadığı, bilim ve kültür şehri olarak da ön plana çıkması elzemdir. Kaldı ki bilime dayanmayan, ticaret ve sanayinin sınırlı gelişeceği unutulmamalıdır. Bu hususta üniversitelere önemli görevler düşmekte olup, şehirde faaliyet gösteren 4 üniversitenin sorumluluğu büyük önem taşımaktadır.
Sonuç
Maddi gelişme ve ilerleme elbette önemlidir. Ancak bunun tek başına yeterli olmadığı da bellidir. Kayseri son yıllarda maddi anlamda önemli ilerlemeler kaydetse de kültürel anlamda aynı seviyede ilerleme sağladığı söylenemez. Bu hususta önlemlerin alınması elbette zaruridir. Zira salt ticaret ve sanayiye dayalı üretim ile hedeflenen ilerleme sağlanamaz. Özellikle gelişmiş sanayi ürünlerinin dış ülkelerden satın alınan teknoloji ile gerçekleşmesi, ciddi miktarlarda yerli kaynakların yurt dışına aktarılmasına ve ekonomik sıkıntıların oluşmasına neden olmaktadır. Bunun için kendi değerlerini evrensel değer haline getiren ve kendi gelişmiş teknolojisini üreten bir yapıya dönüşmek, hem şehir hem de ülke açısından gereklidir. Dönüşüm ise önce zihinsel değişimle başlayacak, sonrasında eğitimle güçlenecektir. Bu nedenle başta yöneticiler ve üniversiteler olmak üzere toplumun tüm kesimlerine ciddi sorumluluklar düşmektedir.
