Geçtiğimiz günlerde bir yakınımı hastaneye acil ambulansla götürmek zorunda kaldık. Sabah saatlerinden itibaren akşam saatlerine kadar süren hastane işleri sırasında gördüğüm ilginç birkaç noktayı anlatmak istiyorum.
Öğle civarı acil serviste başlayan ve akşam saatlerine kadar süren acil servis hikayesinde öne çıkan şeyleri düşündüğümde ilk gözüme çarpan şeyin acilin ve Şehir Hastanesi’nin kalabalığı oldu. Gerçekten hastaneler çok kalabalık bu da memleketimizde koruyucu hekimlik çalışmalarının, doğal yollardan bağışıklığı güçlendirici çalışmaların hiç yapılmadığını gösteriyor. Bu kadar ilaç bağımlılığı sağlık mı getirir sağlıksız bir toplum mu getirir önce bunu bir düşünmek gerekiyor bence.
Bir diğer dikkatimi çeken husus, hastalar içinde çok fazla yaşlının olmasıydı. Galiba bundan sonra ülkenin genel manzarası bu şekilde olacak. Giderek yaşlanan ve yenilenmeyen, geriden gelmeyen nüfusun geleceği nokta giderek yaşlanan ve sağlık sorunlarının arttığı ve hastanelerin yaşlılarla dolduğu bir manzara oluşturacak. Evet nüfusumuz yenilenmiyor, yenilenemiyor. Uygulanan politikalarla da bunun olma ihtimali, yani nüfusun kendi kendini yenilemesinin artık Türkiye’ye mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu benim yorumum çok karamsar olabilirim ama karamsar olmamak için hangi olumlu gelişmeler var açıkçası onu da pek göremiyorum.
Bir diğer husus da, bir amcayla aramızda geçen bir diyalog oldu. Amca Argıncık’ta oturuyormuş ve bir şekilde ambulansla acil servise getirilmiş, yanında refakatçi falan yok. Kendisine kan takviyesi için kan bağlandı ama amca gideceğim diye tutturup durmadan yerinden kalkıyor ve hemşireleri uğraştırıp duruyor. Ben de artık duramadım ve amca bak kalkarsan artık ben kızacağım diye çıkıştım. Neyse yerine oturttuk ve bitene kadar oturması mümkün oldu. Bu seferde ben gideceğim diye tutturdu. Yanında kimse ve yok ve kendi kendine gitmesi riskli. Yolda düşüp kalsa yanında yardım edecek kimsesi yok. Neyse bizim hasta servise çıkarıldığı için yanında da refakatçiler olduğu için baktım olacak gibi değil. Amcayı ben götürüp evine bırakayım dedim. Mehmet amcayı böylece evine bırakıp hanımına teslim ettik. Bu arada arabada giderken merak ettikleri için durmadan arıyorlardı ve evin önüne varınca hemen dışarı çıkıp karşıladılar. Hanımı ve kızı karşıladılar belli ki gelecek araçları olmadığı için hastaneye de gelememişler. Amcayı evine teslim ettik ama bunlar üzerinde düşündüğümde içimin karardığını söyleyebilirim. Bir tarafta etrafında pervane olan çocuklarının olduğu yaşlılar ve diğer tarafta kimsesiz oldukları için hastane köşelerinde tek başlarına kalan yaşlılar. Şunun şurasında 10 veya 15 yıl sonra eğer tabii ömrümüz yeter Allah ömür verirse benzer durumlarla karşılaştığımızda bizler bize yardım edecek birilerini bulabilecek miyiz acaba.
Evet toplumda evlatların en önemli görevlerinden birisi de anne babalara sahip çıkmak. Fakat bir iki çocuktan başka evladı olmayan bizlerin yarın bir gün başımıza gelen işlerde öyle büyük ailelerde olduğu gibi yanımızda bizlere destek olacak evlatların olup olmayacağı konusunda ciddi endişelerim var. Bu endişeyi şunun için taşımıyorum. Evlatlar bakmak istemeyecek değil ama bir evlat kim bilir nerede ve ne görevde olacak. Ve sizin yanınızda olması belki de imkansız olacak. Ve maalesef yerini dolduracak evlatların olmadığı bir toplumda sosyal sıkıntıların yaşanması kaçınılmaz olacak. Bütün bu sıkıntılara yani bugün ailelerin kapattığı bu açığı yarın devlet nasıl dolduracak veya doldurabilecek mi. Hastanelerde gördüğüm manzaradan bu boşluğun öyle kolay kolay doldurulabileceğini sanmıyorum. Bir hasta 24 saattir acil serviste yatıyordu ve hastanede yatak için sıra bekliyordu. Düşünün hastanede yatış sırası için acil servisin o sıkışık ve kalabalık ortamında hatta 48 saate kadar süren beklemelerin yaşandığını duyunca gerçekten toplumumuz için endişe duymamak mümkün değil diye düşündüm.
Demek ki, bir noktadan sonra hastane yapmak da yeterli gelmeyecek. İnsan unsurunun eksikliğini daha derinden hissetmeye başladığımızda, keşke taşa, toprağa veya bir çocuğun eğitimine harcanan milyonlar yerine yanında bir çocuk daha yetiştirseydik de her ikisi de sıradan birer meslek sahibi olsalar da yeterdi diyeceğiz.
Yarın yanında refakatçisi olmayan hastaların doldurduğu acil servislerde çıkacak kargaşanın üstesinden hiçbir sistemin gelemeyeceğini düşünüyorum. Tabii her şeyde olduğu gibi dua ile Allah’a sığınarak bu olumsuz durumlardan O’na sığınmaktan başka çaremizin olmadığını düşünerek ettiğimiz dualarla hayırlı ve sağlıklı bir ömür diliyoruz. Kendi kendimize yetecek kadar ömür yaşamak en büyük duamız olmalı. Kimseye muhtaç olmadan bu hayattan göçüp giden insanlara bakınca gerçekten insan imreniyor. Çünkü hastanelerde tedavi görmekte, hastalık çekmekte gerçekten çok zor. Hele hele bu süreçlerde yalnız kalmak bambaşka üzücü bir durum. Bunu hastanelerde geçirdiğimiz zamanlarda yaşlıların hallerinden çok iyi anlayabiliyorsunuz.
Demek ki atalarımızın, dedelerimizin hep büyük aileler içinde yaşamalarının bir hikmeti varmış. Bizlere bizim neslimize aile planlaması masalları ile yutturulan bir iki çocuk çapsızlığı ve bunun sebebi olan çekirdek aile anlayışının başımıza açacağı musibetlerin neler olduğunu daha tam olarak yaşamaya başlamadık. Bu yaşananlar daha filmin fragmanı daha asıl yaşanacaklar sahneye konmadı. İşte asıl filmin koptuğu yerler oraları olacak. Ve o film daha başlamadı. Zamanla ortaya çıkacak o sahnelerde de çok dramatik anlar yaşanacak maalesef. Cenab-ı Haktan duamız bu hayat içinde elbette birilerine muhtaç olacağız. Bu muhtaçlığın da hayırlısını nasip etmesi en büyük duamız. Eğer işimiz insana kalırsa işimiz gerçekten zor. Birkaç saatlik bir hastane macerasından bu kadar şeyi nasıl çıkardın da diyebilirsiniz. Ama insan ister istemez gördüklerinden ve yaşadıklarından etkileniyor işte. Ve bazen sadece kendisi değil tüm toplumu gözünün önünde canlanıyor. Vesselam.