Başarının en önemli şartı sevgidir
Şair-Yazar Ali Özkanlı ile hoş bir söyleşi gerçekleştirdik. 'Kendini sevdiremeyen öğretmen dersini sevdiremez' diyen Şair Yazar Ali Özkanlı, 'Başarının en önemli şartı sevgidir' ifadelerini kullandı.
Mustafa BALABAN: Değerli Hocam, söyleşimize sizi tanıyarak başlamak istiyoruz.
Ali ÖZKANLI: 1956 yılında Kayseri'de dünyaya geldim. 1978 yılında Kayseri Eğitim Enstitüsünden mezun olup 1979 yılında öğretmenlik hayatına başladım. Yurdumuzun değişik şehirlerinde 15 yıl sınıf öğretmenliği, 10 yıl Din Kültürü ve Ahlk Bilgisi öğretmenliği yaptım. 2004 yılında emekli oldum. Değişik edebiyat sitelerinde makale, deneme, hatıra ve şiirlerimi paylaşıyor, seminer, söyleşi, imza günleri, radyo ve şiir programlarıyla çalışmalarıma devam etmekteyim. Yayınlanmış Gönül Bahçem, Beni de Götür, Elini Ver Öğretmenim, Gülistan Çiçekleri, Çocuklarla Doğru ve Etkili İletişim adlı eserlerim bulunmaktadır. Evli, iki çocuk babası, iki de torun sahibiyim.
Mustafa BALABAN: Eğitimci kimliğinizi biliyoruz. Öğrencilik hayatınız nasıldı?
Ali ÖZKANLI: Öğrencilik hayatım çok güzel ve dolu dolu geçti. Okumaya olan merakımdan dolayı ilkokulda kitaplık kolu başkanıydım. Okur okuduklarımı çevremle paylaşırdım. Aile oturmalarımızda Ali okusun da dinleyelim diyerek büyüklerim beni çok okuma teşvik ederlerdi. Çok küçük yaşlarda öğretmenliğe başladım diyebilirim. Henüz 10 yaşlarında benden küçük olan mahalle arkadaşlarımı evimizde toplar onlara öğretmenlik yapardım. Lise fen kolu çıkışlı olmama rağmen edebiyat derslerim daha iyiydi. Lisede yazdığım bir kompozisyondan en yüksek notu aldığımı hatırlıyorum. Başarılı bir öğrencilik hayatım oldu diyebilirim
Mustafa BALABAN: Sizin öğrencilik ve öğretmenlik dönemlerinizle bu günkü durum arasında bir değerlendirme yapar mısınız?
Ali ÖZKANLI: Öğrencilik yıllarımızda bugünkü imkanların hiçbiri yoktu. Bu duruma rağmen Rabbime hamdolsun bu durumlara kavuştum. Okuyan, yazan ve paylaşan, topluma hayırlı ve güzel olan şeyleri sunmanın gayreti içindeyim. O zamanlar imkanlar azdı ama okumaya daha çok arzu vardı. Hayatın zorlukları karşısında başarılı olmanın gerektiğini daha iyi kavrıyorduk sanırım. O zaman ki sevgi, saygı, dostluk ve paylaşmayı bugün göremiyoruz. Şimdi öğrencilerde her türlü imkanlara rağmen bir ilgisizlik, başı bozukluk var. Milli ve manevi değerlere ilgi eskiye göre azaldı diyebilirim. Öğretmen arkadaşlarımızda da bu durumu gözlemliyorum. Heyecanı olmayan genç öğretmenleri görünce üzülüyorum. Öğrencisini ve mesleğini çok sevmeyen öğretmenlerin başarılı olmaları zordur. Şahsen öğrencilerimi kendi çocuğum gibi gördüm ve ona göre davrandım. Meslekteki başarımı da buna borçluyum diyebilirim.
Mustafa BALABAN: Eski öğretmen ve öğrenci ilişkileri ile bu günkü durumu kıyaslar mısınız?
