Mustafa BALABAN

' VAKPİR'

Mustafa BALABAN

' VAKPİR'

Evimize, iş yerimize ve çevremize baktığımızda her yaştan insanın dijital aygıtlarla hemhâl olduğunu görürüz. Kimi kısa süreli, kimi uzun süreli; bu aygıtlar farklı amaçlarla kullanılır. Genel olarak sosyal bir anket yapsak, herkesin ya eğitim ya da iletişim amaçlı kullandığını öğrenebiliriz. Belki gençler ya da çok düşünmeden cevap verenler, eğlence için kullandıklarını da söyleyebilir. Şayet bu konuyu aile içi iletişime, iş ortamında verimliliğe ve sosyal hayattaki ilişkilere taşırsak, “hepimiz bağımlı olduk” dersek çoğu insan bunu onaylayabilir. Ancak herhangi birine doğrudan, sen diliyle “bağımlısın” dediğimizde bunu kabul etmeyecek; “Ben aşırı kullanmıyorum” ya da “İhtiyacım kadar kullanıyorum” diye itiraz edecektir.
Gelinen noktada büyükler çocuk ve gençlerden, küçükler ise ebeveyn ve yetişkinlerden şikâyetçi olacak; birbirlerini “bağımlı” diye tavsif edeceklerdir. Bugün Dünya Sağlık Örgütü ya da ülkemizde bağımlılıkla mücadele eden kişi ve kurumlar, dijital teknolojiye (bağlantılı cihazlara) bağımlılığı aşırı çevrim içi aktivitelerle tanımlıyor. İnternet kullanımının gündüzleri zaman, enerji ve dikkati yönetme yeteneğinin kaybına sebep olduğunu; geceleri ise uyku düzeninin bozulmasına ya da uykusuzluğa yol açtığını ifade ediyor.
Biz büyükler, çocuklarımız adına kaygılıyız. Gençlerin mesuliyet duygusunu yeterince hissetmemelerinden muzdaribiz. Kişisel serüvenimizde hayatımızı bir şekilde düzene koymuş ya da koyabilecek imkân ve şartlara sahibiz. Ya onlar? Akademik başarıları, ahlaki davranışları, evliliğe bakışları, iş hayatına hazırlıkları, vatana ve millete hizmet etme anlayışları nasıl olacak? Bu ve benzeri kaygılar; dijital diyet, dijital detoks, sosyal medyayı kullanmama, az kullanma hatta dijital oruç gibi çözümler düşünmemize sebep oluyor. Bu büyük ağların altında, küresel dijital salgının karşısında çocuklarımızın beden ve ruh sağlığını ne derece koruyabiliriz?
Farklı ve faydalı farkındalık çalışmaları yapılıyor. Bir grup arkadaşla; çocuklara değerlerimizi kazandırma, topluma faydalı birey olma bilinci verme ve dijital aygıtların olumsuz etkilerini azaltma adına kitaplar kaleme aldık. Çocuk edebiyatı kapsamında, hikâye türünde eserler yazdık.
Dijital bağımlılık konusunda çocuklarda farkındalık, ailelerde ise duyarlılık kazandırma amacıyla VakPir isimli kitabı kaleme aldım. Çocuklarımızı, öğrencilerimizi hatta velilerimizi dikkate alarak, alışılmış öğüt yöntemi yerine öykü yöntemiyle yazılan eserimizin adı VakPir’dir. İlk bakışta yeni bir kelime olduğu anlaşılıyor. Karakter türetme ve kurgu oluşturma yöntemiyle; vakit kelimesinin ilk üç harfini (Vak), vampir kelimesinin son üç harfini (Pir) birleştirerek VakPir diye tesmiye ettim. Bizlerin “ipucu”, sinemacıların “sinopsis”, gençlerin ise “spoiler” dediği kavramları dikkate alarak yalnızca az bir bilgi vermekle yetiniyorum. Dijital aygıtlar (ve onları yönetenler) kendi içinde nasıl örgütlüdür ve bizlerin en kıymetli vakitlerine nasıl taliptir?
İşte bu sorunun cevabını aramak üzere fabl tarzında, fantastik türde ve teşhis–intak sanatıyla yazılmış bir eser ortaya çıktı.
VakPir, kitap olmadan önce kurgu sürecinde her yaş grubundan çocuk ve gence okutuldu. Eğitimcilerin eleştirilerine açık okumalar yapıldı. Geçen beş ay içinde ise matbu hâliyle sahada ve sınıflarda geri bildirimler alındı. Çocuklardan; “Aynı ben”, “Aynı bizim ev”, “Keşke daha önce okusaydım”, “Her arkadaşım okumalı”; büyüklerden ise “Gerçekten harika bir farkındalık”, “Özgün bir kurgu”, “Tüm çocuklarımız hatta büyükler de okumalı” şeklinde tepkiler geldi.
Büyücek Yayınları’ndan çıkan VakPir, kuru bir anlatım yerine özgün bir kurguyla tüm yaş gruplarını uyarıyor. Öyle ki hem hikâyenin içindeki çocuklar hem de dışındakiler çözüm amacıyla VakTim ekibi kurma kararı alıyorlar. Kitap “dijital aygıtlara savaş açalım” demiyor; “dijital aygıtları yerinde ve yeterli kullanalım” diyor.
VakPir, vaktin en değerli hazine olduğunun altını çiziyor. Farkında olarak ya da olmayarak elimizdeki zamanın cep telefonu, tablet, bilgisayar vb. dijital aygıtlarla nasıl çalındığını anlatıyor.
İsterseniz yazımızı bir okuyucunun değerlendirmesiyle bitirelim. Kitabı değerlendirmeleri için, kitap okumayı çok seven ve eleştirel yaklaşan; tanımadığım ve beni de tanımayan öğrencilere, bir öğretmenimiz aracılığıyla on soru ilettim.  O okuyucularımızdan birinin cevabını paylaşıyorum. Son soru şuydu: Kitabı başkalarına önerir misin? Cevabın evetse, kimlerin okumasını istersin?
• Kesinlikle evet. Tam bağımlı olan arkadaşlarımın okumasını isterdim. Bu kitabı okuyunca bende de biraz bağımlılık olduğunu fark ettim ve düzene girmeye çalıştım.
 

Yazarın Diğer Yazıları