Hakan TOPUZOĞLU

Siber Güvenlikte Yeni Dönem

Hakan TOPUZOĞLU

Siber Güvenlikte Yeni Dönem: Keskinleşen Tehditler

2026 yılına girmiş olsak da siber güvenlik hâlâ en fazla dikkat edilmesi gereken alanların başında geliyor. Veri sızıntıları, fidye yazılımları ve dijital dolandırıcılık artık istisnai olaylar değil; kamu kurumlarından özel sektöre, KOBİ’lerden bireylere kadar herkesi ilgilendiren yapısal bir risk alanı haline geldi.

Siber Güvenlik 2026: Gündem Değişmedi, Risk Büyüdü

Türkiye’de son yıllarda belediyelere, e-ticaret platformlarına, finans ve sağlık sektörüne yönelik yaşanan olaylar, bu riskin teorik olmadığını açıkça gösteriyor. KVKK kapsamındaki ihlal bildirimleri incelendiğinde, sorun çoğu zaman karmaşık saldırılardan değil; geç kalınmış yamalardan, yanlış yapılandırmalardan ve insan hatalarından kaynaklanıyor.

Dijitalleşme derinleştikçe saldırı yüzeyi büyüyor. Buna paralel olarak siber güvenlik sektörüne olan ihtiyaç da hızla artıyor. Bu noktada yerli ve milli siber güvenlik çözümleri artık bir tercih değil, doğrudan stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

Yapay Zekâ Saldırının Merkezinde

Son dönemde yayımlanan araştırmalar net bir tablo çiziyor: Yapay zekâ, siber saldırı yaşam döngüsünün neredeyse tamamına entegre edilmiş durumda. Hedef tespiti, açık kaynak istihbaratı (OSINT), zararlı yazılım üretimi ve sosyal mühendislik mesajlarının hazırlanması artık çok daha hızlı ve otomatik biçimde gerçekleştirilebiliyor.

Türkiye’de özellikle banka müşterilerini, e-Devlet kullanıcılarını veya büyük perakende zincirlerini taklit eden dolandırıcılık mesajlarında bu dönüşüm net biçimde görülüyor. Daha önce dil hatalarıyla kolayca ayırt edilebilen mesajlar, bugün son derece düzgün Türkçe ile, hedefe özel ve ikna edici şekilde hazırlanabiliyor.

Daha önce ileri seviye teknik bilgi gerektiren birçok adım, yapay zekâ sayesinde erişilebilir hale geldi. Bu durum yalnızca saldırı sayısını artırmıyor; saldırıların ölçeğini ve etkisini de büyütüyor. Küçük ekipler, hatta tekil saldırganlar, geçmişte ancak organize grupların gerçekleştirebildiği operasyonları yürütebiliyor.

Savunma Aynı Hızda Değil

Saldırı cephesindeki bu hızlanmaya karşılık savunma tarafı hâlâ daha ağır ilerliyor. Yapay zekâ, güvenlik açıklarının tespitinde önemli avantajlar sağlıyor; ancak bu açıkların kapatılması, yamaların test edilmesi, sistemlere uygulanması ve operasyonel sürekliliğin sağlanması hâlen zaman alıyor.

Türkiye’de pek çok kurumda sorun teknoloji eksikliğinden ziyade süreç yönetimiyle ilgili. Güncel olmayan envanterler, dağınık sorumluluklar ve sınırlı insan kaynağı, savunma refleksini zayıflatıyor. USOM ve sektörel SOME ekiplerinin uyarılarına rağmen birçok açık, haftalar hatta aylar boyunca kapatılamıyor.

Araştırmacılar, saldırı ve savunma arasındaki bu hız farkının kritik bir kırılganlık yarattığını özellikle vurguluyor. Bugün yaşanan pek çok veri ihlali, bilinmeyen açıklar yüzünden değil; bilinen açıkların zamanında giderilememesinden kaynaklanıyor.

En Büyük Risk: Sosyal Mühendislik ve Dolandırıcılık

Uzmanlar kısa vadede yapay zekâ destekli saldırıların daha da yaygınlaşacağı konusunda hemfikir. Özellikle dolandırıcılık, kimlik avı ve sosyal mühendislik saldırıları öne çıkıyor. Yapay zekâ, hedefin sektörü, pozisyonu ve dijital alışkanlıklarına göre özelleştirilmiş içerikler üreterek saldırganların elini güçlendiriyor.

Türkiye’de son dönemde görülen “sahte kamu kurumu”, “sahte banka çağrısı” ve “deepfake ses kayıtları” bu riskin somut örnekleri. Artık yalnızca teknik ekiplerin değil, tüm çalışanların ve vatandaşların bu tehdide karşı bilinçli olması gerekiyor.

Burada kritik nokta şu: Yapay zekâ başlı başına bir tehdit değil. Asıl sorun, mevcut saldırı yöntemlerini daha ucuz, daha hızlı ve daha etkili hale getirmesi.

Yeni Silah Yok, Daha Keskin Silahlar Var

Yapay zekâ yeni bir saldırı türü icat etmiyor. Var olan yöntemleri keskinleştiriyor, otomatikleştiriyor ve ölçekliyor. Bu nedenle bugün için ibre saldırganlardan yana görünüyor.

Ancak Iowa Üniversitesi’nden George Smith’in de belirttiği gibi, savunma tarafında da yeni yaklaşımlar geliştiriliyor. Davranışsal analiz, otonom müdahale sistemleri ve yapay zekâ destekli tehdit avcılığı çözümleri, bu farkın kapanabileceğini gösteriyor.

Somut Adımlar: Ne Yapılmalı?

Bu noktada tartışmayı soyut tehditlerden çıkarıp somut adımlara indirmek gerekiyor:

  • Yerli çözümler önceliklendirilmeli: SIEM, SOAR, EDR ve DLP gibi kritik güvenlik bileşenlerinde yerli üreticiler desteklenmeli; kamu alımlarında bu çözümler için sürdürülebilir bir pazar oluşturulmalı.
  • SOME yapıları güçlendirilmeli: Kurumsal SOME ekipleri yalnızca kâğıt üzerinde değil, yetki ve kaynak açısından da etkin hale getirilmeli.
  • Yama ve envanter disiplini sağlanmalı: Kurumlar neye sahip olduklarını bilmeden güvenlik sağlayamaz. Güncel varlık envanteri ve zorunlu yama takvimleri standart hale gelmeli.
  • İnsan faktörü merkeze alınmalı: Sosyal mühendisliğe karşı farkındalık eğitimleri yılda bir yapılan formalite olmaktan çıkarılmalı; düzenli tatbikatlarla desteklenmeli.
  • AI savunmada da etkin kullanılmalı: Tehdit tespiti, anomali analizi ve olay müdahalesinde yapay zekâ destekli çözümler aktif biçimde devreye alınmalı.

 

Sonuç: Hız, Strateji ve Yerli Ekosistem

Önümüzdeki dönemde siber güvenlikte belirleyici unsur yalnızca teknoloji olmayacak; hız, organizasyon ve strateji en az teknoloji kadar kritik olacak. Saldırıya ne kadar erken yanıt verildiği, kurumların ve hatta ülkelerin dijital dayanıklılığını belirleyecek.

Bu da sadece ithal ürünlerle değil; güçlü bir insan kaynağı, ortak akıl, farkındalık kültürü ve sürdürülebilir bir yerli siber güvenlik ekosistemi ile mümkün.

2026’nın en net mesajı şu: Siber güvenlik artık yalnızca teknik bir mesele değil, doğrudan ekonomik ve ulusal dayanıklılık meselesi.

 

Yazarın Diğer Yazıları