Kendisi başlı başına tarih olan bir insan: Prof. Dr Kemal GÖDE
Ünal TAYFUR
Kemal hocanın hayat hikâyesi, aslında bir akademik biyografi olmaktan çok daha fazlasını anlatıyor: Türk tarihine gönül vermiş, milliyetçi bir perspektifle öğrencilerine hem bilgi hem de heyecan aktarmış bir öğretmenin hikâyesi. 1941’de Isparta’nın Yalvaç ilçesine bağlı Körküler köyünde doğan Kemal hoca, köy ilkokulundan başlayarak Yalvaç Ortaokulu ve Lisesi’nden geçip Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Türk tarihinin derinliklerine yöneldi. Lisansını 1966’da tamamladıktan sonra Emirdağ ve Eğridir liselerinde tarih öğretmenliği yaptı; ardından Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü’nde ve Erciyes Üniversitesi’nde akademik görevler üstlendi. 1993’ten itibaren Süleyman Demirel Üniversitesi’nde sürdürdüğü çalışmalar, onu yalnızca bir akademisyen değil, aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı haline getirdi.
Kemal hocanın kaleminden çıkan ilk makale “Tarih Öğrenimi Üzerine” idi. Erciyes dergisinde yayımlanan yazıları, TDV İslam Ansiklopedisi’ne katkıları ve “Eratnalılar” üzerine yaptığı doktora çalışması, onun Türk tarihine duyduğu hayranlığın somut belgeleridir. Türk Ocağı ve Aydınlar Ocağı üyeliği ise fikir dünyasının yönünü gösterir: Türk milliyetçiliği çerçevesinden bakarak tarihi yorumlamak, kültürün sürekliliğini savunmak.
Ama öğrencilerinin gözünde Kemal hoca, yalnızca bir akademisyen değil, “Kemal agabeyi” idi. Telaşlı, heyecanlı konuşmalarıyla derslerde dikkatleri üzerine çeker, samimi ve içten tavırlarıyla öğrencilerin dostu olurdu. Onun sınıfta savunduğu fikirler, bir tarih tezinden öte bir ülküydü: Türk tarihine hayranlık, Türk milletine bağlılık. Bu yüzden öğrenciler, hocayı bir bilim insanı kadar bir yol arkadaşı olarak da gördüler.
Bugün geriye dönüp baktığımızda Kemal hocanın hikâyesi, Anadolu’nun köyünden çıkıp Türk tarihinin akademik zirvelerine uzanan bir yolculuktur. Bu yolculuk, yalnızca bireysel bir başarı değil, aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin tarih bilimiyle buluştuğu bir örnektir. Onun telaşlı konuşmalarında, samimi dostluğunda ve kaleme aldığı makalelerde hep aynı ruh vardır: Türk tarihine hayranlık ve Türk milletine sadakat. İşte bu yüzden Kemal hocayı hatırlamak, bir akademisyeni değil, bir dava adamını hatırlamaktır.