Kişisel ve Toplumsal Birliktelikte Denge
Prof. Dr. Ünal Çamdalı
Yaşam sürekli denge üzerinden, ezelden ebede akıp gitmektedir. Yaşamda zaman zaman dengesizlikler oluşsa da bunlar da eninde sonunda, iyi ya da kötü olarak belli bir dengeye gelecektir. Bu noktada oluşan dengesizlikler çok uzun ömürlü olamayacaktır. Ani değişimler, ani gelişen olaylar kısa zamanda dengesizlik yaratsa da nihayetinde su akar mecrasını bulur misali onlar da belli bir süre sonra dengeye ulaşacaktır. Doğadan ve yaşamdan konu ile ilgili pek çok örnek verilebilir. Kaynatılan su belli bir süre sonra soğuyarak çevre ile ya da sıcak su ile karışan soğuk su, ılık olarak kendi aralarında dengeye gelecektir. Hiddet eninde sonunda sükûnete erişecektir. Esas olan dönüşümün termodinamikteki ismi ile yoludur. Hiddetin sükûnete, sıcağın (veya soğuğun) ılığa hangi yolla geldiği de önemlidir. Daha az ziyanla kırmadan, dökmeden dengeye gelmek gerekir. Bunu anlamak için biraz eğitimli olmak hatta biraz da termodinamik bilmek faydalıdır. Buradan termodinamiğe aşırı anlam yüklendiği sonucu çıkarılmamalıdır.
Kişisel Denge Koşulları ve Yaşamdan Örnekler
Denge, sosyal yaşamda da önemlidir. Özellikle evliliklerde, ikili veya daha fazla insan ilişkilerinde dengeyi gözetmek ve ilişkilerin hangi değerler üzerinden yürütüleceğinin önceden tanımlanması veya en azından tahmin edilmesi, oldukça fazla önem ifade etmektedir. Örneğin evlilik gibi ikili ilişkilerin önemli olduğu birliktelikle alakalı olarak peygamberimiz Hz. Muhammed, denkliği vurgulamıştır. Dengeyi denklikte görmüştür. Bu konuda uygun olmayan ortamlarda yetişen güllerden, çiçeklerden sakınılmasını hatta onlara değer verilmemesini tavsiye etmiştir. Burada gül ve çiçek metaforundan, iyi ortamlarda yetişmeyen bireyler kastedilmiştir. Rahmetli anacığım da bu konuda “uç uç da paydaşınla uç” derdi.
Denklik konusunda esas ölçülerden biri de bireylerin eğitimi, sosyal ve ekonomik durumudur. Bunlar tek başına yegâne ölçü olmasa da hepsi tek başına ciddi özelliklerdir. Evlilik gibi birlikteliklerde bireylerin eğitim düzeyi ile birlikte hayata farklı pencerelerden bakışları elbette önemlidir hatta bunlar bir açıdan zenginliktir. Ancak eğitimli insanların bakışı ile olmayanların bakışı arasındaki derin farklılıklar, ilişkilerin aşınmasında ve bozulmasında ciddi rol oynamaktadır. Bu, yaşanmış ve tecrübe edilmiş bir gerçektir ve dikkat edilmesi gerekir. Kişilerin yaşam tecrübesi önemli olsa da eğitim düzeylerini en başta yani evlilik öncesi ele almak ve değerlendirmek, sağlıklı birliktelik için elzemdir.
Denklikte diğer bir husus da bireylerin sosyal ve ekonomik durumudur. Bireylerin nerede olduğu, bulunduğu yere nereden ve nasıl geldiği de önemlidir. Ortaokulda okurken din dersi hocamız rahmetli Ahmet Akansu, zenginlerle fakirlerin evlenmesinin doğru olmadığını zira evlilik birliğinin sağlanmasında sıkıntılar doğacağını söylediğinde, başta şahsım olmak üzere sınıfça karşı çıkardık. Hocanın sözlerini, Türk filmlerindeki zengin kız ile fakir oğlanın (veya tersinin) birleşmesini engelleyen, kötü adamın söylemine benzetir ve itiraz ederdik. Hoca da siz henüz bunları anlayacak yaşta değilsiniz edasıyla bize manalı manalı bakardı. Yıllar sonra anlamıştık ne demek istediğini. Elbette sosyal olayların ilke ve kuraları, fizik yasaları gibi keskin ve net değildir. Onların keskin ve net olmaması, genelleştirilemeyeceği anlamına da gelmemektedir. İstisnai durumlar ve aykırı koşullara dayalı birliktelikler elbette olabilir. Bu konuda net olmak hatalı da olabilir. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Murphy’nin dediği gibi “doğa (yani yaşam) hep hatadan yanadır”.
