Onunla hayatımız ilk defa 1978 yılında kesişti. Tufanbeyli Merkez Ortaokulu 2. sınıf öğrencisiydim. Tarih ve Coğrafya derslerimize O giriyordu. Onu ilk defa tanıyorduk. Yumuşak huylu birine benziyordu. Sınıf içinde ağır ağır yürüyordu. Elinde bir anahtarlığı vardı. Sınıftaki gürültü seviyesi arttığı zaman anahtarlığın demir ucunu masaya vururdu. Herkes gürültünün arttığını ve seviyenin düşürülmesi gerektiğini anlardı. Dersteki konuların anlaşılması için vurgu kullanırdı. Örneğin “Türkiye’deki nüfus sayımı sonu sıfır (0) ve beş (5) ile biten yıllarda yapılır” bilgisi bize Ondan kalan bir öğretiydi. Memleketi Adana’nın Osmaniye ilçesiydi. O yıllarda Osmaniye Adana’nın büyük ilçelerinden birisiydi. 1978 yılında ilk defa başladığı öğretmenlik hayatında Tufanbeyli Lisesinden nitelikli öğrencilerin yetişmesine vesile olmuştur.
Sevecen, kapsayıcı, çözüm ortağı, aktivist, yazar, dert babası ve gönül adamıydı. Kimin ne derdi varsa ona koşardı. Kim nasıl bir çözüm ararsa adresler onu gösterirdi. "Yarın deme bugün de" derdi. "Kırmadan Dökmeden" deyimi ona ait bir davranış tarzıydı. Mazlumder'in ağır taşı, Gönüllü Kuruluşların hamisiydi. Çalışmayan STK' lar onun gündemindeydi. Herkesin derdine derman olurdu. Aç gezene aş, işsiz kalana iş, evlenmek isteyene eş arardı. Eşinden boşanmak isteyenlere nasihat eder, terapi almalarını sağlardı. Cezaevinde haksız yere yatanlara üzülür, ücretsiz avukat temin ederdi. Haksızlığa uğrayanın, mağduriyet yaşayanın yanında yer alırdı. Kim olursa olsun mazlumdan yana, kim olursa olsun zalime karşı derdi.
Ortaokulda numaramı ezbere bilirdi. "161 Evsen" diye hitap ederdi bana. Eğitim öğretim sezonun sonunda bizleri geziye götürürdü. Nihayet gün geldi Tufanbeyli’den tayin alarak Osmaniye’ye gitti. Osmaniye’ye gittikten sonra Onun yokluğu daha çok hissedildi. Telefonun olmadığı o yıllarda sosyal medyanın geçerli akçesi mektuplaşmaktı. Uzun yıllar Onunla mektuplaştık. 4-5 adet A4 ebatlı parşömenlere yazarak mektuplaşırdık. Mektuplarda fikir tartışması yapardık. Şiirler yazar, heyecanla da okurduk.
Daha sonra yollarımız Kayseri'de yeniden kesişti. Kayseri'ye geldiğim 1999 yılından beri irtibatımız hiç kopmadı. Bizim tembellik yapmamıza asla izin vermezdi. Sürekli yeni programlar yapardı. Programın birisi bitmeden diğerlerini tasarlardı. Boş durmayı ve vakit öldürmeyi sevmezdi. Her programdan sonra bizleri tek tek arar, programın başarılı olup olmadığını, keşke diyeceğimiz bölümlerin olup olmadığını sorardı.
Onunla birlikte İstanbul, Çanakkale, Bolu, Ankara, Mersin, Adana, Hatay, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz, Bosna Hersek, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ ve Kıbrıs gezileri düzenledik. Her geziden sonra notlar çıkartır ilgili ortamlarda sunum yapardı. Hatta sorunlara çözüm olsun diye raporlar yapar, şehrin atanmış ve seçilmişlerine ulaştırırdı.
Son programı Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesindeki Kıbrıs sunumuydu. Beraberce gittiğimiz Kıbrıs'ı farklı platformlarda defalarca anlatmasına rağmen sanki ilk defa anlatıyormuş gibi heyecanı vardı. Hayata hep olumlu baktı. Yapamadıklarımızı değil yapmaya gücümüz yetip de yapmadıklarımızı sorgulardı.
“Kırmadan, Dökmeden” diyordun Ahmet TAŞ. Ama bizi bu defa çok kırdın. Bizi yerlere döktün, yalnız bıraktın.
Vesselam biz kendisinden razıydık. Doğruluğuna, dürüstlüğüne, İslam üzerine olduğuna şahitlik yaparım. Rabbimde senden razı olsun ey Ahmet TAŞ. Yattığın yer nur olsun. Rabbim umduğuna nail etsin inşallah. Allah rahmet eylesin.