'Antidepresan kullanımı 10 yılda yaklaşık yüzde 60 arttı'

Antidepresan kullanımının son 10 yılda yüzde 60 artış gösterdiğini belirten Psikiyatrist Psikoterapist Doç. Dr. Yunus Hacımusalar, 'Ekonomik sorunlar, yüksek enflasyon ve özellikle gençler arasında kronikleşen işsizlik, 'gelecek kaygısını' toplumsal bir anksiyete haline getirdi. Gelecekle ilgili umutsuzluk gencinden yaşlısına her yaş grubunda insanları etkiliyor. Depresyon ve kaygı bozukluklarında artışa neden oluyor. Kamu hastanelerinde genel olarak bir psikiyatri muayenesine ayrılan sürenin ortalama 5, en iyi şartlarda bile 10 dakikadan daha kısa olması uzmanların 'terapi 'uygulama şansını ortadan kaldırıyor' dedi.

Psikiyatrist Hacımusalar, Türkiye'de antidepresan kullanımının son yıllarda yüzde 60 oranında artış gösterdiğini ve artan enflasyon ve gelecek kaygısının toplum psikolojisini olumsuz etkilediğini belirterek tedavi için gidilen, kamu kurumlarında, uzmanların hasta yoğunluğu nedeniyle tedavi sürelerini kısaltmak zorunda kaldığını ayrıca bu zaman baskısının psikiyatristleri en pratik seçenek olan ilaç tedavisine yönelttiğini belirtti.

Antidepresan kullanımının artış nedenleri hakkında bilgiler veren Psikiyatrist Psikoterapist Doç. Dr. Yunus Hacımusalar, 'Antidepresan kullanımı 10 yılda yaklaşık yüzde 60 arttı. Son 10 yıllık veriler, antidepresan kullanımının yaklaşık yüzde 60 artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu artışı teki bir neden bağlamak mümkün görünmüyor. Bu artışın birden çok nedeni olabilir. Ekonomik sorunlar, yüksek enflasyon ve özellikle gençler arasında kronikleşen işsizlik, 'gelecek kaygısını' toplumsal bir anksiyete haline getirdi. Gelecekle ilgili umutsuzluk gencinden yaşlısına her yaş grubunda insanları etkiliyor. Depresyon ve kaygı bozukluklarında artışa neden oluyor. Psikiyatrik hastalıklar sağlık alanında en çok damgalanan grubu oluşturur. Geçmişte psikiyatriye gitmek bir 'akıl hastalığı, delilik, zayıflık, yetersizlik' olarak yorumlanırdı. Günümüzde bu algı (stigmatizasyon) önemli ölçüde devam etmesine rağmen her geçen gün büyük bir kırılma da göstermekte. Farkındalık kampanyaları ve dijitalleşme ile birlikte insanlar ruhsal sorunlarını kabullenmeye ve uzman desteği aramaya daha yatkın hale geldi. Bu da doğal olarak tanı konulan hasta sayısını ve ilaç kullanım oranlarını yukarı taşıdı. Sağlık sistemindeki yoğunluk, tedavi yöntemlerini de doğrudan etkiliyor. Kamu hastanelerinde genel olarak bir psikiyatri muayenesine ayrılan sürenin ortalama 5, en iyi şartlarda bile 10 dakikadan daha kısa olması uzmanların 'terapi' uygulama şansını ortadan kaldırıyor. Zaman baskısı altındaki hekimler, hastanın şikayetlerini hızlıca dindirebilmek için ilk ve en pratik seçenek olarak 'ilaçla tedavi' yolunu seçmek zorunda kalıyor. Bazı hastalıkların hafif orta şiddetle olan belirtilerinin tedavisinde yeterli olabilecek psikoterapi seçeneği sunulamıyor. Son yıllarda üst üste gelen kitlesel travmalar, toplumun psikolojik bağışıklığını zayıflattı. Uzun süreli izolasyon ve belirsizlik, var olan kaygı bozukluklarını gün yüzüne çıkardı.Pandemi hem bazı hastalıkların sıklığında artışa neden oldu, hem de daha önce hastalığı olan bireylerin belirtilerinde alevlenmeyi tetikledi. 6 Şubat depremleri, milyonlarca insanda derin bir yas ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yarattı. Deprem sonrası kaygı bozuklukları, depresyon, uyku bozukluklarında artış sadece deprem bölgesinden değil depremden direk etkilenmeyen bölgelerde de psikiyatri, polikliniklerinde artan başvurulara neden oldu. Bütün dünyada olduğu gibi büyük felaketlerin psikososyal etkisi, ruhsal belirtileri tetikleyen önemli faktörlerden birisini oluşturuyor' şeklinde konuştu.

Haber Merkezi

Bakmadan Geçme