Fahrettin Paşa: Rahmet olsun
Ünal TAYFUR
Bir konferans ya da söyleşi, yalnızca konuşmacının bilgi ve birikimiyle değil, aynı zamanda tertip heyetinin ciddiyeti ve dinleyicilerin nezaketiyle anlam kazanır. Geçtiğimiz gün Millet Bahçesi’nin Millet Kütüphanesi konferans salonunda Ozan Bodur Beyefendi’nin Fahrettin Paşa üzerine gerçekleştirdiği söyleşi bunun güzel bir örneğiydi. Programın içeriği gerçekten kıymetliydi; salonda bulunan seçkin topluluk, tarihe ve kültüre değer veren insanlardan oluşuyordu.
Ancak ilan edilen saat olan 19.00’da başlaması gereken program yarım saat gecikti. Bu gecikme, akşam namazı vaktiyle çakıştığı için dinleyiciler arasında huzursuzluk yarattı. Bir dinleyicinin tertip heyetine gecikmeyi sorması gayet doğal bir davranışken, başka bir dinleyicinin hemen savunmaya geçmesi, toplumumuzda sıkça rastlanan bir refleksi ortaya koydu: iyilik yapayım derken yanlış yapmak.
Mazlumun yanında olmak, hakkı savunmak elbette milletimizin karakterine uygun bir davranıştır. Ancak burada mazlum, yani hakkı çiğnenen, dinleyicilerdi. Programın neden geciktiğini sormak bir hak arayışıydı. Buna karşılık, kendine düşmeyen bir vazifeyi üstlenerek savunmaya geçmek, gereksiz bir tartışmaya yol açtı.
Bu olay bize iki önemli ders veriyor:
Haddini bilmek: Herkes kendi rolünü bilmeli. Dinleyici dinleyicidir, tertip heyeti tertip heyetidir. Sorumluluklar karıştığında nezaket zedelenir.
Zamanın kıymeti: İlan edilen saatte başlamayan her program, dinleyicinin hakkını zedeler. Vakit, sözün ve ciddiyetin ölçüsüdür.
Sonuç olarak, kültür ve sanat etkinliklerinde asıl değer, yalnızca konuşmacının sözlerinde değil, tertip heyetinin düzeninde ve dinleyicilerin nezaketinde ortaya çıkar. Bir daha böyle gecikmelerin yaşanmaması dileğiyle…