Murat SERİM

Sulukule'de Bin Yıllık Hafıza Ve Tarihi Eser Sayılan Evlerin Yıkımı

Murat SERİM

Değerli dostlar; Fatih Karagümrük, Sulukule semtindeyiz. Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Pündük Bey’le söyleşimize devam ediyoruz.

Şükrü abi, Romanlara has yemekler var mı? 

Bu çok sorulan bir soru. Ben de bu soruya daha önce verdiğim cevabı size de vereyim şakşuka diye bir yemeğimiz var. Patlıcan, domates ve biberle yapılan. Aslında bizim bildiğimiz kızartma. Aslında sen de ben de hangi yemeği yiyorsak bizim Romanların yemeği de aynı yemek. Kültürel bir yemeğimiz yok bizim.

600 yıl Anadolu'da beraber yaşamış bir toplum, Türklerle iç içe girmiş, bütünleşmiş aslında.

Senin kelle paçan benim kelle paçamla aynı. Senin kuru fasulyen benim kuru fasulyemle aynı. İçine konulan malzemeler değişik olabilir. O da bizim damak lezzetimize göre. Ama Suriye'den gelen insanların yemeğiyle bizim yemeğimiz aynı olmaz. Damak tatlarımız çok ayrı. Ama seninle benim damak tadım aynıdır. 

Romanların Hindistan'dan çıkarak göç yolculuklarını konuştuk. Romanların Anadolu'ya, Avrupa'ya üç kol hâlinde geldiğini söylediniz. Bulundukları coğrafyadaki toplumların dinlerini benimsediklerini ifade ettiniz. Bu süre içerisinde Romanlar hangi dinleri kabul ediyorlar? 

Osmanlı kurulurken de kimse kimsenin dinini bilmiyordu. Osmanlı kurulduktan sonra herkes dinini özgürce yavaş yavaş yaşamaya başladı. Osmanlıyı biliyorsunuz, din konusunda baskı yapmamıştır. Daha da geriye giderseniz hatta Peygamber Efendimiz zamanına kadar giderseniz, o zaman da yavaş yavaş insanlar İslam dinini kabul etmeye başladılar. Hindistan'dan çıktıktan sonra hangi ülkeye gittiyseler oranın dinini, oranın bayrağını kabul edip, oranın toprağını kabul edip oralı olmuşlar. Biz de buraya geldiğimiz için çok mutluyuz, memnunuz. İslam'la da müşerref olduğumuz için çok mutluyuz. Elhamdülillah da Müslümanız. 

Şükrü abi, izninizle sivil toplum kuruluşları ve bu kuruluşların sosyal faaliyetlerinden biraz konuşalım. Türkiye'de Romanlara hizmet eden kaç dernek ve vakıf var? 

Sayısı bayağı arttı. Sayısının tam olarak kaça yükseldiğini bilmiyorum. Ama vakıf aracılığıyla sesimizi duyurmaya çalıştığımız bir vakfımız var. Roman Eğitim ve Araştırma Vakfı olarak geçiyor. Kısaca RETAV. Aşağı yukarı 3-4 tane de konfederasyonumuz var. 10-15 tane federasyonumuz var. Türkiye genelinde aşağı yukarı 380 civarında da derneğimiz var. Bunlardan birisi de Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Araştırma Derneği. Sulukule Derneği zaten ilki. 

O derneğin de başkanısınız. 

Evet, ilk kurulan derneklerden bir tanesi.

Ayrıca RETAV'da da bir göreviniz var ve RETAV’ın İstanbul il başkanısınız.

Aynen, İstanbul'da da il başkanlığı yapıyorum. RETAV'da 5 yıldır çalışıyorum. RETAV Vakfının yönetim kurulu üyesiyim. 

RETAV Vakfı hakkında bilgi verir misiniz? 

5 yıl önce kurulmuş bir vakıf. Daha önce bizim AK Parti milletvekilimiz Cemal Bekli vardı. Ondan önce de Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekilimiz Özcan Purçu vardı. Cemal Bekli ile beraber kurulmuş bir vakıf zaten. 

Romanları temsil etmiş başka milletvekilleri var mı? 

Şu anda yok. Üç tane milletvekilimiz vardı. Daha önce Ahmet Davutoğlu başbakanken danışmanlığını yapan bir başbakan danışmanımız vardı. Romanların danışmanı Metin Özçeri Bey vardı. Başka da temsilcimiz hiç olmadı. 

RETAV'ın yapmış olduğu çalışmalardan bahseder misiniz?

