Sultan ÖZ

Kan, Siyaset ve Savaşın Genişleyen Gölgesi

Sultan ÖZ

Kan, Siyaset ve Savaşın Genişleyen Gölgesi: İsrail'in Kusursuz Kaos Planı

​Ortadoğu, 28 Şubat 2026 sabahına maalesef yine savaş tamtamlarıyla, gökyüzünü yırtan jet sesleriyle uyandı. İsrail'in İran'a yönelik başlattığı bu son kapsamlı hava saldırısı, bölgede uzun süredir birikmekte olan gazın yeniden ve çok daha yıkıcı bir şekilde patlamasından başka bir şey değil. Ancak bu son hamleyi sadece dünün ya da bugünün dar penceresinden okumak, asıl büyük resmi ve arkasındaki karanlık niyetleri kaçırmak olur.
​Öncelikle şu gerçeğin altını kalın çizgilerle çizelim: İsrail'in bölgeyi topyekûn bir ateşe atma pahasına sürdürdüğü bu fütursuz saldırganlığın zerre kadar meşru zemini yoktur. Bu saldırı, bir "öz savunma" değil, kasıtlı bir kışkırtma ve dikkat dağıtma operasyonudur. Tahran'a, İsfahan'a ya da diğer İran şehirlerine düşen füzelerin dumanı tüterken, asıl kanayan yaranın, asıl insanlık dramının yaşandığı Filistin gerçeğini aklımızdan bir saniye bile çıkaramayız.
​İsrail'in Kana Bulanmış Siyasi Bekası
​İsrail yönetimi, yıllardır Gazze'de ve Batı Şeria'da eşine az rastlanır, sistematik bir zulme imza atıyor. Sivilleri, mülteci kamplarını, hastaneleri ve okulları fütursuzca hedef alan; koca bir halkı açlığa, susuzluğa ve yerinden edilmeye mahkûm eden bu devlet terörü, uluslararası hukukun ve insanlığın iflas ettiği yerdir. İsrail'in aşırı sağcı koalisyonu ve savaş kabinesi, iç siyasetteki sıkışmışlığını, yolsuzluk iddialarını ve en önemlisi Filistin'de işledikleri savaş suçlarının üzerini örtmek için savaşı bilinçli ve şeytani bir planla bölgeselleştiriyor.
​Uluslararası mahkemelerin kararlarını hiçe sayan, Birleşmiş Milletler kürsülerinden dünyaya meydan okuyan bu kibirli anlayış, ateşi sınırlarının ne kadar uzağına sıçratırsa, Gazze'de enkaz altında kalan çocukların çığlıklarının o kadar az duyulacağını umuyor. İran'a yapılan bu saldırı, dünyanın gözünü Filistin'deki soykırıma varan katliamlardan kaçırmak için sahneye konmuş kanlı bir tiyatrodur. Kendi siyasi ömürlerini uzatmak için milyonların hayatıyla kumar oynayan bir yönetimden bahsediyoruz.

​Ancak biz bu filmi daha önce de izledik. 2024 yılındaki karşılıklı misillemeleri, elçilik saldırılarını ve "gölge savaşların" doğrudan çatışmalara evrildiği o gergin günleri çok net hatırlıyoruz. İsrail, gerilimi tırmandırma politikasını bir devlet geleneği haline getirmiş durumda.
​Adil ve gerçekçi bir analiz yapacaksak, İsrail'in bu şeytani kurgusuna bilerek veya bilmeyerek su taşıyan aktörleri de konuşmak zorundayız. Yaşanan bu son krizde İran'ın da payına düşen çok ciddi hatalar, stratejik körlükler ve tarihsel bir sorumluluk var.

​İran yönetimi, yıllardır "direniş ekseni" adı altında bölgedeki vekil güçleri üzerinden yürüttüğü jeopolitik satrançla, aslında en büyük zararı bölge halklarına ve Filistin davasına veriyor.
​ İç kamuoyunu konsolide etmek için atılan ölçüsüz sloganlar ve krizden beslenen dış politika anlayışı, ne yazık ki en çok İsrail'in radikal yönetiminin işine yarıyor.

​Sonuç: Ezilen Yine Halklar Oluyor
​Ortadoğu bugün iki yıkıcı anlayışın, daha doğrusu kan emici bir stratejinin ve kusurlu bir diplomasinin arasına sıkışmış durumda. Bir yanda Filistin'i haritadan silmeye yemin etmiş, hukuk ve sınır tanımayan İsrail'in devlet terörü; diğer yanda bölgeyi kendi jeopolitik nüfuz alanı için ateşe atmaktan çekinmeyen, İsrail'in tuzağına düşmekte beis görmeyen İran'ın stratejik hataları.
​Füzeler havada uçuşurken, liderler güvenli sığınaklarından zafer naraları atarken unutulan tek bir gerçek var: Olan yine evsiz kalan, yoksullaşan, sevdiklerini toprağa veren ve gökyüzüne korkuyla bakan masum insanlara oluyor. İsrail'in hesap vermezliğine son verilmediği sürece, bu bölgeye ne barış ne de huzur gelecektir.

Yazarın Diğer Yazıları