Felsefe Üniversitesine: Düşüncenin Yolculuğu
Ünal TAYFUR
Bir ülkenin en büyük açığı çoğu zaman gözle görülmeyen ama hayatın her alanına sirayet eden eksikliktir: düşünce altyapısı. Prof. Dr. Niyazi Kahveci’nin sözleri bu noktada çarpıcıdır: “Bilimin, tarihin ve sosyal bilimlerin bir felsefesi vardır. O nedenle ülkemizde bir felsefe üniversitesi açılması şarttır.”
Bugün teknoloji ithal ediyor, ekonomide dışa bağımlılıkla boğuşuyor, toplumsal sorunları çözemiyoruz. Çünkü düşüncenin kökünü besleyecek bir felsefi zeminimiz yok. Şeyh ve şıhların çok olduğu, fakat filozofun olmadığı bir toplumda olguları doğru okuyamıyoruz. Bu eksiklik, sadece akademik bir boşluk değil; aynı zamanda ekonomik, kültürel ve ahlaki bir çıkmazdır.
Selçuklu ve Osmanlı’nın Kayseri Mirası
Kayseri, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde medrese kültürüyle Anadolu’nun en önemli düşünce merkezlerinden biri oldu. Hacı Kılıç Medresesi, Pervane Bey Medresesi ve Avgunu Medresesi gibi yapılar, sadece dini ilimlerin değil; matematikten astronomiye, felsefeden mantığa kadar pek çok alanın öğretildiği mekânlardı. Osmanlı döneminde bu miras devam etti; medreseler, toplumun zihinsel üretim merkezleri olarak işlev gördü.
Dâvûd-i Kayserî: Bir Filozof ve Müderris
Bu mirasın en önemli temsilcilerinden biri Dâvûd-i Kayserî’dir. 13. yüzyılın sonlarında Kayseri’de doğan bu büyük düşünür, hem felsefeci hem mutasavvıf, hem de dini ve pozitif ilimlerde uzman bir medrese hocasıydı. İznik’te Osmanlı’nın ilk medresesinin baş müderrisi olarak görev yaptı. Onun eserleri, İbn Arabî’nin vahdet-i vücûd anlayışını sistematik bir felsefi çerçeveye oturtmasıyla bilinir. Dâvûd-i Kayserî, Anadolu’da felsefenin ve tasavvufun birlikte işlenebileceğini gösteren en güçlü örneklerden biridir.
Geçmişten Gelen Dersler
Selçuklu ve Osmanlı döneminde Kayseri’nin üstlendiği rol, bize modern bir felsefe üniversitesinin neden gerekli olduğunu gösteriyor. O dönemlerde medreseler, toplumun zihinsel altyapısını kuruyordu. Her öğrenci, aklını geliştirmek için felsefi tartışmalara katılıyor, bilimin ve dinin birlikte ele alındığı bir eğitim alıyordu. Bugün ise akıl üzerine yazılmış tek bir Türkçe kitabımız yok; Batı’da ise binlercesi var. Bu eksiklik, çağdaş sorunlarımızın kökünde yatıyor.
Bugünün İhtiyacı
Kayseri’nin taş medreseleri geçmişte nasıl düşüncenin yuvası olduysa, bugün de bir felsefe üniversitesi aynı işlevi görebilir. Ekonomik bağımlılıktan kurtulmak, teknolojik üretim yapmak, toplumsal sorunları çözmek için önce zihinsel altyapıyı kurmamız gerekiyor. Çünkü en zor iş, çağdışı insan malzemesiyle çağdaş işler yapmaya kalkışmaktır.
Otuz yıl sonra ya teknolojik insan olacağız, ya da gereksiz insan. Kayseri’nin tarihsel medrese mirası ve Dâvûd-i Kayserî gibi düşünce adamlarının gayreti, bize yol gösteriyor: düşünceyi yeniden merkeze almak, felsefeyi yeniden toplumsal hayatın temeline yerleştirmek. Felsefe üniversitesi açmak, geçmişin mirasını geleceğe taşımak demektir.
---