"Korumak, korunmak, kollanmak bir ihtiyaç mıdır?" Sorusuyla başlamak istiyorum bu günkü yazımıza.
…
Sorunun cevabı bakış açısına göre değişiklikler gösterebilir.
İnsan oğlu aciz, hiçbir şey bilmez, yürüyemez, konuşamaz ve korunmasız olarak yaratılmıştır. Bu husus Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirtilmiştir: "Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi." (Nahl Sûresi:16/78) Günlük yaşamda da bunu herkes kolaylıkla idrak edebilir. İnsanoğlu her haliyle korunmaya muhtaçtır. Doğduğu andan itibaren anne, baba veya etrafındakiler beslenmesine yardım etmedikçe bir yudum suyu bile içmesi mümkün değildir. Zamanla büyüyen gelişen insanoğlu hayatının her evresinde muhtaç bir varlıktır. Konumuz gereği biz insanın korunma ihtiyacından bahsedeceğiz.
Çocukken her yönüyle korunmaya muhtaç olan insan bazı tehlikelere karşı zamanla kendini koruyabilir hale gelir. Ancak korunma ihtiyacı hiçbir zaman bitmez. Vahşi hayvanlara karşı, doğal afetlere karşı hatta hemcinsi olan insanlara karşı da korunmaya ihtiyacı vardır.
Yüce Allah korunma ihtiyacını gidermemiz için uyarılarda bulunurken asıl korunmamız gereken şeyin de yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşi olduğunu belirtmiştir. Ayet-i kerimede: "Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır." (Tahrim Sûresi 66/6) diye buyurmuştur. Ayet-i kerimede bize hem kendimizi hem de ehlimizi koruma sorumluluğu yüklenmiştir.
İnsanoğlu evladını gözü gibi tehlikelere karşı korumaya çalışırken maalesef çoğu zaman asıl tehlikeyi gözardı etmektedir. Evladını fani dünyada, sonunda sönüp yok olacak olan ateşten koruyan insan ebedi olan cehennem ateşine karşı korumak için aynı hassasiyeti göstermemekte/gösterememektedir. 'Koruyucu Ebeveyn Olmak' aslında evlatlarımızı Allah'ın razı olacağı şekilde yetiştirmek ve onları cehennem azabından korumaktır. Bazı insanlar maalesef yaratılış gayesi Allah'a kulluk olduğu halde hem kendisini hem de ehlini adeta başıboş yaratılmış bir varlık olarak görmekte sadece dünya hayatına önem vermektedir. Oysa ki dünya hayatı ahiretin yanında hem çok kısa hem de değersiz şeydir. Ayet-i kerimede bu husus "Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret daha hayırlı ve süreklidir." (A'lâ Sûresi: 87/16, 17) diye belirtilmektedir.
Yüce Allah dünyada kendimizi koruyabilmemiz için düşmanın silahıyla silahlanmamızı emrederken düşmanlara karşı hazırlıklı olmamızı da öğütlemektedir. Şöyle ki: "Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez." (Enfal Sûresi: 8/60)
Yüce Allah şeytanın da bizim için düşman olduğunu belirtir ve ondan korunmamız içinde uyarılarda bulunur. Çünkü şeytanın davet yeri alevli ateştir. Yüce Allah: "Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın. Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır. İnkâr edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır." (Fâtır Sûresi: 35/5, 6, 7) buyurmuştur.
Bizler ebeveyn olarak evlatlarımızı Allah'a layık kul olarak yetiştirebilirsek aslında pek çok sorunu baştan yok etmiş oluruz. Çünkü Allah'a layık kul olan insan her işini onun rızası doğrultusunda yapmaya çalışır. Aksi takdirde şeytana tabi olan heva ve heveslerini ilah edinen kişiler yetiştirmiş oluruz. O zamanda istemediğimiz sorunlarla yüzleşmek zorunda kalırız.
Dijitalleşmenin son derece yaygınlaştığı bu çağda kendimizi ve ehlimizi koruma sorumluluğumuz daha çok önem kazanmıştır. Zira bilgi kirliliği haddinden fazla olduğu gibi şeytana hizmet eden teknolojik gelişmelerde maalesef günden güne artmaktadır. Allah nefsimizi ve neslimizi her türlü tehlikelerden korusun. İslâm şuuruyla şuurlandırsın. Burada siz kıymetli okurlarıma konuyla ilgili yazmış olduğum şiirimi paylaşmak istiyorum. Okuyan, beğenen, takdir eden güzel gönlünüze hüzün değmesin.
KURTAR EHLİNİ NÂRDAN!
Evinde yangın çıksa,
Kaçıp ta çıkar mısın?
Yoksa çocuklarını.
Bir bir kurtarır mısın?
Şu ilahi emre bak!
İhmal etmeyi bırak!
Kendini ve ehlini,
Cehennemden tut uzak.
Cehennemin yakıtı,
Hem insan hem de taştır.
Şeytan izinden giden,
Azabı tadacaktır.
Allah'ın emrine uy!
Kurtar ehlini nârdan!
Kendini de unutma,
Kurtar diyor Yaradan.
Rızık endişesiyle,
İhmal etme onları,
Kendi ellerin ile,
Yakma yavrularını.
Yok mu sesi mi duyan,
Uyan gafletten uyan,
Bir nefeslik uzakta,
Ölüm dediğin o an.
Son pişmanlık kar etmez.
Bu devran böyle gitmez.
Allah'ın emrine uy!
Asi cennete gitmez.
İki tür içecek var,
Tercihini iyi yap!
Kan ve irini bırak!
Kafurdan şarabı kap!.
Sekiz kapılı Cennet,
Sunulmuşken önüne,
Niçin tercih edersin?
Cehennemi ehline.
Hakikati görünce,
Keşke diyenden olma,
Hevesine uyup ta,
Cehennemi boylama.
Muhibbi Rasul ol da,
Kurtar ehlini nârdan.
Bir an olsun ayrılma,
Sen Rabbinin yolundan.
Dr. Resul COŞKUN
T.C. Kültür Bakanlığı Halk Şairi
(Gül Sevdası Şiir kitabımdan)
Not:1) nâr cehennem ateşi demektir.
2) "Kâfur"; beyaz ve hoş bir renkte, güzel kokulu, serinletme, tabii olarak kalbi kuvvetlendirme özelliği bulunan bir maddedir. Cennette ikram edilecek içecekler arasında sayılır.
Rabbim bizi ve neslimizi vaad ettiği Cennet nimetlerine kavuştursun, azabından korusun.