Ali ÖZKANLI: Eski öğretmenlerle öğrenciler arasında belli bir mesafe vardı. Öğretmen öğrenci çok yakın iletişimde bulunamıyorlardı. Şimdi bu konuda daha olumlu ilişkiler var. Bunu çok iyi değerlendirmek gerekir. Öğrenciler bilmediği konuları sorularla daha iyi öğrenebilirler. Bir de eski öğretmenleri rehberlik, örnek olma, eğitim metotlarını daha faydalı kullanma yönünden zayıf görüyorum. Şimdi öğrencilere daha çok değer veriliyor. Ama bunun ölçüsünü çok iyi ayarlamak gerekiyor. Şiddete, dayağa fırsat verilmemeli. Ceza öncelik olmamalı, daha çok ödüllendirme ve teşvik yolu seçilmelidir.
Mustafa BALABAN: Anne-babaların eğitime bakışını nasıl buluyorsunuz?
Ali ÖZKANLI: Anne- babalar okula göndermekle işin bitmediğini anlamaları gerekiyor. Çocuğunuzu dünyanın en kaliteli okuluna gönderseniz, en yetenekli öğretmene de teslim etseniz en büyük öğretmen annedir. Aile her zaman ve her şartta okulla birlikte hareket etmelidir. Okul, aile ve çevrenin birlikte hareket etmesi istenilen başarıyı getirecektir. Anne baba eğitimin devamlı içinde olmalıdır. Öğretmene en büyük destek onlardan gelmelidir. Eğitim konusunda çok duyarlı aileler olduğu gibi, çok ilgisiz ve duyarsız aileleri de maalesef görüyor ve üzülüyoruz.
Mustafa BALABAN: Öğretmenlerin yaşadığımız bu dönemde kitapla, kendini geliştirmekle, kültür sanatla ilgisi ne durumda.
Ali ÖZKANLI: Öğretmen sürekli kendini geliştiren insandır. Günün teknolojisini bilen ve uygulayan, eğitimdeki değişim ve gelişmeleri takip edip uygulayandır. Öğretmen çok okuyan, eğitim metotlarını en faydalı şekilde uygulamalıdır. Okuyan meslektaşlarımız olduğu gibi az okuyan hatta hiç okumayan öğretmenlerin olduğunu üzülerek görüyoruz. Kültür sanat edebiyat ve sporla ilgili olan, öğrencilerini bu dallara yönlendirenler olduğu gibi, sadece dersine girip çıkan kültür sanatla ilgisi olmayanlar da var. Son dönemdeki öğretmenlerin daha çok okuduğunu görüyoruz.
Meslek hayatım boyunca kendi alanımla ilgili çalışmalara, eğitimlere katıldığım gibi alanım dışında, bilgisayar, rehberlik, eğitim metotları, hızlı okuma, iletişim vb. kurslarına katılmayı kendime görev edindim. Öğretmen kendi alanıyla ilgili son çıkan gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmeli ki başarılı olabilsin.
Mustafa BALABAN: Öğretmenlik döneminizde yaptığınız faaliyetler sizlere farklı kurum ve kuruluşlardan taltifler getirmiş. Ne yaptınız da sınıf dışına, okul dışına taştınız?
Ali ÖZKANLI: En başta mesleğimi ve öğrencilerimi çok sevdim. Hiç bir zaman öğrenciyi dışlamadım. Onları kendi evladım gibi gördüm. Onlara sevgimi, bilgimi ve de ilgimi verdim. Şefkat ve merhameti, dostluğu, kardeşliği, paylaşma ve yardımlaşma duygularını yaşayarak öğretmeye çalıştım. Okuma alışkanlığı kazanmaları için çok gayret ettim. Doğruluk ve dürüstlük temel ilkem oldu. Çalışmanın başarıyı getireceğini minik yüreklere aşılamaya çalıştım. Dershane dışında her yeri eğitim alanı gördüm. Teneffüste okul bahçesinde, eve gelirken öğrencilerimle birlikte oldum. Yeri geldi evimde derslere devam ettim.
Başarının en önemli şartı sevgidir. Onlara değer verip, konuşmak, onları anlamaya ve dinlemeye çalışmak işin püf noktasıdır. Kendini sevdiremeyen öğretmen dersini sevdiremez. Örnek olmak zorundayız. Sözlerimiz, davranışlarımız aynı olmalı. Güven unsuru çok önemli. Bir de öğrenilenlerin hayatın içinden olmalı. Bilgilerin ne için öğrenildiğini öğrenciye anlatmak gerekir ki derslere yeterli ilgiyi duyabilsinler.