Bu konuda beni en çok etkileyen olaylardan biri de kız kardeşimin komşusu bir teyzenin, kızını isteyen tanıdık öğretmen için kardeşime “usul bilir mi?” sorusuydu. Bu oldukça anlamlı bir soruydu. Usul yani yol ve yordam bilmek elbette birliktelikteki ve ortak yaşamdaki en önemli hususlardan biriydi.
Biraz maddi olanağa kavuşunca eğitimi olmamasına rağmen eğitimi ve eğitimli insanları küçümseyen, yakınlarına eşlerinin yanında galiz (çirkin) sözler söyleyen insanları da gördüm ve duydum. Bunların sayısı maalesef son günlerde daha da arttı. Televizyon programlarında farklı örnekleri görmek de mümkün hale geldi.
Toplumsal Dengesizliği Engelleme Çabaları
Toplumsal dengenin oluşturulması için algıların sağlıklı bir yapıya dönüştürülmesi hususunda çeşitli önlemlerin alınması elzemdir. Salt maddi birikimin ve zenginliğin yeterli olmadığı, topluma özellikle de gençlere anlatılmalıdır. Yetkililerin bu konudaki örnek davranışları önemli, sorumlulukları ise yüksektir. Özellikle belli bir eğitime ve yaşam tecrübesine sahip olunmadan edinilen maddi birikimin ve gücün, kişilerde güç zehirlenmesine neden olduğu, bunların da kişisel ve toplumsal ilişkilerde farklı dengesizler doğurduğu vurgulanmalıdır.
Kültürel ve geleneksel değerlerimizin aşındığı da bir gerçektir. Maddi kazanımlar her şeyden çok önemliymiş gibi oluşan algı, özellikle toplumun belli bir kesiminde ciddi karşılık bulmaktadır. Bunların biran önce düzeltilmesi için çalışmaların başlatılması, toplumun geleceği ve değerlerimizin korunması açısından elzemdir. Eskiden kişilerin akademik eğitimi olmasa da toplumsal değerler ve mahalle kültürü (bazıları buna mahalle baskısı dese de) insanları belli noktada eğitiyordu. Günümüzde bunların etkisi azaldığından, salt maddi değerler esasmış gibi gelişen bir düşünce, toplumda daha da etkin ve yaygın olmaya başlamıştır. Bunun tehlikeli ve sağlıklı olmayan bir anlayış olduğu gerçeği anlatılmadır. Paranın ve maddi gücün, sebep değil sonuç olduğu vurgusu yapılmalıdır. Bolu’da meslek yüksekokulunda derse giderken öğrencilerime devletlerin üstünlüğünün temel nedeninin ne olduğunu sorduğumda, öğrencilerin çoğu “paraya sahip olmak” demişti. Ben de paraya sahip pek çok petrol zengini ülkelerin neden üstün olmadığını, sorduğumda ise cevap verememişlerdi.
Sonuç
Para, maddi birikim ve zenginlik elbette önemlidir hatta gereklidir. Ancak bunlar tek başına yeterli değildir. Kaldı ki yukarıda da ifade edildiği gibi bunlar sonuçtur ve zenginliğin sınırı olmasa da zenginden daha zengin her zaman bulunsa da maddenin (ve enerjinin) miktarı sınırlıdır. Asıl olanın eğitime dayalı bilimsel ve teknolojik üstünlük olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Burada sanatı da vurgulamadan geçmek doğru değildir.
Dünyanın süper güçlerinin maddi kaynakları en çok olan ülkeler olmadığı, eğitimli ve donanımlı insan kaynağına sahip olduğu bir gerçektir. Salt maddi güce dayalı zenginlikler, ne kişileri ne de toplumları dengede tutamayacak hatta kurtaramayacak ve bozacaktır. Tıpkı yüksek sıcaklığa erişen alev gibi bir anda yanıp sönecek veya en kötüsü etrafını yakacaktır. Bu noktada entropi hep galip gelecektir.