Murat SERİM

Romanların Müziğe Olan Yeteneğinin Sırrı

Murat SERİM

Romanların Müziğe Olan Yeteneğinin Sırrı

Değerli dostlar; Fatih Karagümrük, Sulukule semtindeyiz. Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Pündük Bey’le söyleşimize devam ediyoruz.

Şükrü abi, Romanlar genelde hangi işlerde çalışmaktadırlar? 

Biliyorsunuz ki müzisyenlik var bizde, at arabacılığı var, her türlü seyyar esnaflık var, kunduracılık var, nalbant işlerinde uğraşıyorlar, kalay işlerinde uğraşıyorlar. Bunun yanında hurdacılık, çiçekçilik, tarım işçiliği, demircilik, kalaycılık, sepetçilik, süpürgecilik gibi işler yapıyorlar. Çoğunlukla böyle. Daha çok müzisyenlikle uğraşıyorlar. 

Romanların refah seviyelerinin düşük olduğuna yönelik birtakım araştırmalar var. Romanların refah seviyeleri neden düşük kalmaktadır? 

Benim yapmış olduğum analizlerle biz, gelişime ayak uyduramadık. Yani yeni yapılan işlere ayak uyduramadık. Teknolojiye ayak uyduramadık. Teknolojiye ayak uyduramadığımız için de bizim refah gelir seviyemiz düştü. Çünkü neden? Benim saymış olduğum işler var ya mesela kalaycılık, nalbantçılık bu gibi işler kalmadığı için hiçbiri refah seviyesine ulaşamadı, yeni iş hayatına alışamadılar. O yüzden müzisyenlik ve seyyar esnaflık kaldı. 

Peki, Romanların pozitif yönleri nelerdir? 

Romanlar gerçekten kanı sıcak insanlardır. İnsanlarla iyi geçinirler. Yaptıkları yemekler yenir. Yatağında yatılır. Misafirperverlerdir. Sıcakkanlı insanlardır.

Roman kültüründe müzik ve dans, yalnızca eğlence değil, aynı zamanda bir kimlik ifadesidir. Yüzyıllardır Roman toplumu duygularını, sevinçlerini, acılarını ritimle ve beden diliyle anlatagelmiştir. Bu bağlamda size şunu sormak isterim: Roman dansı veya Roman oynamak nasıldır? Nasıl bir anlam taşır? 

Bizim "Roman oynamak" dediğimiz şey, sizin gördüğünüz gibi sadece bir dans değil. Sen onu "dans" diye görürsün, biz onu "yaşam" diye biliriz. Düşün ki yüreğinde bir sıkıntı var, bir acı. Onu söze dökersen ağlarsın belki. Mesela, düğünde oynarken coşkuyla gülersin ama o coşkunun içinde belki de ayrılıkla sıvanmış bir yürek vardır. Klarnet çeker o ince, hüzünlü sesi, işte o bizim yüzyıllık çığlığımızdır. Bu, bir gösteri değil. İçimizde ne varsa, onu sahnede, sokak ortasında, toprak zeminde açığa vuruşumuzdur. En güzeli de şu; biz oynarken herkesi katarız içine. Yanındaki yabancı da olsa, elini tutar, onu da oynatırsın. Çünkü bu dans yalnızlık kabul etmez. Roman oyunları paylaşmaktır, birlikte olmaktır. Yani özetle Roman oynamak bizim en saf, en gerçek hâlimiz. Sözün bittiği yerde başlayan dilimiz. Ve en güzeli de, bu dili konuşmak için Roman olmak gerekmez; yeter ki içinizdeki müziği duymaya cesaretiniz olsun.

Romanların Müziğe Olan Yeteneğinin Sırrı

Romanlar, çokça ifade ettiniz, müzisyendir diye. Romanların müziğe olan yeteneklerinin sebebi nedir? 

Bunu şöyle açıklayayım: Ben bu konuda hiç mütevazı olmayacağım. Biz müziği en iyi yapan insanlarız. Çünkü bu bizim doğamızda vardır. Genlerimizde var müzik. Yani biz, müziği iyi biliyoruz. Bununla ilgili bir sürü müzisyen arkadaşlarımız var. Birçok ses sanatçısı arkadaşımız var. Pek çok film artisti arkadaşlarımız var. 

Tanınmış film artisti veya tanınmış Roman müzisyenler kimlerdir o zaman? 

Günümüzde çok tanınanları söyleyeyim. Biliyorsunuz ki şarkıcı Sibel Can var. Türkiye’nin tanınmış klarnetçilerinden Hüsnü Şenlendirici, yine tanınmış kanun ustası Aytaç Doğan, uluslararası tanınırlığa sahip darbukayı konuşturan iki darbuka ustası Hamdi ve Mehmet Akatay, Türkiye’nin önde gelen klarnet ustası Kirpi Bülent var. Daha pek çok tanınmış ve bilinmiş müzisyen arkadaşlarımız var. Roman müzik geleneğinin güçlü seslerinden Kibariye özgün yorumuyla geniş kitlelere ulaşmış bir sanatçıdır biliyorsunuz.

Doğru. İlle de Roman olsun diye zaten Kibariye'nin bir şarkısı var biliyorsunuz. Müzik dışında yetenekleriyle öne çıkmış birileri var mı? 

Var tabii ama kendilerini hep sakladılar. Bizim futbolcumuz da var. Doktorlarımız, hakimlerimiz, savcılarımız da var.

İsimlerini anmak istemiyorsunuz kendileri anmadığı için. 

Kendileri söyler veya açıklarlarsa ne âlâ ama gün gelecek onlar söyleyecekler. 

Bazı tanınmış isimler kendilerini Roman olarak anmıyorlar. 

Çingene kelimesine giydirilen kıyafete kızıyorlar. Çingene kelimesine değil. O kelimeyi bir gün bir topluluk giysin, biz ölünceye kadar giyelim. Biliyorsunuz ki bazı yerlerde şunu söylerler: Romanlar bunu çaldı, bunları yaptı. Uyuşturucu sattı, kadın ticareti yaptı, bilmem ne yaptı gibi gibi şeylerle üzerimize geldiler.

Haklısınız, maalesef Çingene veya cingan kelimelerine yüklenilen anlamdan kaynaklanıyor. Roman toplumu tarih boyunca birçok ayrımcılığa maruz kalmış bir topluluk. Buna rağmen dünya kültürüne çok güçlü katkılar sunduğunu biliyoruz. Öncelikle, Romanların bu katkıları başka hangi alanlarda öne çıkıyor?

Kesinlikle öyle. Romanlar, özellikle müzik, sinema, edebiyat ve düşünce alanlarında dünya kültürüne çok önemli katkılarda bulunmuşlardır. Tüm zorluklara rağmen kendi duygularını, özgürlük anlayışlarını ve kimliklerini evrensel bir dille anlatmayı başardılar. Roman toplumu; sesleriyle, hikâyeleriyle ve yaşam tarzlarıyla insanlığa aslında özgürlüğün sanatsal dilini kazandırdı diyebiliriz.

8. bölümün sonu

 

Yazarın Diğer Yazıları