25 yıllık meslek hayatımda alınabilecek her türlü başarıyı aldım sayılır. Taltifler, ödüller vb. En büyük ödülüm yetiştirdiğim öğrencilerimdir. Onları başarılı görmenin mutluluğunu hiç bir şeye değişmem. Öğrencilerimin yüreklerine dokunmaya çalıştım. Aradan 35 yıl geçti ama hl öğrencilerimle görüşüyorum.
Mustafa BALABAN: Öğretmenlik sizce nedir? Ali ÖZKANLI: Öğretmenlik bir sevdadır. Aşktır, tutkudur. Çocuklara iyiyi, doğruluğu ve dürüstlüğü öğretecek, onu eğitecek ve topluma kazandıracak kişi öğretmendir. Öğretmen, başta öğrencisine, çevresine, topluma hal ve hareketleriyle örnek olmak zorundadır. Bahçıvanın çiçeklerini en iyi şekilde yetiştirdiği gibi öğretmen de öğrencisini en iyi şekilde yetiştirmelidir. Öğretmen, toplumdaki iyi ve kötülerden kendisini sorumlu hissetmelidir. Geleceğimiz olan yavrularımızı en güzel şekilde yetiştirmemiz gerekiyor.
Öğretmen, fedakr insandır. Her yerde ve her zaman etrafına ışık verir. Onları eğiterek mutluluk duyar. Maddi mutluluk yerine manevi mutluluk onun için daha değerlidir. Öğrencisini iyi bir yerde görmesi kendisini arayıp hal ve hatırını sorması en büyük mutluluğudur. Bu duygu yaşamadan bilinmez.
Öğretmen, iyi bir tiyatrocu gibi rolden role girmelidir. Öğretmen öğrencisine en iyi şekilde ulaşan ve ona yaklaşandır. Ona yol gösteren, başını okşayan, onunla arkadaş gibi konuşan, acısını ve sevincini paylaşandır.
Öğretmen, idare ile öğretmen arkadaşları ve velilerle iyi bir diyaloga girendir. Başarının buradan geçtiğini tecrübesi ile bilendir. Öğretmen, öğrencisine azimli ve istekli olmayı ve hayatın bir yarış olduğunu, ümitsiz olmayıp sabırla mücadele eden, yılmamayı öğütleyendir. Öğretmen kendini, her gün yeniliğini sorgulayan, gelişmelere açık, gündemi takip eden, sevecen, çevresiyle iyi bir diyalog kuracak bir kişiliğe sahip olandır.
Öğretmen, öğrenci ayrımı yapmayan, öğrencisini seven, ona değer verendir. Onları korkutmayan, rahat konuşabilmelerini, fikrini açıkça söyleyebilmesini sağlayan, baskı ve şiddetten uzak, hoşgörülü olandır. Kısaca öğretmen, söylediğini uygulayan, uyguladığını da söyleyendir. Sevgi dolu bilgi ve beceri kazandıran, öğrencisinin ufkunu genişleten, onu geleceğe hazırlayandır. Ne mutlu böyle öğretmenim diyene!
Öğretmenlik gerçek bir sanattır. İnsana bilmediği bir şeyi öğreten öğretmenin onurlu, şerefli ve önemli bir mesleğin mensubu olduğunu asla unutmamalıdır öğretmen. Öğretmenlik, yüksek ideal sahiplerinin yapacağı manevi bir görevdir. Maddi ihtiyaçlar birinci planda olmamalıdır. Öğretmen dersten yorulan değil, aksine yaptığı işten zevk ve heyecan duyandır. Öğretmen huzur içinde çalışan, yüreğinde öğretme aşkı olan bir gönül sevdalısı olmalıdır. En modern araçlarla donatılan mükemmel binalar da yapsanız işini iyi bilen ve seven bir öğretmen olmadıkça başarı gelmeyecektir. Merhum Mahir İZ: 'Ben size çadırda bile en kaliteli eğitimi verebilirim, siz bana yeter ki kaliteli öğretmeni bulun.' diyor. Eğitim kişiye gerekli olan beceri ve yetenek kazandırma, maddi-manevi açıdan geliştirip zenginleştirme, kişilere güzel alışkanlıklar kazandırma, öğrendiklerini hayatına uygulamasına yardımcı olma faaliyetidir. Öğretim ise kişinin