Çekip Gitmenin Zorunluluğu
Ünal TAYFUR
“Yıkıl git diyorsun, kolay mı gitmek? Sen getirdin beni gel diye diye…”
Karacaoğlan’ın bu dizeleri, insanın içindeki en çetin hesaplaşmayı dile getirir: Gitmek mi zor, kalmak mı?
Hayatın bazı dönemlerinde insan öyle bir sıkışır ki aklı gitmeyi söyler, gönlü ise kalmayı. Yüreği incinmiş, güveni kırılmış, tahammül sınırlarını aşmış olsa da içinde bir köşe vardır; vazgeçilmez, onulmaz bir raf. İşte o raf, insanı tutar. Gitmek ister ama gidemez. Çünkü gönül, aklın hükmünü tanımaz.
Oysa kalmak çoğu zaman zarardır. İki taraf için de. Bir zamanlar yokluğunda çıldıran, varlığını kutsayan kişi artık gitmeni istiyordur. Belki işi bitmiştir, belki hesabı başka yerde. Neticede, arkana bakmadan gitmek en doğru zamandır. Çünkü dönüp bakmak, yılları kaybetmektir.
Şairin dediği gibi: “Sana gitme demiyorum ama gitme.” Bu cümledeki çelişki, aslında gönlün ve aklın kavgasıdır. İnsan, en kıymetli dönemlerinde bu gelgitleri yaşar. Sonunda ise için kanaya kanaya, ağlaya ağlaya çekip gider. Çünkü onsuz olmaktansa bensiz olmak daha doğrudur.
Gitmek, bir vedadan öte bir irade beyanıdır. Hoşça kal demenin farklı bir yanı vardır: Seni getirenler, seni uğurlamasını da bilirler. Arkana bakmadan yürümek, hem kendine hem de karşı tarafa yapılacak en büyük iyiliktir.
Hayat, bazen gitmeyi öğretir. Gitmek, bir kaçış değil; bir kurtuluş, bir yeniden doğuştur. Ve insan, ancak gittiğinde kendiyle barışır.
