'Hu' Diyen Gönüllerin Çağrısı
Ünal TAYFUR
Son günlerde dilden dile, gönülden gönüle yayılan “Kabe’de Hacılar Hu Der Allah” ilahisi; sadece bir ezgi değil, bir hatırlayıştır. Kimi için çocukluğunun cami avlusu, kimi için hac yolunda edilen dualar, kimi için ise seccade başında dökülen gözyaşlarıdır.
“Hu” demek; varlığı birlemek, kalbi arındırmak, faniliği hatırlamaktır.
“Allah” demek; sığınacak tek kapıyı bilmektir.
Yediden yetmişe insanlar bu ilahiyi söylerken; aslında aynı yöne bakıyor, aynı kıbleye yöneliyor, aynı duaya “âmin” diyor. İşte bu müştereklik; millet olmanın, ümmet olmanın, kardeş olmanın özüdür.
Ancak inanç ve değerler söz konusu olduğunda dilimizin de kalbimiz kadar temiz olması gerekir. İnancı savunmak; başkasını tahkir etmekle değil, kendi duruşunu güzelleştirmekle olur. Mukaddesatı yüceltmek; öfkeyle değil, vakar ve merhametle anlam kazanır.
Zira hakikat; bağırarak değil, yaşayarak tesir eder.
Samimiyet; sloganla değil, ahlakla görünür olur.
Bugün bize düşen; dinî, millî, maddî ve manevî değerlerimizi yaşarken; aynı zamanda adalet, merhamet ve hikmet çizgisinden ayrılmamaktır. Çünkü hak ve hakkaniyet, ancak adaletle ayakta kalır.
Necip Fazıl Kısakürek’in “Surda bir gedik açtık…” mısrası bir azim ifadesidir; fakat o gedik, gönüllerde açılmalı; kırgınlıkta değil, dirilişte büyümelidir.
Kâbe; sadece taş bir yapı değil, yönelişin sembolüdür.
Kâbe’ye yönelmek; aynı zamanda kalbi arındırmaya yönelmektir.
Biz; yediden yetmişe bu ilahiyi söylerken;
öfkeye değil merhamete,
ayrışmaya değil birliğe,
nefrete değil duaya talip olalım.
Çünkü en büyük zafer; kalbi kirletmeden mücadele edebilmektir.
Cumanın bereketi;
Gazze’deki mazluma da, Doğu Türkistan’daki mahzuna da,
Anadolu’daki yetime de, dünyanın neresinde olursa olsun zulüm görene de ulaşsın.
Ve bizler; sesimizi yükseltirken değil, ahlakımızı yükseltirken örnek olalım.
“Hu” diyelim…
Ama gönül kırmadan.
“Allah” diyelim…
Ama adaletten şaşmadan.
Hak ve hakkaniyetin payidar olması;
önce kendi kalbimizde başlar.
Vesselam.