yetenek, özellik ve çalışmalarını bilgi ve metot içerisinde geliştirme faaliyetidir. Bunları yaparken amacımız ne olmalıdır? En başta kişiyi bilgili yapmak, faydalı davranışlar kazandırmak, yol, yöntem öğretmek, yeteneklerini geliştirmek, birlikte çalışma, işbirliği, yardımlaşma, dayanışma ve özgüven duygusu vermek, kişiye hayatı sevdirmek, hayattan zevk aldırmak, insanlarla barışık olmasını sağlamaktır. Öğretmen öğretici, yol gösterici, davasına sahip, arkadaş, sırdaş, dost, okuyan ve okutan, takdir ve teşekkür eden, yönlendirici bir kişidir. Öğretmen mesleğinin sevdalısı olmalı, derse hazırlıklı girmeli, dil olmalı, kibar, nazik, sevecen, şefkatli, güler yüzlü ve samimi olmalıdır. Derse zamanında girip çıkmalı, kılık-kıyafetine özen göstermeli, güzel konuşmalı, maddi ve manevi yönden öğrencisini ödüllendirmelidir. Öğretmen görevini hakkıyla yapmalı, eleştiriyi uygun zaman ve zeminde yapmalı, öğrencisini takip etmeli, haklı istekleri yerine getirmeli, güzel sözcüklerle gönülleri kazanmalı, sınıfı sevgi ocağına dönüştürmelidir. Öğretmen kendini ve okuttuğu kaynakları her yıl yenilemeli, derse dinlenmiş olarak girmeli, özel işlerini ve aile hayatını sınıfa yansıtmamalı, olayları siyaset üstü ele alarak tarafsız davranmalı, anlattıkları hayatla ilgili olmalıdır. Öğrenci ile diyaloglarında onları olduğu gibi kabullenmeli, olumlu ve güzel taraflarını öne çıkarmalı, onlara seçme ve alternatif sunma hakkı vermeli, öğrencilerini sınıf içinde utandırmamalı, eleştirilecekse kişiliği değil, davranışı eleştirilmeli, hataları söylenirken önce doğrulardan başlanmalı, teklif ve görüşleri değerli görülüp heyecanlandırılmalı, dinlemeyi gerçek anlamda yapmalıdır. Öğretmen; sadece sınıfta değil, her yerde öğretmenlik yapmalı, güler yüz içinde hal hatır sormalı, gönüllere hitap etmelidir. Öğretmen; konuları işlerken önceden hazırlık yapmalı, diğer derslerle bağlantı kurmalı, anlatılacak konuları basitleştirmeli ve işin özü söylemelidir. Önce amaç, sonra detay bilgiler verilmeli, soru-cevap, öğrenci merkezli aktif metot uygulanarak konular tartışılmalıdır. Bütün öğrenciler derse katılmalı, araştırmalar özendirilmeli, dersin sonunda mutlaka tekrar yapılmalıdır. Sınıfa her türlü yazılı ve görsel kaynak getirilmeli, görselliğe önem verilmeli, olaylar canlandırılarak anlatılmalı, dersin ilk yirmi dakikası çok iyi kullanılmalıdır. Ders anlatırken zamana ve yere göre uygun şekilde şaka, fıkra, aktüaliteye yer verilmeli, ders sıkıcılıktan kurtarılmalıdır. Hayatın gerçekleri, zorlukları anlatılmalı, insani ilişkiler, kültür, gelenek-görenek, örf-det-töre kavramlarına değer verilmeli, sevgi ve saygının sözde kalmayıp uygulanmasına dikkat edilmelidir.
Mustafa BALABAN: İlgili kitabınızdan mülhemle, 'Çocuklarla Doğru ve Etkili İletişim'in püf noktaları, şifreleri nelerdir?
Ali ÖZKANLI: Çocuk eğitiminde püf noktaları bilirsek işimiz dada da kolaylaşır. Çocuklar hayatımızın süsü, vazgeçilmez çiçekleridir. Çocuklarımıza hayatın görünen ve görünmeyen güzelliklerini göstermemiz, o tertemiz kalplerine nakış nakış güzellikleri işlemeliyiz. Dış lemdeki güzellikler gibi iç lemimizde de güzelliklerin olduğunu yüreklerinde hissettirmeliyiz.
