Ali DURSUN

Hakikatle Savaş

Ali DURSUN

Hakikatle Savaş: Din ve İdeolojinin Kesişim Noktasında Modern İnsan

Her çağ, kendi kurtarıcılarını üretir. Ancak modern çağ, bu kurtarıcıyı ne peygamberlerde ne de hikmet sahiplerinde bulmuştur; onun yerine kendi eliyle yaptığı düşünsel putlara yönelmiştir: özgürlük, eşitlik, sınıf, ulus, ilerleme… Bu kavramlar zamanla kutsalın yerini alan seküler tapınaklara dönüşmüştür. Kutsalın unutuluşu üzerine inşa edilen bu çağ, insanın köklerinden, aşkın olanla bağından kopuşunu temsil eder1.

İnsan modern çağda Tanrı’yı hayatından çıkarırken, yerine kendi icadı olan ideolojileri koymuştur. Ancak bu süreçte bir tutarsızlık barındırır. Cahiliye dönemini anlatırken Hz. Ömer’in söylediği gibi: “Helvadan put yapardık, acıkınca yerdik.” İşte modern ideolojiler de insanın kendi elleriyle yaptığı ama zamanı geldiğinde tükettiği bu helva putlara benzer. İnsan, kendi zihinsel üretimlerine tapar, sonra onlardan da usanır.
Ne var ki bu kopuş, insanı özgürleştirmek yerine, onu kendi ürettiği sistemlerin esiri haline getirmiştir. İdeolojiler, bir kurtuluş vaadiyle doğar ama çoğu kez yeni esaret biçimleri üretir. Cemil Meriç’in dediği gibi: “Her ideoloji, insan idrakine giydirilmiş bir deli gömleğidir.”2

İdeolojinin Doğası: Düşünceden Dogmaya

İdeoloji, düşünceyle başlar; dogmaya dönüşerek katılaşır. Dinin sunduğu anlam ve yönelim hissini seküler bir kurguyla taklit eder; fakat bu taklit eksiktir2. Dünyayı dönüştürme iddiasıyla ortaya çıkar, ancak insanın iç dünyasını boş bırakır. Bu boşluk, gösteriyle, tüketimle veya aidiyet ideolojileriyle doldurulmaya çalışılır. Fakat her çaba, hakikatten biraz daha uzaklaşmayla sonuçlanır.

Modern insanın trajedisi yalnızca hakikati unutması değil, aynı zamanda kendi iç sesini susturmasıdır3. Seküler düşünce, insanı yalnızca maddi bir varlık olarak tanımlar. Oysa insan bir ruh taşıyıcısıdır. Din, bu ruhun derinliklerine seslenirken; ideoloji yüzeyde kalır ve insana neyi düşünmesi değil, neye inanması gerektiğini dayatır.

Günümüz ideolojileri—kapitalizm, sosyalizm, seküler milliyetçilik—bireyi özgürleştirme vaadiyle ortaya çıkar, fakat sonunda onu bir piyasanın tüketicisi, bir makinenin dişlisi ya da bir davanın militanı haline getirir. Farklılıkları tehdit olarak gören bu sistemler, insanı tek tipleştirir. Oysa din, insanı kendi özüne yönlendiren bir çağrıdır; ruhu derinleştirir, mevcudu sorgulatır, dönüşümü içeriden başlatır.

Hakiki din, insanı özgürleştirir ve adaleti savunur; sahte olan ise statükoyu koruyan bir araca dönüşür4. Bu ayrım, dinin dönüştürücü potansiyelini ortaya koyar.

Anlamın Yitirilişi: Modern Dünyanın Krizi

Modern dünyanın en büyük krizi, bir anlam krizidir. Şehirler göğe yükselirken, insanın ruhu çökmektedir. İnsan, üretici, tüketici, seçmen ya da yurttaş olarak tanımlanmakta; ancak bu kimlikler, onun varoluşsal açlığını doyurmamaktadır. Modernlik, insanı anlam yerine işlev, değer yerine çıkar merkezli bir varlığa indirgemiştir5. Bilgi artmış, fakat bilgelik yitirilmiştir; teknik ilerlemiş, ancak hikmet terk edilmiştir.