2021 yılında kurulmuş bir vakıf. Ben 2024 yılında geçtim bu vakfa. Aşağı yukarı bir yıl oldu olmadı. Tabii ki çıkarmış olduğumuz kitaplar ve kitap projelerimiz var. Çocuklara yönelik kitaplarımız var. 

Şu anda da masamızın üzerinde duran Sulukule Dosyası kitabından da bahseder misiniz? 

Kitaptan da biraz bahsedeyim. Bu kitap mimarlar odasının ‘Sulukule Tarihi’ diye çıkarmış olduğu bir kitap. Kapağındaki ev de Gülsüm Halamın evi. Hemen yanında yıkılan yer de benim kendi evim vardı. Bu ev en son yıkılan evdir. Gülsüm halama da bir rahmet gönderelim. Allah rahmet eylesin. Bu ev Sulukule’nin simgesi oldu. Kitapta Sulukule’deki kentsel dönüşümle ilgili tüm yaşanılan ne varsa onunla alakalı hepsi anlatıldı. Neler yapıldı, neler edildi hepsi bu kitabın içinde. Okurlarımız Sulukule’deki Romanlarla ilgili faydalanmak isterlerse bu kitabı alıp okumalarını tavsiye ediyorum. 

Kitabın adını tam olarak söyleyelim. Mimarlar Odası Tarihinden Sulukule Dosyası, kitabın adı bu. İnternetten temin edilebiliyormuş. Sizin de bu kitaba katkınız olduğunu biliyoruz.

Tabii. Kitapta benim de katıldığım bir röportaj var. Sulukule'nin eski hâli, yeni hâli diye fotoğraflar var. Çok güzel bir kitap oldu, çalışma oldu. Sulukule’nin kentsel dönüşümünde neler yaşandığını, neler olduğunu gösteren örneklerden birisi. 

Sulukule’deki kentsel dönüşüm sürecinde mutlaka ki anılarınız vardır. Kentsel dönüşüm sürecinde buradaki bir anınızı okurlarımızla paylaşır mısınız? 

Avrupa parlamentosuna gittik kentsel dönüşümle alakalı. Burada Yeşiller Parlamento Eşbaşkanı Joos Lagendijk’in davetine binaen gitmiştik. Hatta o zaman dönemin belediye başkanı Mustafa Demir, Talip Temizel, Mustafa Çiftçi beylerle beraber burada neler oldu, neler yapıldı diye gittik Bürüksel’deki Avrupa parlamentosuna. Kentsel dönüşümle alakalı. Orada bir anım var tabii ki. Mustafa Demir Bey çıkıp orada Sulukule’yi anlattı, Sulukule’deki kentsel dönüşümün nasıl olduğunu anlattı. Ama o, bize anlatırken memleket ismi vermek istemiyorum. Başka memleketten arkadaşlarımız vardı. Onlar çadırlar kuruyorlardı buraya geldikleri zaman. Falanca şehirden diyelim gelen arkadaşlarımız vardı. Buraya davul çalmağa gelirler. Orada onların çadırlarını çekip ‘’İşte, Sulukulelilerin yaşadığı yerler buralar.’’ deyip göstermişti. Ben de bunun bizim yerlerimiz olmadığını söylediğim an, Mustafa Demir Bey orayı terk edip yuhlandı orada. Mustafa Demir orayı terk edip tekrar İstanbul'a, Türkiye'ye döndü. Biz tabii yuvarlak masa toplantısına da katıldık. Orada rezil olmuştu. 

Brüksel'de çadırlarda yaşayanları çekiyorlar. Üstüne Sulukuleliler burada yaşıyorlar diye gösteriyorlar, öyle mi?

Evet, biz de ‘’Bunlar bizim evlerimiz değil. Bunlar falanca şehirden buraya davul çalmaya gelenler. Sen niye bizim buraları bizimmiş gibi gösteriyorsun?’’ dedik. Ama bize de anı olacak şu cümleyi söylemişti orada: Kanalizasyonları bile yok, demişti. Peki, kanalizasyonlarımız bile yoksa 15 yıllık belediye başkanı. Bu kimin ayıbıydı? 

Çok doğru söylüyorsunuz. Bunu yapacak olan belediyeler tabii ki de.

Biz de belediyelerimizden o yüzden memnun olmadık bir türlü, memnun edemediler bizi. Biz, evlerimizin damı üstündeyken damımızı onarmaya çıkıyorduk. ‘’Elleme, tarihi eser.’’ diyorlardı bize. Bir çivi çakacağız ‘’Elleme, tarihi eser, çakma.’’ diyorlardı ama tarihi eserleri kökünden kazıdılar, götürdüler.

13.bölümün sonu

 

Yazarın Diğer Yazıları