Anne ve babalar çocuklarına karşı söz ve davranışlarında çok dikkatli olmak zorundadır. Vicki LANSKY, ' Çocuklarınızla nitelikli zaman geçirin, acı ve sevinçlerini paylaşın.' diyor. Çocuklar saf, masum, tertemiz, iyi yürekli, merhametli olmalarının yanında aynı zamanda çok anlayışlıdır. Çocuklar bazen öyle güzel, ilginç, enteresan şeyler söylerler ki şaşırıp kalırız. Bunlardan anne-babalar olarak derslerin çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.
Çocuklar bizim dostlarımızdır. Onların her birinin ayrı düşüncesi, ayrı dünyaları, ayrı zevkleri olduğunu unutmayalım. Çocukların gerek söz gerek davranışlarından bir şeyler çıkarmaya çalışalım. Ben hem bir baba hem de bir öğretmen olarak çocuklardan çok şey öğrendim. Çocuklara karşı söz ve davranışlarımız samimi olmalıdır. Yapmacık davranışlar, pohpohlama geri teper. Çocuklar sözlerinizde alay olup olmadığını hemen anlarlar.
Çocukların samimiyeti insanı üzmez, aksine ona ders verir. İnsanlara değer verilmesi gerektiğini bizler öğretmeliyiz. Başkalarının duygularına saygı duymak, gelişmiş düşüncenin bir ürünüdür. Sevginin farklı şekillerde olduğu unutulmamalıdır. Bilgisizce davranmak çocuk ruhunda yaralar açar. İstenmeyen bir sevgi çocuk ruhunu öldürür, kötü sonuçlara sebep olabilir. Eleştirmek bir düşünce, bir değerlendirme ve bir anlama yoludur. Eğer bir çocuğun fikrini açıkça söylemesini, ne demek istediğini anlatmasını istiyorsak söyleyecekleri hoşumuza gitmese de dinlemeliyiz.
Kendini ve yaptıklarını sorgulamayan, geleceğimiz olan gençleri iyi eğitemeyen milletlerin sonları hiç de iyi sonuçlanmıyor. Gençlerimizi iyiye, güzele, doğruya, yararlıya yöneltemiyorsak, gençlerdeki enerjiyi, yetenek ve becerilerini, duygularını geliştirmede onlara rehberlik yapamıyorsak toplu olarak hatayı kendimizde aramalı ve ben ne için yaşıyorum demeliyiz.
Ünlü Tıp Bilgini İBN-İ SİNA, ' Gençliği doğru ve güzele sevk etmek, bütün insanlığı iyi ve güzele sevk etmektir.' derken MEVLNA, ' Gençlerini iyi idare edemeyen toplumlar harap olmayı göze almalıdır.' diyor.
Sevgili anne-babalar; gelin iyi bir hesap yapalım. Gençlerimizi iyi eğiterek geleceğimizi kurtaralım. Çocuğu eğiterek hayata hazırlamak çok önemli bir görev, değerli bir sanattır. Çocuğa güven duygusu vermek, sosyal yönlerini geliştirmek, sağlam kişilik kazandırmak her anne-babanın görevleri arasındadır. Anne-babalar sevgilerini göstermek zorundadır. Velinin ilk yapacağı iş, çocuğuna özgüven kazandırmaktır. Kendine inanan ve güvenen çocuk hızla gelişir.
Çocuğa sık sık söz hakkı vermek, onun değerli olduğunu hissettirmek, fikirlerine saygı duymak, başarısında takdir etmek, başkalarıyla kıyaslamamak, sık sık sevdiğinizi söylemek, onlara yeteri kadar zaman ayırmak, birlikte iş yapmak, sosyal ve sportif çalışmalara katılmalarını sağlamak çocukta özgüven oluşturur.
Çocuk ilgi duyduğu şeylere zaman ayırdığında anne-baba ilgi alanına müdahale ederse çocuk zor durumda kalır, yeterince gelişemez. Duygu yakınlığı ve destek gören çocuğun kişiliği gelişir, yetersiz duyguları aşar.
Anne-baba çocuğundaki korku ve güvensizliği kaldırmalıdır. Büyükler için küçük olan bir şey, çocuk için büyük olabilmektedir. Çocuk, babam bana bunda ağlayacak ne var ki? diyor. Babam için ağlanacak bir şey olmayabilir ama benim için ağlanacak bir durum vardır. Büyükler için normal görülen bir olay, çocuk için ürkütücü, hatta korkutucu olabilir. Çocuk problemle karşılaşınca anne-babanın görevi, çocuğunun bunun üstesinden geleceğine inandırmak, her zaman yanlarında olduklarını söylemek ve onlara destek olmaktır.
