Metin GÖĞEBAKAN

Eğitime Dair

Metin GÖĞEBAKAN

Eğitim; önceden belirlenmiş esaslara göre insanların davranışlarında istenen yönde değişim ve gelişim hedefleyen etkinlikler silsilesidir.

Öğretim; öğrenmede, bilinçlenmede yol yordam gösterme sürecidir. 

İnsan öğrenme ile eğitim sürecine girer. Bilgisiz eğitim olmaz. Eğitilmiş insan sonucuna ulaşmak için öğretimi planlamak ve bilgileri süzgeçten geçirerek süreci yönetmek gerekir. 

Burada eğitilmiş insan kimdir sorusunu sormak gerekir. Eğitilmiş insan; yaradılışına uygun yaşamını düzenleyen, sürekli gelişen ve gelişmeyle birlikte dönüşen ve insan olmayı beceren kişidir.
Öğrenme sürecinde insan; aklıyla elde ettiklerini kalbin terazisine, kalbi ile hissettiklerini de aklın terazisine sunarsa ve ilim ile aklını doyurursa cehaletten kurtulur. Kime ait olduğunu bilmediğim güzel bir söze denk geldim. ‘’ Kalbimin reddettiklerini aklımla, aklımın reddettiklerini kalbimle tasdik ettim.’’ Evet bazen akıl, bazen de kalp yetersiz kalabiliyor. İkisi birbirini tamamlamazsa insan nakıs kalabiliyor. Onun için kalbi aklın, aklı da kalbin emrine vermek gerekiyor. 

Bu açıklamayı şunun için yaptım. Öğrenmek bir meslek sahibi olmak için değil insan olmayı becerebilmek içindir. Bugün maalesef eğitim ve öğretim sürecini meslek sahibi olmak, bol para kazanmak, konfor içinde yaşamak için kurguluyoruz. Dolayısıyla istendik davranışları kazanmada, kazandırmada beklentilerimizle gerçekler arasında çelişkiler yaşıyoruz. Arpa ekip buğday biçmek ya da hiç alakası olmayan elma, armut hasat etmek istiyoruz. 

Eğitim konusunda ağzı olan konuşuyor. Bilen ya da bilmeyen kendi durduğu yerde, nefsi önceliklerine göre değerlendirme yapıyor. Evet bu doğru ama eksik. Bireylerin keyfine göre değil sağlıklı bir nesil ve toplum oluşturmak için eğitim ve öğretim süreci kılı kırk yararcasına hassa ve somut verilere dayanılarak oluşturulmalı. Bir kere bireyi tanımayan bir süreç akamete uğramaya, arızalı nesiller yetiştirmeye mahkumdur. Kapitalist sistemin dayattığı verilere göre insan yetiştirirsek tekâmül sürecini tamamlayamayan yığınlarla insanı topluma katar ve sorunlar yumağı içinde yaşarız. İnsan ruh ve bedenden müteşekkil bir varlıktır, yaratan öyle yaratmıştır. Yaratılışı değiştirmeye gücümüz yetmeyeceğine göre eğitim ve öğretimde yaratılışa uygun yöntem ve teknikler geliştirmeliyiz. Haddini bilmeyenlerin dünyayı getirdikleri durumu müşahede ediyoruz. İnsanlık çığırından çıkmış freni patlayan kamyon gibi tepe taklak olmuş durumda. 

Önce insanı bir bütün olarak görmeliyiz. Gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikliyoruz ve sonra düzeltmeye çalışıyoruz. Olur mu? Olmaz. Eğitim ve öğretimde bireyin maddi ve manevi önceliklerini görmemezlikten gelirsek kendi ile kavgalı, içinde yaşadığı toplumun değerleriyle çatışan/ savaşan bireylerin varlığını yadırgamamamız gerekir. 

