Adaletin Eskimeyen Kanunu: Caydırıcılık ve Merhametin Sınırı
İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni başladığından beri, düzeni koruyan yegâne sütun adalettir. Tarih sayfalarını karıştırdığımızda görürüz ki; toplumu ayakta tutan şey sadece binalar, yollar veya köprüler değil, suçlunun kalbine korku, mazlumun gönlüne güven veren o sarsılmaz hukuk iradesidir. Dün de böyleydi, bugün de böyle; adaletin terazisi bir kez şaşmaya görsün, cemiyetin bağları çözülmeye başlar.
Bizim medeniyet tasavvufumuzda "merhamet", baş tacı edilen bir erdemdir. Ancak bilmek gerekir ki, zalime gösterilen merhamet, mazluma karşı işlenmiş en büyük zulümdür. Bugün sokaktaki vatandaşın feryat ettiği "cezasızlık algısı", aslında asırlardır süregelen bir hakikat arayışının tezahürüdür. İster bin yıl önce olsun, ister bugün; cinayet ve hırsızlık gibi doğrudan hayatın ve mülkiyetin kutsallığına el uzatan cürümler karşısında hukuk, sadece "ıslah edici" bir öğretmen değil, aynı zamanda "caydırıcı" bir kudret olmak zorundadır.
Özellikle tekerrür meselesi, hukukun en hassas sınavıdır. Bir kişi hatayı bir kez yapar, iki kez yapar; ama aynı günahı meslek haline getiriyorsa, orada artık şahsi bir zaaftan değil, toplumsal bir tehditten bahsedilir. "Kader mahkûmu" ile "suç makinesi" arasındaki keskin çizgiyi çekmek, hukukun namus borcudur. Tarih boyunca güçlü devletler, hatasında ısrar edene karşı şedit, tövbe edene karşı müşfik olmuşlardır. Bugün ihtiyacımız olan, suçun bir alışkanlığa dönüşmesini engelleyecek, "yapanın yanına kâr kalmadığı" bir ceza mimarisidir.
Bir diğer mühim mesele ise, filizlerimizi, yani çocuklarımızı korurken suçun niteliğini gözden kaçırmamaktır. "Suça sürüklenen çocuk" kavramı, evlatlarımızı sokağın karanlığından çekip almak için mühim bir kalkandır. Lakin bu kalkanın, ağır cürümlerin arkasına saklandığı bir zırha dönüşmesine de müsaade edilmemelidir. İnsan doğası değişmez; sorumluluk bilinci, sadece yaşla değil, eylemin ağırlığıyla da ölçülür. Kötülüğün yaşı olmaz, kötülüğe verilen karşılığın ise bir vakarı olmalıdır.
Netice itibarıyla; kanunlar kağıt üzerinde kalsa da vicdanlardaki adalet arzusu hep tazedir. Bizim vazifemiz, ne geçmişi kötülemek ne de bugünü yermektir. Vazifemiz, "Adalet mülkün temelidir" düsturunu, değişen zamanın şartlarına göre en caydırıcı ve en adil şekilde yeniden tahkim etmektir. Devletin vakarı, suçlunun cüretinden her zaman daha büyük olmalıdır.