Anne-baba çocuklarına gönül desteği ile sevgilerini göstererek psikolojik destek sağlamalı, sevgi cimrisi olmamalıdır. Çocuğumuza hiç çekinmeden bolca 'Seni seviyorum' demeliyiz. Bunu duyan çocuk kendini güvende ve güçlü hisseder. Çocuğumuza güven kazandırmanın bir yolu da onları tanıyıp, becerilerini uygulayacakları ortamı hazırlamak, onların fikirlerini almak, duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmaktır. Çocuğumuza güven kazandırmak istiyorsak konuşurken yüzlerine bakmalı, sorumluluk vermeli ve takdir edip ödüllendirmeliyiz.
Çocuğumuza mutlaka zaman ayırmalı, onunla konuşmalıyız. Çocuğumuzda sağlam bir kişilik oluşsun istiyorsak, korku ve endişelerine saygılı olmak zorundayız. Onları aşağılamadan, başkalarıyla kıyaslamadan, tenkit etmeden söyleyeceklerimizi güzel bir dille söylememiz gerekir.
Anne-babaların çocuklarına karşı çok önemli görevleri vardır: Doğumunda onları sevinçle karşılamak, hazırlıklı olmak, bize çocuk verdiği için Allah'a şükretmek. Anne-baba olmak kolay iş değildir. Çok ağır sorumlulukların yüklenilmesini gerektirir. Anne-babada sevgi, şefkat, hoşgörü, fedakrlık, sabır, yol gösterme, destek olma gibi özellikler bulunmalıdır. Sevgi bir başkasının iyiliğini en yüce değer olarak görmek, onun iyiliğini, kendi iyiliğinden bile önemli görmek değil midir? Toplumdaki kültürel değerler anne ve babayı olumlu ya da olumsuz şekilde etkilemektedir. Anne-baba olmaktan mutluluk duyan ve çocukları için ellerinden gelenin fazlasını yapmaya çalışanlarla çocuklarını nasıl yetiştireceğini bilemeyen, güvensiz anne-babaların davranışları çok farklı olmaktadır. Biri gayet olumlu davranırken diğeri olumsuz davranabilmektedir.
Çocuklara hep ideal davranışlar öğretildiğinde çocuk bu davranışları çevresinde göremediği zaman büyüklere olan güvenlerini kaybetmektedirler. Çocukların korkularını asla küçümsememeliyiz. Korumayı ve saygı görmeyi çocukların sevgisi sağlar. Büyüklerin çocuklara karşı davranışı çocuğun kişiliğinin gelişmesinde etkili olur. Sevgi ve şefkatten mahrum yetişen çocuklar endişeli, korkulu ve kinci, yetişkin olunca saldırgan bir kişiliğe sahip oluyor. İhtiyarlıklarında kolayca terk ediliyorlar. Bunun tersine çocuklar sevgi, ilgi ve şefkat ortamında yetişince iyi niyetli, mutlu ve fedakr oluyor. Bunlar anne-babalarına bağlı oluyor, onlara karşı görevlerini bilerek yerine getiriyorlar.
Çocuk yetiştirirken yöntemlere körü körüne bağlanmamak gerekir. Çocuk yetiştirmede bir dönem doğru kabul edilen şeyler zamanla değişebilmektedir. Günün şartlarına göre hareket etmek gerekebilir. Yeniliklere açık olunmalıdır. Hiçbir yöntem çocuğumuzdan önemli olamaz. Çocuk disiplin için değil, disiplin çocuk içindir. Disiplin çocuğa yararlı olduğu sürece uygulanırsa bir değeri olur. Çocuğumuzdaki becerileri erken yaşlarda keşfetmemiz gerekir. Çocuğumuzun kendi hedefleri olmalıdır. Bizim yapacağımız sadece temenni, teklif ve uyarı şeklinde olmalıdır.
Mustafa BALABAN: Kıymetli Hocam, mesela sizin çocukluğunuzda iz bırakan öğretmen var mı? Ya da hangi öğretmeni unutamıyorsunuz. Niçin?
