Sultan ÖZ

Bir Mayıs Sabahında Yeniden Hatırlamak

Sultan ÖZ

Bir Mayıs Sabahında Yeniden Hatırlamak

​Zamanın nasıl akıp gittiğini anlamak için takvim yapraklarına veya saat akreplerine değil; içimizde biriktirdiğimiz bayram sabahlarına, o sabahların ruhumuzda bıraktığı dinginliğe bakmak lazım. Daha dün gibi hatırladığımız o telaşlı, o çocuksu, o buram buram kolonya kokan sabahlar... İşte 2026 yılının bu güzel Mayıs günlerinde, baharın yavaş yavaş yaza evrildiği, toprağın ısınıp tabiatın canlandığı bir dönemde, yeniden bir Kurban Bayramı sabahına uyanmanın huzurunu ve şükrünü yaşıyoruz.
​Bayram sabahlarının kendine has, kelimelerle zor tarif edilen bir senfonisi vardır. Camilerden yükselen tekbir sesleri, sokaklarda yankılanan bayramlaşma nidaları, mutfaklardan süzülen o tanıdık telaş sesleri... Bunlar sıradan sesler değil; bir toplumun ortak hafızasının, bir arada yaşama iradesinin dışa vurumudur. Bayramlar, modern çağın hızla dönen çarkları ve bitmek bilmeyen koşturmacası arasında durup derin bir nefes aldığımız, "Biz kimiz, nereden geliyoruz ve ne için yaşıyoruz?" sorusunu kendimize sorduğumuz o nadide duraklardır.

​Kurban Bayramı ise salt bir ibadet, geleneksel bir ritüel olmanın çok ötesindedir. Bir teslimiyetin, paylaşmanın, bencillikten sıyrılıp "biz" olabilmenin yeryüzündeki en somut halidir. Kurban, kelime kökeni itibarıyla "yaklaşmak" demektir. Bu yaklaşma eylemi sadece Yaradan'a yönelik değildir; aynı zamanda aynı apartmanda yaşayıp kapısını çalmayı unuttuğumuz komşumuza, hayat gailesiyle araya mesafeler giren akrabamıza, sofrasında bir tas sıcak çorbası eksik olan, yüzünü hiç görmediğimiz o ihtiyaç sahibine de yaklaşmaktır. Kestiğimiz kurbanların etleri veya kanları değil, sadece takvamızın, samimiyetimizin ve iyiliğimizin ilahi makama ulaştığını bilerek hareket etme vaktidir.

​Günümüzde her şeyin dijitalleştiği, insani ilişkilerin ekranlara hapsolduğu, bayram tebriklerinin bile ruhsuz, kopyala-yapıştır mesajlara indirgendiği bir dünyada yaşıyoruz. Bayramları bir "tatil fırsatı" veya "kaçış noktası" olarak görüp yollara düşerken, arkamızda bekleyen yaşlı gözleri, çalınacak bir kapı hasretiyle yanan yürekleri bazen istemeden de olsa unutabiliyoruz. Oysa yüz yüze bakmanın, tecrübeyle yoğrulmuş bir büyüğün titreyen elini öpmenin, bir çocuğun başını okşayıp avucuna harçlık sıkıştırırken gözlerindeki o ışıltıya şahit olmanın yerini hiçbir teknoloji, hiçbir beş yıldızlı tatil köyü tutamaz.

​Bizler, "Nerede o eski bayramlar..." diyerek iç geçiren, geçmişe özlem duyan bir nesil olduk belki. Ancak unutmamalıyız ki, o "eski bayramları" bugüne taşıyacak ve yarınlara miras bırakacak olanlar da yine bizleriz. Evlerimizde kaynayan kavurmanın kokusu merdiven boşluklarına yayılıyorsa, o kokuyu alıp da yutkunan bir komşunun kapısı bir tabak sıcak ikramla, güler yüzle çalınmıyorsa, kestiğimiz kurbanın manası eksik kalır. Soframızı paylaştıkça zenginleştiğimizi, ekmeğimizi bölüştükçe doyduğumuzu bize hatırlatan en büyük öğretmendir Kurban.

​Bu bayram, cüzdanlarımızdan ve evlerimizin kapılarından çok, kalplerimizi birbirimize açma vaktidir. Dolaplarımızı etle doldurmaktan ziyade, yorulan ve yalnızlaşan ruhumuzu merhametle, şefkatle doyurma zamanıdır. Gelin bu bayram, sadece kurbanlıkları değil; içimizdeki kibri, bitmek bilmeyen hırslarımızı, öfkemizi, küskünlüğümüzü ve tahammülsüzlüğümüzü de kurban edelim. Belki uzun zamandır gurur yapıp aramadığınız eski bir dostunuzu aramanın, kalbini kırdığınız birinden samimiyetle helallik istemenin tam vaktidir. Unutmayalım ki, affetmek, bağışlamak ve sevgiyle kucaklaşmak, insanın kendi ruhuna verebileceği en büyük ve en iyileştirici bayram hediyesidir.
 

Bugün, etrafınızda dönüp duran çocuklarınıza bayramın sadece okulsuz geçen günler veya yeni kıyafetler demek olmadığını anlatın. Bayramın; bir arada olmanın, aynı sofranın etrafında kenetlenmenin, yetimi ve yoksulu gözetmenin paha biçilemez bir zenginlik olduğunu yaşatarak gösterin. Onlara o gıcır gıcır yeni bayramlıklarını giydirirken, o kıyafetleri giyecek durumu olmayan çocukların varlığından da incitmeden bahsedin ki; empati ve merhamet duyguları, minicik kalplerinde koca bir çınar gibi yeşersin. Başucuna konan kırmızı pabuçların heyecanını, bugünün çocukları da yarınlarına taşıyabilsin.

​Soframızdan Halil İbrahim bereketinin, evimizden aile huzurunun, kalbimizden insanlık merhametinin hiç eksik olmadığı; dargınlıkların unutulup sevginin, hoşgörünün ve kardeşliğin dalga dalga çoğaldığı bir bayram diliyorum.
​Kurban Bayramımız mübarek olsun. Sevgiyle, umutla, sıhhatle ve hep bir arada kalın...

Yazarın Diğer Yazıları