Bir kere devlet olarak nasıl bir insan yetiştirmemiz gerektiği konusunda henüz karar verebilmiş değiliz. Gelgitler yaşıyoruz. Gücü elinde bulunduranların yolunda giderek çağı okumaya çalışıyoruz. Ancak bu yolla çağdaş olacağımızı zannediyoruz. Oysa bu yolla çağdaş değil çağın oyuncağı olduğumuzun farkında bile değiliz. Yeni bir yol bulmazsak rakiplerimizin öne geçemeyiz. Bilineni değil bilinmeyeni bulup denemekle ancak rakiplerimizin önüne geçebiliriz. Bu yol zor, zor olduğu kadar da meşakkatlidir. Ama başkasından farklı olmazsak sürünün içinde kaybolur varlığı ile yokluğu fark edilmeyen bir hiç hatta kendini yok eden bir aygıta dönüşür. Yaklaşık 250 yıldır batıyı taklit ediyoruz. Sonuç hezimet. Burada ısrar etmenin anlamı var mı? Yok. Çünkü yaklaşık 250 yıldır kendimiz olmak için değil birilerine hoş görünmek, yaranmak için tüm enerjimizi harcıyoruz. Onun içinde bir arpa boyu yol alamıyoruz. 

Hiçbir zaman bu yüz yılda olduğu kadar bilgi belirleyici olmamıştır. Bilginin tek otorite olduğu zamanda biz çocuklarımızı bilgiden, ilimden kopararak çok para kazanma hırsıyla sanayinin kucağına atıyoruz. Belki de bilimde devrim yapabilecek yavrularımızı heba ediyoruz. Cevher yanlış yerde ve yanlış ellerde teneke gibi kullanılıyor. Eğitim ve öğretimde önce eğitim camiasına da neşter vurulmalı. Zorunlu eğitimden sonra tek bir kitap okumamış, sapkın ideolojilerin oyuncağı olmuş eğitmenlere günahsız, körpe yavrularımızı teslim edersek telafisi mümkün olmayan hatayı yapıyoruz. Günahsız ve körpe dimağları sapkın ideolojilerin kucağına atıyoruz.

Avrupa’nın 1900’lü yıllarda yaşadığı tecrübeyi yeni yeni dememeye, yaşamaya çalışıyoruz. Sanayileşen Avrupa mesleki yöne ağırlık verdi ve bunun meyvesini de topladı. Şimdi biz, bizden fersah fersah önde olan birisini yakalamaya çalışıyoruz. Taklit asla aslını geçmez ya da aslının yerini almaz. Onun için deneneni değil denenmeyeni bulmalıyız. Yani dünyayı yeniden okumalıyız ve bu okuduğumuz yönden dünyaya şekil vermeliyiz.
Çağı yeniden okumalıyız ve nerelerde rakiplerimize fark atabileceğimiz konusunda kafa yormalıyız. Gidilen yoldan bir daha gitmenin anlamı yok. Yeni yol, yollar bulmadan girdaptan kurtulamayız. 

On yılda bir makas değiştiriyoruz. Ancak bunu ileri gitmek için değil geri dönmek için yapıyoruz. 
‘’Meslek meselesi memleket meselesi’’ cümlesine çok uyuz oluyorum. Ufku bu kadar dar olan bir bakış açısında ürün ortaya çıkmaz. Eşyaya hükmedelim derken insanı elimizden kaçırdık. Ya da insanın kendisi bizzat eşya oldu. Önceliğimiz insan yetiştirmek olmalı. Ahlaki değerlerle donatılmış maddi ve manevi tarafı güçlü insan olursa her yer abat olur, tersi ise berbat olur. Sadece eleştirmek için söylemiyorum bugün eğitime harcanan paralar boşa gidiyor. Kumar masası gibi nesillerle kumar oynuyoruz. Kumarın kazananı olmaz. 
Kısa ve net; seküler, pragmatist, materyalist ve özellikle de düalist eğitim kendini yok etme üzerine kurgulanmış bir sistemdir. Vaz geçmeliyiz.
 

Yazarın Diğer Yazıları