Ali ÖZKANLI: İlkokul öğretmenim çok iyi yetişmiş bir öğretmendi. Her öğrencisiyle mümkün olduğu kadar ilgilenirdi. Benim okumaya merakım da onun etkisi olmuştur. Asıl hayatımda iz bırakan değerli hocalarım oldu. Rahmetli Zeki SOYAK Hocamızın öğrencilerine yakın ilgisi, onlara güzel bir rehber olması takdire şayandı. Hocamızdan öğretmen olduktan sonra da istifade etme şansını yakaladım. Sohbetleri ve eğitimdeki ileri görüşlülüğü olaylara bakış açısı, milli ve manevi bir kişilik kazanmamda çok faydasını gördüm. Ayrıca Rahmetli olan Hasan CINGI ve Bekir BAYSAL hocalarımın kişilik kazanmamda etkileri olmuştur. Zaman zaman görüştüğüm ilim ve irfanından faydalandığım Ruknettin DEMİRBAŞ ile Noğman KOÇ Hocalarımın kişiliğimin olgunlaşmasında, mesleki açıdan gelişmemde yardımlarını gördüm. Sözleri, bilgileri, tecrübeleri ve davranışlarından her zaman faydalandığımı söyleyebilirim.
Mustafa BALABAN: Yazmaya ne zaman başladınız?
Ali ÖZKANLI: Yazmaya çok genç yaşlarda başladım demeyi çok isterdim ama maalesef çok ileri yaşlarda yazmaya başladım. 40 yaşından sonradır yazarlık serüvenimiz. Yani çekirdekten yetişme değil, daldan eğme bir yazarım. Profesyonel anlamda 20 yıldır yazıyorum. 1995 yılında kaynak kitap yazımı, okul çocuk dergisi derken önceleri şiir daha sonra da eğitim kitaplarımız birbiri ardına geldi. Şu an yayınlanan 6 eserimizin yanında yayınlanmayı bekleyen 3 kitabımız yayınevinde sırasını bekliyor. 10. kitabımın yazımına da başlamış bulunuyorum.
Mustafa BALABAN: Yazar olmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?
Ali ÖZKANLI: Öncelikle çok okumalarını, mümkün olduğunca yazarlarla bir arada olmaya çalışmalarını öneririm, imza günleri, kitap fuarları, kitapevleri en çok uğradığı mekanlar olmalı. Yazarların hayat hikayelerini okumalarını da tavsiye ediyorum.
Mustafa BALABAN: Hocam resmi olarak öğretmenlikten emekli oldunuz ama eğitim ve öğretimden emekli olmadınız. Bildiğimiz, takip ettiğimiz kadarıyla yoğunsunuz. Tv, radyo, gazete, dergi, konferans, seminer, şiir programları, söyleşi, sohbet ve seyahat... Bu yoğunlukta eşinize, torunlarınıza vakit ayırabiliyor musunuz?
Ali ÖZKANLI: Zaman zaman şaka yollu da olsa ihmal ettiğimizi söylüyorlar. Ama elimden geldiğince birlikte kaliteli zaman geçirmeye çalışıyorum. Kendilerinden aracılığınızla da haklarını helal etmelerini istiyorum. İnsanlara hayırlı iş yaptığı bildikleri için onlarda beni mazur görüyorlar. Dualarını alıyorum.
Mustafa BALABAN: En son okuduğunuz iki kitabın ismini alabilir miyiz?
Ali ÖZKANLI: Değerli Eğitimci Şair Yazar Zekeriya Efiloğlu'nun 'Kalbime Yazdım Seni' ile Eğitimci Yazar Yusuf Yeşilkaya'nın Adı Aşk Olsun' eserlerini okudum. Sırada bekleyen 40 a yakın eser var...
Mustafa BALABAN: Önce ebeveynlere, sonra öğrencilere, en sonda meslektaşlarınıza neler önerirsiniz.
Ali ÖZKANLI:Anne babalar çocuklarına sahip çıksınlar. Sevgilerini, ilgilerini eksik etmesinler. Öğrenciler hayırlı bir insan olma yolunda çalışsınlar. Meslektaşlarım da mesleklerini ve ellerine teslim edilen öğrencilerini çok sevsinler.
Mustafa BALABAN: Söyleşimize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz sayın hocam.
Ali ÖZKANLI: Şahsıma böyle bir fırsatı sağladığınız, görüş ve düşüncelerimi paylaşma imknı verdiğiniz için asıl ben teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Sağ olun var olun.
Söyleşi: Mustafa Balaban