Eğitim sistemleri bireyi bir "insan" olarak değil, yalnızca bir "iş gücü" olarak yetiştiriyor. Bu da bireyin kendi özünü tanıma sürecini sekteye uğratmış; yalnızlık, yabancılaşma ve nihilizm gibi çağın hastalıklarını doğurmuştur.

Ahlaki sistemler çökmüş, ortak değerler yerine bireysel çıkarlar ve pragmatizm egemen olmuştur6. İnsan artık neye inanacağını, ne için yaşayacağını bilemez haldedir.

Küreselleşme, yerel gelenekleri ve manevi değerleri erozyona uğratmış, bireyi homojen bir tüketici kimliğine indirgemiştir. Sonuç: depresyon, anksiyete ve varoluşsal boşluk.
Bu kriz karşısında, dinin özgürleştirici ruhu yeniden keşfedilmelidir. Bu ruh, bireye “kendi ol” çağrısını yapar; insanı olduğu yere zincirlemek yerine, içindeki hakikate doğru yolculuğa çağırır. İbadet, yalnızca ritüel değil; varoluşsal anlamı sorgulayan bir iç seyridir. Bu çağrı, dıştan gelen bir ideolojik şekillendirme değil, içten gelen bir arayışa yöneliktir.

Din ve İdeoloji: İki Ayrı Yolun Yolcusu

İdeolojiler hakikatle savaş halindedir7. Din ise yalnızca bir inanç sistemi değil; medeniyet kurucu, ruhu inşa edici bir kaynaktır. Din, kalpten başlar ve topluma sirayet eder. Oysa ideolojik dönüşüm, değişimi sokakta başlatmak ister. Kalbi değişmemiş bir insanın eliyle yapılan her reform, zamanla zulme dönüşür. Din, önce insanı dönüştürür, sonra toplumu.

Gerçek inanç sistemi, bireyi de toplumu da aynı anda onaran bir çağrıdır. Statükoyu kutsayan biçimsel dindarlığın aksine, dinin hakiki yönelişi adaleti ve eşitliği yaşatan bir inşa sürecidir.
İdeolojinin dili öfke, yöntemi tahakküm, amacı hükmetmektir. Din ise bir davettir; sabırla, aşkla, ikna ile konuşur. Din farklılığa rahmetle yaklaşır3; ideoloji ise farklı olanı tehdit görür. Hakiki inanç sistemi insanı zincirlerinden kurtarır; sahte olan ise zincirleri süsler4. İdeolojiler kendi düzenlerini mutlaklaştırmak ister; din ise zaten mutlak olanın, yani aşkın hakikatin bir rahmetidir.

Hakikatin Yankısı

Bugünün dünyasında büyük ideolojik anlatılar çökmüştür. Komünizmin eşitlik ütopyası, kapitalizmin refah vaadi gerçekleşmemiştir. Devrimler hayal kırıklığına, ütopyalar distopyaya dönüşmüştür. Geriye kalan suskunluk, aslında ruhun çığlığıdır. Ve bu çığlık, yalnızca hakikatle işitilir.

İnsan bir izdir yeryüzünde, bir nefes gökyüzünde7. Bu nefes, insanın aşkın olanla bağını yeniden kurmasıyla canlanır. Din, çağları aşan bir hakikattir; ideoloji ise bir dönemin modasıdır.

Din kalır, çünkü insanın özüne seslenir.

Modern insanın anlam krizinden kurtuluşu, bu hakikatin peşinden gitmekle mümkündür. Ve o hakikat, ne bir partinin, ne bir sınıfın, ne de bir ideolojinin malıdır. O, insanın içindeki derin sükûtta yankılanır. Din, modernliğin unutturduğu o en kadim soruyu yeniden sorar:
“Niçin yaşıyorsun?”
Bu soru, bütün çağların ötesinden gelen bir yankıdır.
Ve bu yankı, hâlâ sürüyor.

Dipnotlar & Kaynakça
René Guénon – Modern Dünyanın Bunalımı 
Cemil Meriç – Bu Ülke, Mağaradakiler 
Rasim Özdenören – Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler 
Dine Karşı Din’den ilhamla; fikir Ali Şeriati’ye aittir. 
Seyyid Hüseyin Nasr – Modern Dünyada Geleneksel İslam 
Alasdair MacIntyre – Erdem Peşinde (After Virtue) 
Sezai Karakoç – İslam’ın Dirilişi, Diriliş Neslinin Amentüsü 
 

Yazarın Diğer Yazıları